PEZKUWICHAINDIJITAL KURDISTAN NEWS 15 HEZÎRAN 2026 · DUŞEM
Gündem Görüş
Görüş

Yoğunlaşmamız Gereken Algılar mı, Olgular mı?
Kırk yılda Kurdistan'ın kuzeyinde olguların yerini algılar, öznenin yerini tek adam düzeni aldı; silahlar yakıldı ama algılar yakılmadı. Çıkış yolu, algılardan olgulara, olgulardan özneye, yani Kurdistan'a dönmekten geçiyor.

Yoğunlaşmamız Gereken Algılar mı, Olgular mı?

Kırk yılda Kurdistan'ın kuzeyinde olguların yerini algılar, öznenin yerini tek adam düzeni aldı; silahlar yakıldı ama algılar yakılmadı. Çıkış yolu, algılardan olgulara, olgulardan özneye, yani Kurdistan'a dönmekten geçiyor.

Hayatın herhangi bir alanında algılarla olgular yer değiştirdiğinde işin içinden çıkmak kolay olmuyor. Kurdistan'ın kuzeyinde olgularla algılar ciddi biçimde yer değiştirmiş durumdadır. Bu yer değiştirme içinden çıkılmaz bir hâl aldıkça gelişim ve değişim de doğal olarak algılar ekseninde dönüp dolaşıyor. Kurdistan'ın kuzeyinde 1980 sonrasında yeniden tasarlanan bir gerçeklik var ve bu gerçeklik, algılar üzerinden yürüyen şeyin ta kendisidir.

12 Eylül 1980'den bu yana geçen kırk altı yıla bakıldığında, ülkemizin kuzeyinde Kürd hareketlerinin bir arpa boyu yol alamadığı görülür. Yol alamamakla kalmayıp bu yıllar boyunca olgular üzerinden tartışmak ya da sürece müdahil olmak yerine algılar üzerinden tartışıldığı, yine algılar üzerinden "müdahil" olunmaya çalışıldığı da rahatlıkla görülebilir. Olgunun ne olduğu sorusunun cevabı öznedir; öznenin kendisi ise Kurdistan'dır. Dolayısıyla yer değiştiren yalnızca olgu değildir, özne de yer değiştirmiştir.

Kurdistan'ın kuzeyinde 12 Eylül askeri cuntasıyla başlayan süreç Kürd hareketi üzerinde ağır etkiler yarattı. Ama bu etki, Türkiye muhalefetinde olduğu gibi ağır bir yenilgiye dönüşmedi. Kuzey Kürd hareketinin yenilgisi daha çok kendi iç sorunlarını aşamamasına dayanır. Aynı dönemde Kürd hareketlerinin ana gövdelerinin ezici çoğunluğu Kurdistan'ın öteki parçalarına ya da yurt dışına çıkmayı başardı. Bu yüzden Kuzey Kürd hareketinin tasfiyesi, sanıldığı gibi 12 Eylül'ün bir başarısı değil, Kürd hareketlerinin yetersizliği ve başarısızlığıdır. O yıllarda Kuzey Kürd hareketleri son derece izafi tartışmalarla hızla eridi, asıl ihtiyaç olan yeniden örgütlenme konusunda bir türlü adım atamadı. Dün o izafi tartışmalarla yol alamayan Kürd hareketleri, aradan kırk yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen bugün hâlâ izafi şeyleri tartışmaktan müdahil bir yapılanma yaratamıyor.

Algıların olgu ve özneyle yer değiştirmesinin sonucu olan bugünkü tablo başlı başına bir yük olarak sürüyor. 15 Ağustos 1984'te Kürd dünyasına "nur topu gibi" bir savaş konsepti düştü. Bu konsept birçok yönüyle Kürdlerin duygularını okşarken, öte yandan Kürdlerin binlerce güzide evladının karanlık ellerin operasyonlarıyla tasfiyesini sağlıyordu. Binlerce kadro, her biri ötekinden farklı sudan gerekçelerle tasfiye edilip yok edildi. Her yeni tasfiyeyle birlikte yeni algılar üretildi. Bu algılar uzun bir dönem sorgulanamaz ayetler gibi görüldü ve algılar üzerinden yürütülen tasfiyeler âdeta bir katliama dönüştü. Bu arada sürece tarih bilincinden yoksun kuşak üstüne kuşak monte edildi.

Yeni kuşaklar savaş konseptinin itaatkâr taşıyıcıları olmakla kalmadı, kör savunucularına dönüştü. Öyle bir mekanizma kuruldu ki en tepede tek adam, yani "peygamber", onun altında iki elin parmaklarını geçmeyen bir "havariler" grubu, en altta ise bir müritler topluluğu yer aldı. Tek adam bütün havarilerini önce kişiliksizleştirip aforoz ediyor, sonra kendine bağlı kullar hâline getiriyordu. Havariler de aynı şeyi kendi altlarındakilere uygulamaktan geri durmadı. Artık söylenen her söz ayet hükmüne, sözü söyleyen de ilah konumuna yükseldi.

Kurulan mekanizma yeryüzündeki hiçbir milli kurtuluş hareketinin yapılanmasına benzemiyordu; benzediği tek şey sömürgeci devletlerin kurduğu mekanizmalardı. Bu benzerlik o gün sorgulanamadı, bugün de sorgulanmış değil.

Bu mekanizmalardan biri zaten Kuzey'de devletin kendisiydi. İkinci mekanizmayla birlikte Kürdler yalnızca kontrol altına alınmadı, algıların da esiri hâline getirildi. Süreç acımasızca işletildi ve Kürdlere iki mekanizmadan birinin yanında durmak dayatıldı. Kürdleri "kurtarma" iddiasındaki mekanizmanın, sürecin başında ortaya koyduğu birtakım ideolojik ve politik söylemler vardı. Önce bu söylemleri geliştirenler ve savunanlar tek tek yok edildi; yok edilmeyenler de aforoz edilerek kişiliksizleştirildi.

Eski ideolojik ve politik hattın sahipleri ve savunucuları ortadan kaldırıldıktan sonra sıra "yeni" şeyler söylemeye geldi. Her baharla birlikte kitlelerin önüne şaşmaz biçimde "yeni" bir söylem, "yeni" bir hamle kondu; oysa her seferinde açık seçik yeni bir inkâr süreci inşa ediliyordu. Fiziki kıyımların ardından ideolojik ve politik kıyımlar geldi, inkâr süreci hiçbir sakınca görülmeden algı üzerine algı eklenerek kuruldu ve Kürd milleti kör ve sağır bir duruma sokuldu. Yaşanan insani, kültürel, coğrafi, ideolojik ve politik kıyımlarla basireti bağlanmış bir millete dönüştürüldük. Algılar olguların yerini almakla kalmadı, öznenin katili olmasına da ramak kaldı.

Bu "yeni" söylemlerin sonuncusu, savaş konseptinin kendisinin rafa kaldırılması oldu. Şubat 2025'teki çağrının ardından, 1984'te savaşı başlatan örgüt Mayıs 2025'te kendini feshettiğini ilan etti. Temmuz 2025'te Silêmanî yakınlarında silahlar törenle yakıldı, Ağustos 2026'da da süreci yasal çerçeveye bağlayan 7595 sayılı kanun Resmi Gazete'de yayımlandı. Kırk bir yıl sonra savaş bitirildi, ama savaşla birlikte kurulan mekanizma bitirilmedi. Dün savaşı sorgulanamaz bir ayet sayan aynı kadrolar bugün feshi de aynı sorgulanamazlıkla savunuyor; dünkü kutsal hedefin neden terk edildiğini, dökülen kanın hangi hesaba yazıldığını soran yine aforozla karşılaşıyor. Silahlar yakıldı, algılar yakılmadı. Değişen yalnızca söylemin adı oldu; tek adam, havariler ve müritlerden oluşan düzen yerinde duruyor.

Yukarıdaki tablo kırk yılın kısa bir resmidir. Ne var ki resmin görülmesi meselelerin çözüldüğü anlamına gelmiyor. Egemen mekanizmaların dışında kalan hatırı sayılır bir Kürd muhalif damarı var. Bu damar kırk yılı aşkın süredir yaşananları seyretmekten öteye geçemedi. O da kurulan algıların dışına bir türlü çıkamadı; bütün etkinlikler egemenleşmiş algılar üzerinden yürüdükçe adım atılamaması da şaşırtıcı değildir.

Bu noktada sorulması gereken soru yalnızca egemen yapıya yöneltilemez. Kürd siyasetinin çıkmazı yalnız yanlış politikalardan değil, yanlışları sorgulamayı zorlaştıran siyasal kültürden de kaynaklanıyor. Olguların yerini sloganlar, eleştirinin yerini sadakat, milletin iradesinin yerini dar karar mekanizmaları aldığında siyaset kendi amacından uzaklaşır. Ama mevcut yapıyı eleştirmek de yetmez.

Yıllardır muhalif konumda bulunanlar neden güçlü ve güvenilir bir alternatif kuramadı?

Bu sorunun cevabı aranmadan muhalif damarın kırk yıllık seyirciliği aşılamaz. Eleştiri somut bir programa ve toplumsal örgütlenmeye dönüşmediğinde yalnızca itiraz olarak kalır; itiraz ise algıyı değiştirmez, ona karşı bir algı daha üretir. Egemen mekanizmayı her gün eleştirip ertesi gün onun gündemiyle uyanan bir muhalefet, farkında olmadan o mekanizmanın çizdiği sınırların içinde yaşamaya razı olmuş demektir. Asıl yapılması gereken, eleştiriyi açık bir hedefe, yazılı bir programa ve işleyen bir örgüte bağlamaktır.

Milli mücadele hiçbir kişinin ya da örgütün tekelinde olamaz. Hiçbir siyasi yapı kendisini milletin yerine koyarak millet adına sınırsız karar verme hakkına sahip değildir. Gerçek temsil çoğulculukla, özgür tartışmayla ve hesap verebilirlikle mümkündür. Asıl mesele, kimin iktidarda olduğu kadar iktidarın nasıl kullanıldığıdır. Kırk yıl boyunca tek adamın sözünü ayet sayan bir düzenin bıraktığı en ağır miras da buradadır: Kürdler kimin yönettiğini tartışmaya alıştırıldı, nasıl yönetildiklerini tartışmaya değil. Eski anlayışın yerine yeni isimler koymak değişim değildir; aynı mekanizma yeni bir adla, yeni bir söylemle, hatta silahsız bir kılıkla da yoluna devam edebilir. Gerçek değişim, eleştirilemeyen otoritenin yerine denetlenebilir kurumları, itaate dayalı siyasetin yerine özgür iradeyi koymaktır.

Kuzey Kürd hareketinin "fabrika ayarlarına" dönmekten başka bir seçeneği yok. Yapılması gereken temel şey Kürdlerin tarihsel mücadele tezlerine dönmek, algılardan uzak durarak yalnızca özneye, yani Kurdistan'a yoğunlaşmaktır. Bugün ihtiyaç duyulan, milli kurtuluşu amaçlayan geleneksel Kürd mücadele tezlerine milli bir örgütlenmeyle yeniden dönmektir. Bu örgütlenme, dünün tek adam düzenini yeni bir adla tekrarlamamak için kendi içinde de denetlenebilir, tartışmaya açık ve hesap veren bir yapı olmak zorundadır. Kürd siyasetinin ihtiyacı, yeni sloganlardan önce cesur bir özeleştiri, ardından da milletin içinde karşılığı olan demokratik bir siyasal programdır. Algıların kontrol ettiği bir siyaset değil, algıları kontrol edebilen bir siyaset artık her Kürdün önünde duran görevdir.

Bugün ülkemizin kuzeyinde egemen olan gayrimilli paradigmaya ve onun algılarına takılmadan, tamamen onların dışında yeni ve müdahil bir hat inşa edilmek zorundadır. Algılar üzerinden yürüyen şey milli bir mücadele değildir; milli mücadeleyi kontrol etmek için kurulmuş ilave bir mekanizmadır. Bu mekanizmanın ezici bir çoğunluğun desteğiyle Kürd ve Kürdlük adına yürümesi onu Kürd yapmaz. Yapılması gereken, bu mekanizmayı yok sayıp karşısında yeni bir toplumsal mutabakatın desteğiyle yeniden yapılanmaktır. Bugün Kürdlük ve Kurdistan mücadelesi, kendisine yabancılaşmış bir biçimde kendi inkârı üzerinden yürütülmek isteniyor.

Bu gidişe son vermek bugünün ivedi görevidir. Yarınlarda var olmak istiyorsak algılardan olgulara, olgulardan özneye, yani Kurdistan'a dönmek için bugün henüz geç değildir; yarın geç olacaktır.

Divê Em Li Ser Têgihîştinan An Li Ser Rastiyan Hûr Bibin?

Di çil salan de li Bakurê Kurdistanê têgihîştinan cihê rastiyan, pergala yek kesî jî cihê subjeyê girt; çek hatin şewitandin, lê têgihîştin nehatin şewitandin. Riya derketinê di vegera ji têgihîştinan ber bi rastiyan, ji rastiyan ber bi subjeyê, ango ber bi Kurdistanê re derbas dibe.

Dema ku di her qadeke jiyanê de têgihîştin û rastî cihê xwe diguherînin, derketina ji nav vê yekê ne hêsan e. Li Bakurê Kurdistanê rastî û têgihîştin bi awayekî cidî cihê xwe guhertine. Her ku ev cihguhertin dibe rewşeke ku mirov nikare jê derkeve, pêşveçûn û guherîn jî bi awayekî xwezayî li dora eksena têgihîştinan dizivirin. Li Bakurê Kurdistanê realîteyek heye ku piştî 1980an ji nû ve hatiye dîzaynkirin, û ev realîte bi xwe ew tişt e ku li ser têgihîştinan dimeşe.

Dema ku mirov li çil û şeş salên ku ji 12ê Îlona 1980an vir ve derbas bûne dinêre, tê dîtin ku li bakurê welatê me tevgerên Kurd bi qasî dendikeke ceh jî rê nebirine. Ne tenê rê nebirine; bi hêsanî tê dîtin jî ku di van salan de, li şûna ku li ser rastiyan nîqaş bikin an destwerdana pêvajoyê bikin, li ser têgihîştinan nîqaş kirine û dîsa li ser têgihîştinan hewl dane ku "destwerdanê" bikin. Bersiva pirsa ka rastî çi ye, subje ye; subje bi xwe jî Kurdistan e. Ji ber vê yekê ne tenê rastî cihê xwe guhertiye, subje jî cihê xwe guhertiye.

Li Bakurê Kurdistanê pêvajoya ku bi cûntaya leşkerî ya 12ê Îlona 1980an dest pê kir, li ser tevgera Kurd bandorên giran çêkirin. Lê ev bandor, wekî ku di opozîsyona Tirkiyeyê de bû, venegeriya têkçûneke giran. Têkçûna tevgera Kurd a Bakur bêtir ji wê yekê tê ku nekarî pirsgirêkên xwe yên navxweyî derbas bike. Di heman serdemê de piraniya herî mezin a gewdeyên sereke yên tevgerên Kurd karîn derbasî parçeyên din ên Kurdistanê an derveyî welat bibin. Ji ber vê yekê tesfiyekirina tevgera Kurd a Bakur, ne wekî ku tê texmînkirin serkeftineke 12ê Îlonê ye, lê kêmasî û têkçûna tevgerên Kurd e. Wan salan tevgerên Kurd ên Bakur bi nîqaşên pir relatîf zû helîyan û di mijara ji nû ve rêxistinbûnê de, ku hewcedariya esasî bû, qet gavek neavêtin. Tevgerên Kurd ên ku duh bi wan nîqaşên relatîf rê nebirin, tevî ku ji çil salan zêdetir derbas bûye, îro jî hê ji ber nîqaşkirina tiştên relatîf nikarin rêxistinbûneke destwerdêr biafirînin.

Tabloya îroyîn, ku encama cihguhertina têgihîştinan bi rastî û subjeyê re ye, bi serê xwe wek barekî giran berdewam dike. Di 15ê Tebaxa 1984an de li dinyaya Kurdan konseptekî şer "wek gogeke ronahiyê" ji dayik bû. Ev konsept ji gelek aliyan ve hestên Kurdan dilorîn, lê ji aliyê din ve jî bi operasyonên destên tarî tesfiyekirina bi hezaran zarokên hilbijartî yên Kurdan pêk dianî. Bi hezaran kadro, her yek bi hincetên pûç ên ji yên din cuda, hatin tesfiyekirin û tunekirin. Bi her tesfiyeyeke nû re têgihîştinên nû hatin hilberandin. Ev têgihîştin demeke dirêj wek ayetên ku nayên pirsîn hatin dîtin û tesfiyeyên ku li ser têgihîştinan dihatin meşandin hema bêje veguherîn komkujiyekê. Di vê navberê de nifş li ser nifşan, ên ku ji hişmendiya dîrokê bêpar bûn, li pêvajoyê hatin montekirin.

Nifşên nû ne tenê bûn hilgirên guhdar ên konsepta şer, bûn parêzvanên wê yên kor jî. Mekanîzmayeke wisa hat avakirin ku li jora jor yek kes, ango "pêxember", di binê wî de komeke "hewariyan" ku ji tiliyên du destan derbas nedibû, li binê binî jî civateke murîdan cih girt. Kesê yekane pêşî hemû hewariyên xwe bêkesayet dikir û aforoz dikir, paşê jî ew dikirin evdên bi xwe ve girêdayî. Hewariyan jî xwe ji sepandina heman tiştî li ser yên di bin xwe de paş ve negirtin. Êdî her gotina ku dihat gotin gihîşt hukmê ayetê, yê ku ew gotin jî digot gihîşt pileya ilahan.

Mekanîzmaya ku hat avakirin nedişibiya rêxistinbûna tu tevgereke rizgariya neteweyî ya li ser rûyê erdê; tekane tiştê ku pê dişibiya, mekanîzmayên ku dewletên kolonyalîst ava dikirin bûn. Ev wekhevî wê rojê nehat pirsîn, îro jî nehatiye pirsîn.

Yek ji van mekanîzmayan jixwe li Bakur dewlet bi xwe bû. Bi mekanîzmaya duyem re Kurd ne tenê hatin kontrolkirin, bûn dîlên têgihîştinan jî. Pêvajo bi awayekî bêrehm hat meşandin û li ser Kurdan hat ferzkirin ku li kêleka yek ji her du mekanîzmayan bisekinin. Mekanîzmaya ku îdia dikir Kurdan "rizgar" dike, di destpêka pêvajoyê de hin gotarên îdeolojîk û polîtîk danîbûn holê. Pêşî ewên ku ev gotar pêş xistibûn û diparastin yek bi yek hatin tunekirin; yên ku nehatin tunekirin jî bi aforozê hatin bêkesayetkirin.

Piştî ku xwedî û parêzvanên xeta îdeolojîk û polîtîk a kevn ji holê hatin rakirin, dor hat gotina tiştên "nû". Bi her biharê re bê şaşî gotareke "nû", hamleyeke "nû" danîn ber girseyan; lê her carê bi zelalî pêvajoyeke înkarê ya nû dihat avakirin. Piştî qirkirinên fizîkî qirkirinên îdeolojîk û polîtîk hatin, pêvajoya înkarê bêyî ku tu mehzûr bê dîtin bi zêdekirina têgihîştinê li ser têgihîştinê hat avakirin û neteweya Kurd xistin rewşeke kor û ker. Bi qirkirinên mirovî, çandî, cografî, îdeolojîk û polîtîk ên ku qewimîn, em veguherandin neteweyeke ku çavê dilê wê hatiye girtin. Têgihîştinan ne tenê cihê rastiyan girt, hindik mabû bibin qatilê subjeyê jî.

Ya dawî ji van gotarên "nû" ew bû ku konsepta şer bi xwe hat danîn ser refikê. Piştî banga Sibata 2025an, rêxistina ku di 1984an de şer dabû destpêkirin di Gulana 2025an de ragihand ku xwe fesih kiriye. Di Tîrmeha 2025an de li nêzî Silêmaniyê çek bi merasîmekê hatin şewitandin, di Tebaxa 2026an de jî qanûna bi hejmara 7595, ku pêvajoyê bi çarçoveyeke qanûnî ve girê dide, di Rojnameya Fermî de hat weşandin. Piştî çil û yek salan şer hat bidawîkirin, lê mekanîzmaya ku bi şer re hatibû avakirin nehat bidawîkirin. Heman kadroyên ku duh şer wek ayeteke ku nayê pirsîn didîtin, îro fesihê jî bi heman nepirsînbûnê diparêzin; yê ku dipirse çima armanca pîroz a duh hat terikandin, xwîna ku hat rijandin li ser kîjan hesabî hat nivîsandin, dîsa rastî aforozê tê. Çek hatin şewitandin, têgihîştin nehatin şewitandin. Tenê navê gotarê guherî; pergala ku ji yek kes, hewarî û murîdan pêk tê li cihê xwe ye.

Tabloya li jor wêneyekî kurt ê çil salan e. Lê belê dîtina wêneyê nayê wê wateyê ku mesele hatine çareserkirin. Li derveyî mekanîzmayên serdest, damareke muxalif a Kurd a ne hindik heye. Ev damar ji çil salan zêdetir e nekariye ji temaşekirina tiştên ku diqewimin wêdetir biçe. Ew jî qet nekarî ji têgihîştinên ku hatin avakirin derkeve; her ku hemû çalakî li ser têgihîştinên serdestbûyî dimeşin, nekarîna gavavêtinê jî ne ecêb e.

Di vê xalê de pirsa ku divê bê pirsîn nikare tenê ber bi avahiya serdest ve bê kirin. Bunbesta siyaseta Kurd ne tenê ji polîtîkayên şaş, ji çanda siyasî ya ku pirsîna şaşiyan zehmet dike jî tê. Dema ku dirûşm cihê rastiyan, dilsozî cihê rexneyê, mekanîzmayên teng ên biryardanê jî cihê îradeya neteweyê digirin, siyaset ji armanca xwe dûr dikeve. Lê rexnekirina avahiya heyî jî ne bes e.

Çima ewên ku bi salan e di pozîsyona muxalif de ne nekarîn alternatîfeke xurt û pêbawer ava bikin?

Bêyî lêgerîna bersiva vê pirsê, temaşevaniya çil salî ya damara muxalif nayê derbaskirin. Dema ku rexne venegere bernameyeke berbiçav û rêxistinbûneke civakî, tenê wek îtiraz dimîne; îtiraz jî têgihîştinê naguherîne, li hemberî wê têgihîştineke din hildiberîne. Muxalefeteke ku her roj mekanîzmaya serdest rexne dike û roja din bi rojeva wê şiyar dibe, bêyî ku haya wê jê hebe razî bûye ku di nav sînorên ku ew mekanîzma xêz dike de bijî. Ya ku bi rastî divê bê kirin, girêdana rexneyê bi armanceke zelal, bernameyeke nivîskî û rêxistineke ku dixebite ve ye.

Têkoşîna neteweyî nikare bibe monopola tu kes an rêxistinê. Tu avahiyeke siyasî xwedî mafê wê nîne ku xwe deyne şûna neteweyê û bi navê neteweyê biryarên bêsînor bide. Temsîla rastîn bi pirdengî, nîqaşa azad û hesabdayînê gengaz e. Meseleya esasî, bi qasî ku kî li ser desthilatê ye, ew e ku desthilat çawa tê bikaranîn. Mîrasê herî giran ê pergaleke ku çil salan gotina yek kesî wek ayet hesiband jî li vir e: Kurd hatin hînkirin ku nîqaş bikin ka kî wan îdare dike, ne ku çawa tên îdarekirin. Danîna navên nû li şûna zîhniyeta kevn ne guherîn e; heman mekanîzma dikare bi navekî nû, bi gotareke nû, heta bi cil û bergekî bêçek jî rêya xwe bidomîne. Guherîna rastîn, danîna saziyên kontrolbar li şûna otorîteya ku nayê rexnekirin û danîna îradeya azad li şûna siyaseta li ser bingeha îtaetê ye.

Ji bilî vegera li "mîhengên fabrîkayê" tu vebijarkeke din li ber tevgera Kurd a Bakur nîne. Tiştê bingehîn ê ku divê bê kirin, vegera li tezên têkoşîna dîrokî ya Kurdan e; dûrketina ji têgihîştinan û tenê hûrbûna li ser subjeyê, ango li ser Kurdistanê ye. Ya ku îro hewce ye, bi rêxistinbûneke neteweyî dîsa vegera li tezên têkoşîna Kurd ên kevneşopî ye ku rizgariya neteweyî armanc dikin. Ev rêxistinbûn, ji bo ku pergala yek kesî ya duh bi navekî nû dubare neke, neçar e ku di nav xwe de jî avahiyeke kontrolbar, ji nîqaşê re vekirî û hesabdayî be. Hewcedariya siyaseta Kurd, berî dirûşmên nû, xwerexnekirineke wêrek, paşê jî bernameyeke siyasî ya demokratîk e ku di nav neteweyê de bersiva wê heye. Ne siyaseteke ku têgihîştin wê kontrol dikin, siyaseteke ku dikare têgihîştinan kontrol bike êdî erka li ber her Kurdî ye.

Îro li bakurê welatê me, bêyî ku li paradîgmaya ne-neteweyî ya serdest û têgihîştinên wê bê asêkirin, divê bi tevahî li derveyî wan xeteke nû û destwerdêr bê avakirin. Ya ku li ser têgihîştinan dimeşe ne têkoşîneke neteweyî ye; mekanîzmayeke zêde ye ku ji bo kontrolkirina têkoşîna neteweyî hatiye avakirin. Meşandina vê mekanîzmayê bi piştgiriya piraniyeke mezin û bi navê Kurd û Kurdîtiyê, wê nake Kurd. Ya ku divê bê kirin ew e ku mirov vê mekanîzmayê nehesibîne û li hemberî wê, bi piştgiriya lihevkirineke civakî ya nû, ji nû ve xwe birêxistin bike. Îro tê xwestin ku têkoşîna Kurdîtî û Kurdistanê, bi awayekî ji xwe biyanîbûyî, li ser înkara xwe bê meşandin.

Dawîanîna vê rewşê erka lezgîn a îro ye. Eger em dixwazin di siberojan de hebin, ji bo vegera ji têgihîştinan ber bi rastiyan, ji rastiyan ber bi subjeyê, ango ber bi Kurdistanê, îro hê ne dereng e; sibe wê dereng be.

ئەوەی پێویستە خۆمانی لەسەر چڕ بکەینەوە تێگەیشتنەکانە یان ڕاستییەکان؟

لە ماوەی چل ساڵدا لە باکووری کوردستان تێگەیشتنەکان شوێنی ڕاستییەکانیان گرتەوە و سیستەمی تاکە پیاو شوێنی بکەری گرتەوە؛ چەکەکان سووتێنران، بەڵام تێگەیشتنەکان نەسووتێنران. ڕێگای دەربازبوون بە گەڕانەوەدا تێدەپەڕێت: لە تێگەیشتنەکانەوە بۆ ڕاستییەکان، لە ڕاستییەکانەوە بۆ بکەر، واتە بۆ کوردستان.

لە هەر بوارێکی ژیاندا کاتێک تێگەیشتن و ڕاستییەکان شوێنی یەکتر دەگرنەوە، دەرچوون لەو گرێیە ئاسان نابێت. لە باکووری کوردستان ڕاستی و تێگەیشتنەکان بە شێوەیەکی جددی شوێنیان گۆڕیوەتەوە. هەتا ئەم شوێنگۆڕینە زیاتر دەبێتە بارێکی بێدەرچە، گەشەکردن و گۆڕانیش بە شێوەیەکی سروشتی بە دەوری تەوەری تێگەیشتنەکاندا دەسووڕێنەوە. لە باکووری کوردستان دوای ساڵی ١٩٨٠ واقیعێک هەیە کە لە نوێوە داڕێژراوەتەوە، و ئەم واقیعە ڕێک خودی ئەو شتەیە کە لە ڕێگەی تێگەیشتنەکانەوە بەڕێوە دەچێت.

ئەگەر سەیری ئەو چل و شەش ساڵە بکەین کە لە ١٢ی ئەیلوولی ١٩٨٠ەوە تێپەڕیوە، دەبینین کە لە باکووری وڵاتەکەماندا بزووتنەوە کوردییەکان بە ئەندازەی دەنکە جۆیەک ڕێگایان نەبڕیوە. نەک هەر ڕێگایان نەبڕیوە، بەڵکو بە ئاسانی دەبینرێت کە لە ماوەی ئەم ساڵانەدا لە جیاتی ئەوەی لەسەر بنەمای ڕاستییەکان گفتوگۆ بکرێت یان دەست لە پرۆسەکە وەربدرێت، لەسەر بنەمای تێگەیشتنەکان گفتوگۆ کراوە و هەر لەسەر بنەمای تێگەیشتنەکانیش هەوڵ دراوە "دەست وەربدرێت". وەڵامی پرسیاری ئەوەی ڕاستی چییە، بکەرە؛ خودی بکەریش کوردستانە. کەواتە تەنها ڕاستی نییە کە شوێنی گۆڕاوە، بکەریش شوێنی گۆڕاوە.

لە باکووری کوردستان ئەو پرۆسەیەی بە خونتای سەربازیی ١٢ی ئەیلوولی ١٩٨٠ دەستی پێکرد، کاریگەرییەکی قورسی لەسەر بزووتنەوەی کورد دانا. بەڵام ئەم کاریگەرییە، وەک ئەوەی لە ئۆپۆزسیۆنی تورکیادا ڕوویدا، نەبووە شکستێکی قورس. شکستی بزووتنەوەی کوردیی باکوور زیاتر دەگەڕێتەوە بۆ ئەوەی نەیتوانی بەسەر گرفتە ناوخۆییەکانی خۆیدا زاڵ بێت. لە هەمان سەردەمدا زۆرینەی ڕەهای جەستە سەرەکییەکانی بزووتنەوە کوردییەکان توانییان بچنە پارچەکانی تری کوردستان یان دەرەوەی وڵات. لەبەر ئەوە، پاکتاوکردنی بزووتنەوەی کوردیی باکوور، بە پێچەوانەی ئەوەی گومان دەبرێت، سەرکەوتنێکی ١٢ی ئەیلوول نییە، بەڵکو کەمتوانایی و شکستی بزووتنەوە کوردییەکانە. لەو ساڵانەدا بزووتنەوە کوردییەکانی باکوور بە گفتوگۆی زۆر لاوەکی بە خێرایی توانەوە و هیچ کاتێک نەیانتوانی هەنگاوێک بەرەو خۆڕێکخستنەوە بنێن، کە پێویستیی ڕاستەقینە بوو. ئەو بزووتنەوە کوردییانەی دوێنێ بەو گفتوگۆ لاوەکییانە ڕێگایان نەبڕی، سەرەڕای تێپەڕبوونی زیاتر لە چل ساڵ، ئەمڕۆش هێشتا بەهۆی گفتوگۆکردن لەسەر شتە لاوەکییەکان ناتوانن پێکهاتەیەکی کارا دروست بکەن.

ئەو وێنەیەی ئەمڕۆ، کە ئەنجامی شوێنگۆڕینەوەی تێگەیشتنەکانە لەگەڵ ڕاستی و بکەردا، خۆی لە خۆیدا وەک بارێکی قورس بەردەوامە. لە ١٥ی ئابی ١٩٨٤دا چەمکێکی جەنگ وەک "منداڵێکی ساغ و سەلامەت" کەوتە ناو جیهانی کوردەوە. ئەم چەمکە لە زۆر ڕووەوە دەستی بە سەر هەستی کورداندا دەهێنا، بەڵام لە لایەکی ترەوە بە ئۆپەراسیۆنی دەستە تاریکەکان پاکتاوکردنی هەزاران ڕۆڵەی هەڵبژاردەی کوردی مسۆگەر دەکرد. هەزاران کادر، هەر یەکەیان بە بیانوویەکی بێبایەخی جیاواز لەوی تر، پاکتاو کران و لەناو بران. لەگەڵ هەر پاکتاوێکی نوێدا تێگەیشتنی نوێ بەرهەم هێنرا. ئەم تێگەیشتنانە ماوەیەکی درێژ وەک ئایەتی پرسیارلێنەکراو سەیر دەکران و ئەو پاکتاوانەی لە ڕێگەی تێگەیشتنەکانەوە ئەنجام دەدران، هەروەک بوونە کۆمەڵکوژییەک. لەم نێوەندەدا نەوە لە دوای نەوەی بێبەش لە هۆشیاریی مێژوویی خرانە سەر پرۆسەکە.

نەوە نوێیەکان تەنها هەڵگری گوێڕایەڵی چەمکی جەنگ نەبوون، بەڵکو بوونە بەرگریکاری کوێری. میکانیزمێک دامەزرا کە لە لوتکەدا تاکە پیاو، واتە "پێغەمبەر"، لە ژێریدا گرووپێکی "حەوارییەکان" کە ژمارەیان لە پەنجەکانی دوو دەست تێنەدەپەڕی، و لە هەموو خوارەوەش کۆمەڵەیەکی مورید جێیان گرتبوو. تاکە پیاو سەرەتا کەسایەتیی لە هەموو حەوارییەکانی زەوت دەکرد و تەکفیری دەکردن، پاشان دەیکردنە کۆیلەی سەر بە خۆی. حەوارییەکانیش لە جێبەجێکردنی هەمان شت بەسەر ژێردەستەکانی خۆیاندا دوانەکەوتن. ئیتر هەر قسەیەک دەکرا پلەی ئایەتی وەرگرت و ئەوەی قسەکەشی دەکرد بەرز کرایەوە بۆ پێگەی خودایی.

ئەو میکانیزمەی دامەزرا لە پێکهاتەی هیچ بزووتنەوەیەکی ڕزگاریی نەتەوەیی سەر ڕووی زەوی نەدەچوو؛ تاکە شتێک کە لێی دەچوو، ئەو میکانیزمانە بوون کە دەوڵەتە کۆلۆنیالیستەکان دایانمەزراندبوو. ئەم لێکچوونە ئەو ڕۆژە نەکرایە جێی پرسیار، ئەمڕۆش هێشتا نەکراوەتە جێی پرسیار.

یەکێک لەم میکانیزمانە لە باکوور هەر لە بنەڕەتەوە خودی دەوڵەت بوو. لەگەڵ میکانیزمی دووەمدا کورد نەک هەر خرانە ژێر کۆنترۆڵەوە، بەڵکو بوونە دیلی تێگەیشتنەکانیش. پرۆسەکە بە بێبەزەییانە بەڕێوە برا و بەسەر کورداندا سەپێنرا کە لە پاڵ یەکێک لەو دوو میکانیزمەدا ڕاوەستن. ئەو میکانیزمەی بانگەشەی "ڕزگارکردنی" کوردی دەکرد، لە سەرەتای پرۆسەکەدا هەندێک گوتاری ئایدیۆلۆژی و سیاسیی خستبووە ڕوو. سەرەتا ئەوانەی ئەم گوتارانەیان پەرەپێدابوو و بەرگرییان لێ دەکرد یەک لە دوای یەک لەناو بران؛ ئەوانەشی لەناو نەبران بە تەکفیرکردن کەسایەتییان لێ زەوت کرا.

دوای ئەوەی خاوەن و بەرگریکارانی هێڵە ئایدیۆلۆژی و سیاسییە کۆنەکە لەناو بران، نۆرە گەیشتە گوتنی شتی "نوێ". لەگەڵ هەر بەهارێکدا بێ هەڵە گوتارێکی "نوێ" و هەنگاوێکی "نوێ" خرایە بەردەم جەماوەر؛ کەچی هەر جارێک بە ئاشکرا پرۆسەیەکی نوێی نکۆڵیکردن بنیات دەنرا. دوای کوشتارە جەستەییەکان کوشتاری ئایدیۆلۆژی و سیاسی هات، پرۆسەی نکۆڵیکردن بێ ئەوەی هیچ زیانێکی تێدا ببینرێت بە زیادکردنی تێگەیشتن لەسەر تێگەیشتن بنیات نرا و نەتەوەی کورد خرایە دۆخێکی کوێر و کەڕەوە. بەو کوشتارە مرۆیی، کولتووری، جوگرافی، ئایدیۆلۆژی و سیاسییانەی ڕوویان دا، کراینە نەتەوەیەک کە بەسیرەتی لێ سەندرابوو. تێگەیشتنەکان تەنها شوێنی ڕاستییەکانیان نەگرتەوە، خەریک بوو ببنە بکوژی بکەریش.

دوایینی ئەم گوتارە "نوێ"یانە، خستنە ڕەفەی خودی چەمکی جەنگ بوو. دوای بانگەوازی شوباتی ٢٠٢٥، ئەو ڕێکخراوەی لە ساڵی ١٩٨٤دا جەنگەکەی دەست پێکردبوو، لە ئایاری ٢٠٢٥دا ڕایگەیاند کە خۆی هەڵوەشاندووەتەوە. لە تەمموزی ٢٠٢٥دا لە نزیک سلێمانی چەکەکان بە ڕێوڕەسمێک سووتێنران، لە ئابی ٢٠٢٦یشدا یاسای ژمارە ٧٥٩٥ کە پرۆسەکەی بە چوارچێوەیەکی یاسایی بەستەوە، لە ڕۆژنامەی فەرمیدا بڵاو کرایەوە. دوای چل و یەک ساڵ جەنگەکە کۆتایی پێهێنرا، بەڵام ئەو میکانیزمەی لەگەڵ جەنگدا دامەزرابوو کۆتایی پێنەهێنرا. هەمان ئەو کادرانەی دوێنێ جەنگیان بە ئایەتێکی پرسیارلێنەکراو دادەنا، ئەمڕۆ بە هەمان پرسیارلێنەکراوی بەرگری لە هەڵوەشاندنەوەکەش دەکەن؛ ئەوەی دەپرسێت بۆچی ئامانجە پیرۆزەکەی دوێنێ وازی لێ هێنرا و ئەو خوێنەی ڕژا لەسەر کام حیساب نووسرا، دیسان ڕووبەڕووی تەکفیر دەبێتەوە. چەکەکان سووتێنران، تێگەیشتنەکان نەسووتێنران. ئەوەی گۆڕا تەنها ناوی گوتارەکە بوو؛ ئەو سیستەمەی لە تاکە پیاو، حەوارییەکان و موریدەکان پێکهاتووە هێشتا لە جێی خۆیدایە.

ئەم وێنەیەی سەرەوە وێنەیەکی کورتی چل ساڵەکەیە. بەڵام بینینی وێنەکە بەو مانایە نییە کە مەسەلەکان چارەسەر بوون. دەمارێکی ئۆپۆزسیۆنی کوردیی بەرچاو هەیە کە لە دەرەوەی میکانیزمە باڵادەستەکاندا ماوەتەوە. ئەم دەمارە زیاتر لە چل ساڵە نەیتوانیوە لە سەیرکردنی ئەوەی ڕوودەدات زیاتر هیچی تر بکات. ئەویش هیچ کاتێک نەیتوانی لە دەرەوەی ئەو تێگەیشتنانەی دامەزرێنرابوون دەربچێت؛ مادام هەموو چالاکییەکان لە ڕێگەی تێگەیشتنە باڵادەستەکانەوە بەڕێوە دەچن، هەنگاو نەنانیش جێی سەرسوڕمان نییە.

لەم خاڵەدا ئەو پرسیارەی پێویستە بکرێت تەنها ناتوانرێت ئاڕاستەی پێکهاتە باڵادەستەکە بکرێت. بنبەستی سیاسەتی کوردی تەنها لە سیاسەتە هەڵەکانەوە سەرچاوە ناگرێت، بەڵکو لەو کولتوورە سیاسییەشەوە سەرچاوە دەگرێت کە پرسیارکردن لە هەڵەکان قورس دەکات. کاتێک دروشمەکان شوێنی ڕاستییەکان، وەفاداری شوێنی ڕەخنە، و میکانیزمە تەسکەکانی بڕیاردان شوێنی ئیرادەی نەتەوە دەگرنەوە، سیاسەت لە ئامانجی خۆی دوور دەکەوێتەوە. بەڵام ڕەخنەگرتن لە پێکهاتەی ئێستاش بەس نییە.

بۆچی ئەوانەی ساڵانێکە لە پێگەی ئۆپۆزسیۆندان نەیانتوانی ئەڵتەرناتیڤێکی بەهێز و جێی متمانە دروست بکەن؟

بەبێ گەڕان بەدوای وەڵامی ئەم پرسیارەدا، سەیرکەربوونی چل ساڵەی دەماری ئۆپۆزسیۆن تێناپەڕێنرێت. کاتێک ڕەخنە نەگۆڕێت بۆ بەرنامەیەکی بەرجەستە و ڕێکخستنێکی کۆمەڵایەتی، تەنها وەک ناڕەزایی دەمێنێتەوە؛ ناڕەزاییش تێگەیشتن ناگۆڕێت، بەڵکو تێگەیشتنێکی تر لە دژی ئەو بەرهەم دەهێنێت. ئۆپۆزسیۆنێک کە هەموو ڕۆژێک ڕەخنە لە میکانیزمی باڵادەست دەگرێت و ڕۆژی دواتر بە ئەجێندای ئەو بەئاگا دێتەوە، بێ ئەوەی هەستی پێ بکات ڕازی بووە بەوەی لە ناو ئەو سنوورانەدا بژی کە ئەو میکانیزمە کێشاونی. ئەوەی بە ڕاستی پێویستە بکرێت، بەستنەوەی ڕەخنەیە بە ئامانجێکی ڕوون، بەرنامەیەکی نووسراو و ڕێکخراوێکی کارا.

تێکۆشانی نەتەوەیی ناتوانێت لە قۆرخی هیچ کەسێک یان ڕێکخراوێکدا بێت. هیچ پێکهاتەیەکی سیاسی مافی ئەوەی نییە خۆی لە جێی نەتەوە دابنێت و بە ناوی نەتەوەوە بڕیاری بێسنوور بدات. نوێنەرایەتیی ڕاستەقینە بە فرەیی، گفتوگۆی ئازاد و لێپرسینەوە دەکرێت. مەسەلەی سەرەکی، بە ئەندازەی ئەوەی کێ لە دەسەڵاتدایە، ئەوەیە کە دەسەڵات چۆن بەکاردەهێنرێت. قورسترین میراتی سیستەمێک کە چل ساڵ قسەی تاکە پیاوی بە ئایەت دادەنا لێرەدایە: کورد ڕاهێنران لەسەر ئەوەی گفتوگۆ لەسەر ئەوە بکەن کە کێ بەڕێوەیان دەبات، نەک لەسەر ئەوەی چۆن بەڕێوە دەبرێن. دانانی ناوی نوێ لە جێی تێڕوانینی کۆن گۆڕان نییە؛ هەمان میکانیزم دەتوانێت بە ناوێکی نوێ، بە گوتارێکی نوێ، تەنانەت بە بەرگێکی بێچەکیش درێژە بە ڕێگای خۆی بدات. گۆڕانی ڕاستەقینە ئەوەیە کە دامەزراوەی ژێر چاودێری لە جێی دەسەڵاتی ڕەخنەلێنەگیراو، و ئیرادەی ئازاد لە جێی سیاسەتی پشتبەستوو بە گوێڕایەڵی دابنرێت.

بزووتنەوەی کوردیی باکوور هیچ ڕێگایەکی تری نییە جگە لە گەڕانەوە بۆ "ڕێکخستنەکانی کارگە". ئەو شتە بنەڕەتییەی پێویستە بکرێت، گەڕانەوەیە بۆ تێزەکانی تێکۆشانی مێژوویی کورد، و دوورکەوتنەوە لە تێگەیشتنەکان و چڕبوونەوە تەنها لەسەر بکەر، واتە لەسەر کوردستان. ئەوەی ئەمڕۆ پێویستە، گەڕانەوەیە بە خۆڕێکخستنێکی نەتەوەیی بۆ تێزە نەریتییەکانی تێکۆشانی کورد کە ئامانجیان ڕزگاریی نەتەوەییە. ئەم خۆڕێکخستنە، بۆ ئەوەی سیستەمی تاکە پیاوی دوێنێ بە ناوێکی نوێ دووبارە نەکاتەوە، ناچارە لە ناوخۆی خۆیشیدا پێکهاتەیەکی ژێر چاودێری، کراوە بۆ گفتوگۆ و حیسابدەر بێت. پێویستیی سیاسەتی کوردی، پێش دروشمی نوێ، ڕەخنەی خۆییەکی بوێرانەیە، و دواتر بەرنامەیەکی سیاسیی دیموکراتییە کە لە ناو نەتەوەدا وەڵامی هەبێت. نەک سیاسەتێک کە تێگەیشتنەکان کۆنترۆڵی دەکەن، بەڵکو سیاسەتێک کە بتوانێت تێگەیشتنەکان کۆنترۆڵ بکات، ئیتر ئەرکێکە لە بەردەم هەموو کوردێکدا.

ئەمڕۆ پێویستە بێ ئەوەی لە پارادایمی نانەتەوەیی باڵادەست لە باکووری وڵاتەکەماندا و تێگەیشتنەکانیدا گیر بخۆین، بە تەواوی لە دەرەوەی ئەوان هێڵێکی نوێ و کارا بنیات بنرێت. ئەوەی لە ڕێگەی تێگەیشتنەکانەوە بەڕێوە دەچێت تێکۆشانێکی نەتەوەیی نییە؛ میکانیزمێکی زیادەیە کە بۆ کۆنترۆڵکردنی تێکۆشانی نەتەوەیی دامەزراوە. ئەوەی ئەم میکانیزمە بە پشتیوانیی زۆرینەیەکی ڕەها بە ناوی کورد و کوردایەتییەوە بەڕێوە دەچێت، ئەوە نایکاتە کورد. ئەوەی پێویستە بکرێت، فەرامۆشکردنی ئەم میکانیزمە و خۆڕێکخستنەوەیە لە بەرامبەریدا بە پشتیوانیی کۆدەنگییەکی کۆمەڵایەتیی نوێ. ئەمڕۆ دەیانەوێت تێکۆشانی کوردایەتی و کوردستان، بە شێوەیەکی نامۆبوو بە خۆی، لە ڕێگەی نکۆڵیکردن لە خۆیەوە بەڕێوە ببرێت.

کۆتایی هێنان بەم ڕەوتە ئەرکی بەپەلەی ئەمڕۆیە. ئەگەر دەمانەوێت لە داهاتوودا بوونمان هەبێت، بۆ گەڕانەوە لە تێگەیشتنەکانەوە بۆ ڕاستییەکان، لە ڕاستییەکانەوە بۆ بکەر، واتە بۆ کوردستان، ئەمڕۆ هێشتا درەنگ نییە؛ سبەی درەنگ دەبێت.

Should We Focus on Perceptions or on Facts?

Over forty years in northern Kurdistan, perceptions have taken the place of facts, and the one-man order has taken the place of the subject; the weapons were burned, but the perceptions were not. The way out lies in returning from perceptions to facts, from facts to the subject, that is, to Kurdistan.

When perceptions and facts trade places in any area of life, it is not easy to find a way out. In northern Kurdistan, facts and perceptions have seriously traded places. As this displacement becomes ever more inextricable, development and change naturally keep circling around the axis of perceptions. In northern Kurdistan there is a reality that was redesigned after 1980, and this reality is the very thing that runs on perceptions.

Looking at the forty-six years that have passed since 12 September 1980, one sees that the Kurdish movements in the north of our country have not advanced a single inch. Not only have they failed to advance; it can also easily be seen that throughout these years, instead of debating on the basis of facts or intervening in the process, the debate has been conducted on the basis of perceptions, and attempts to "intervene" have likewise been made on the basis of perceptions. The answer to the question of what the fact is, is the subject; and the subject itself is Kurdistan. Therefore it is not only the fact that has been displaced; the subject has been displaced as well.

In northern Kurdistan, the process that began with the 12 September 1980 military junta had a heavy impact on the Kurdish movement. But this impact did not turn into a crushing defeat, as it did for the Turkish opposition. The defeat of the Northern Kurdish movement rests rather on its failure to overcome its own internal problems. In the same period, the overwhelming majority of the main bodies of the Kurdish movements managed to move to the other parts of Kurdistan or abroad. That is why the liquidation of the Northern Kurdish movement was not, as is commonly believed, a success of 12 September, but the inadequacy and failure of the Kurdish movements themselves. In those years the Northern Kurdish movements rapidly melted away in utterly relative debates and never managed to take a step toward what was really needed: reorganization. The Kurdish movements that could not move forward yesterday because of those relative debates are, more than forty years later, still unable today to create an engaged structure, because they are still debating relative things.

Today's picture, the result of perceptions taking the place of fact and subject, continues to weigh on us as a burden in its own right. On 15 August 1984, a "bouncing baby" war concept was born into the Kurdish world. While this concept flattered the feelings of the Kurds in many respects, on the other hand it secured the liquidation of thousands of the Kurds' finest sons and daughters through operations carried out by dark hands. Thousands of cadres were liquidated and destroyed, each on a flimsier pretext than the last. With every new liquidation, new perceptions were produced. For a long period these perceptions were regarded as unquestionable verses of scripture, and the liquidations carried out on the basis of perceptions turned into something close to a massacre. Meanwhile, generation after generation lacking any historical consciousness was mounted onto the process.

The new generations did not merely become the obedient carriers of the war concept; they turned into its blind defenders. A mechanism was built in which at the very top stood one man, that is, the "prophet"; beneath him a group of "apostles" who could be counted on the fingers of two hands; and at the bottom a community of disciples. The one man would first strip all his apostles of their personality and excommunicate them, and then turn them into servants bound to himself. The apostles, in turn, did not hesitate to do the same to those beneath them. Every word spoken now acquired the force of a verse of scripture, and the one who spoke it was raised to the position of a deity.

The mechanism that was built resembled the structure of no national liberation movement on earth; the only thing it resembled was the mechanisms built by colonial states. This resemblance could not be questioned then, and it has not been questioned to this day.

One of these mechanisms was, in any case, the state itself in the North. With the second mechanism, the Kurds were not only brought under control but also made captives of perceptions. The process was run mercilessly, and the Kurds were forced to stand by one of the two mechanisms. The mechanism that claimed to be "saving" the Kurds had put forward a number of ideological and political discourses at the beginning of the process. First, those who had developed and defended these discourses were eliminated one by one; those who were not eliminated were excommunicated and stripped of their personality.

Once the owners and defenders of the old ideological and political line had been removed, the time came to say "new" things. With every spring, without fail, a "new" discourse, a "new" move was placed before the masses; yet each time, plainly and openly, a new process of denial was being built. Physical massacres were followed by ideological and political massacres; the process of denial was constructed, without the slightest qualm, by piling perception upon perception, and the Kurdish nation was rendered blind and deaf. Through the human, cultural, geographical, ideological and political massacres we lived through, we were turned into a nation whose foresight had been bound. Perceptions did not merely take the place of facts; they came within a hair's breadth of becoming the subject's murderer.

The last of these "new" discourses was the shelving of the war concept itself. Following the call in February 2025, the organization that had started the war in 1984 announced its dissolution in May 2025. In July 2025, weapons were ceremonially burned near Silêmanî, and in August 2026 Law No. 7595, which placed the process within a legal framework, was published in the Official Gazette. After forty-one years the war was ended, but the mechanism established together with the war was not. The same cadres who yesterday regarded the war as an unquestionable verse of scripture today defend the dissolution with the same unquestionability; anyone who asks why yesterday's sacred goal was abandoned, and to whose account the blood that was shed has been written, is once again met with excommunication. The weapons were burned; the perceptions were not. The only thing that changed was the name of the discourse; the order of one man, apostles and disciples remains in place.

The picture above is a brief portrait of forty years. Yet seeing the picture does not mean that the questions have been resolved. There is a considerable Kurdish dissident current that remains outside the dominant mechanisms. For more than forty years this current has not gone beyond watching what has happened. It, too, has never managed to step outside the perceptions that were constructed; and as long as all its activity runs through the perceptions that have become dominant, its inability to take a step forward is hardly surprising.

At this point, the question that needs to be asked cannot be directed solely at the dominant structure. The impasse of Kurdish politics stems not only from wrong policies but also from a political culture that makes it difficult to question what is wrong. When slogans take the place of facts, loyalty the place of criticism, and narrow decision-making mechanisms the place of the nation's will, politics drifts away from its own purpose. But criticizing the existing structure is not enough either.

Why have those who have been in opposition for years been unable to build a strong and credible alternative?

Without seeking the answer to this question, the dissident current's forty years as a spectator cannot be overcome. When criticism does not turn into a concrete program and social organization, it remains mere objection; and objection does not change perception, it only produces yet another perception against it. An opposition that criticizes the dominant mechanism every day and wakes up the next day to its agenda has, without realizing it, consented to live within the boundaries drawn by that mechanism. What really needs to be done is to tie criticism to a clear goal, a written program and a functioning organization.

The national struggle cannot be the monopoly of any person or organization. No political structure has the right to put itself in the place of the nation and make unlimited decisions on the nation's behalf. Genuine representation is possible only through pluralism, free debate and accountability. The real question is not only who holds power, but how that power is used. This is where the heaviest legacy left by an order that for forty years treated the word of one man as scripture lies: the Kurds were accustomed to debating who governs them, not how they are governed. Putting new names in place of the old mindset is not change; the same mechanism can carry on under a new name, with a new discourse, even in an unarmed guise. Real change means putting accountable institutions in place of an authority that cannot be criticized, and free will in place of a politics based on obedience.

The Northern Kurdish movement has no choice but to return to its "factory settings". The fundamental task is to return to the historical theses of the Kurdish struggle and, keeping away from perceptions, to focus solely on the subject, that is, on Kurdistan. What is needed today is to return, through a national organization, to the traditional theses of the Kurdish struggle that aim at national liberation. In order not to repeat yesterday's one-man order under a new name, this organization must itself be a structure that is accountable within, open to debate and answerable. What Kurdish politics needs, before new slogans, is courageous self-criticism, followed by a democratic political program that resonates within the nation. Not a politics controlled by perceptions, but a politics capable of controlling perceptions: this is now the task facing every Kurd.

Today, without getting caught up in the non-national paradigm that dominates the north of our country and in its perceptions, a new and engaged line must be built entirely outside them. What runs on perceptions is not a national struggle; it is an additional mechanism set up to control the national struggle. That this mechanism operates in the name of the Kurds and Kurdishness with the support of an overwhelming majority does not make it Kurdish. What must be done is to disregard this mechanism and to reorganize in opposition to it, with the support of a new social consensus. Today there is an attempt to conduct the struggle for Kurdishness and Kurdistan in a self-alienated way, through its own denial.

Putting an end to this course is the urgent task of today. If we want to exist in the days to come, it is not yet too late today to return from perceptions to facts, and from facts to the subject, that is, to Kurdistan; tomorrow it will be too late.

باید بر ادراک‌ها تمرکز کنیم یا بر واقعیت‌ها؟

در چهل سال، در شمال کردستان ادراک‌ها جای واقعیت‌ها را گرفتند و نظام تک‌نفره جای سوژه را؛ سلاح‌ها سوزانده شدند، اما ادراک‌ها سوزانده نشدند. راه برون‌رفت از بازگشت از ادراک‌ها به واقعیت‌ها و از واقعیت‌ها به سوژه، یعنی به کردستان، می‌گذرد.

هرگاه در هر عرصه‌ای از زندگی ادراک‌ها و واقعیت‌ها جای خود را با یکدیگر عوض کنند، بیرون آمدن از این گره آسان نیست. در شمال کردستان، واقعیت‌ها و ادراک‌ها به‌طرزی جدی جابه‌جا شده‌اند. هرچه این جابه‌جایی گره‌ای کورتر می‌شود، رشد و دگرگونی نیز به‌طور طبیعی بر محور ادراک‌ها می‌چرخد. در شمال کردستان واقعیتی وجود دارد که پس از ۱۹۸۰ از نو طراحی شده است، و این واقعیت همان چیزی است که بر پایه‌ی ادراک‌ها پیش می‌رود.

اگر به چهل‌وشش سالی که از ۱۲ سپتامبر ۱۹۸۰ تاکنون گذشته است بنگریم، می‌بینیم که جنبش‌های کرد در شمال میهن‌مان حتی به اندازه‌ی یک بند انگشت هم پیش نرفته‌اند. نه‌تنها پیش نرفته‌اند، بلکه به‌آسانی می‌توان دید که در تمام این سال‌ها به‌جای بحث بر سر واقعیت‌ها یا مداخله در روند، بر سر ادراک‌ها بحث شده و باز بر پایه‌ی ادراک‌ها کوشیده‌اند «مداخله» کنند. پاسخ این پرسش که واقعیت چیست، سوژه است؛ و خود سوژه کردستان است. بنابراین آنچه جابه‌جا شده تنها واقعیت نیست، سوژه نیز جابه‌جا شده است.

روندی که در شمال کردستان با خونتای نظامی ۱۲ سپتامبر ۱۹۸۰ آغاز شد، تأثیرات سنگینی بر جنبش کرد برجای گذاشت. اما این تأثیر، آن‌گونه که در اپوزیسیون ترکیه رخ داد، به شکستی سنگین بدل نشد. شکست جنبش کرد شمال بیشتر از ناتوانی آن در فائق آمدن بر مشکلات درونی خودش ناشی می‌شود. در همان دوره، اکثریت قاطع بدنه‌های اصلی جنبش‌های کرد توانستند به دیگر بخش‌های کردستان یا به خارج از کشور بروند. از همین رو، تصفیه‌ی جنبش کرد شمال، برخلاف آنچه گمان می‌رود، موفقیتی برای ۱۲ سپتامبر نیست، بلکه نشانه‌ی نارسایی و ناکامی جنبش‌های کرد است. در آن سال‌ها جنبش‌های کرد شمال با بحث‌هایی به‌غایت نسبی به‌سرعت ذوب شدند و در زمینه‌ی سازمان‌یابی دوباره، که نیاز اصلی بود، هرگز گامی برنداشتند. جنبش‌های کردی که دیروز با آن بحث‌های نسبی راه به جایی نبردند، امروز نیز با وجود گذشت بیش از چهل سال، هنوز از فرط بحث بر سر امور نسبی نمی‌توانند ساختاری مداخله‌گر پدید آورند.

تصویر امروز، که حاصل جابه‌جایی ادراک‌ها با واقعیت و سوژه است، همچنان به‌خودی‌خود باری سنگین بر دوش است. در ۱۵ اوت ۱۹۸۴، «همچون نوزادی تپل و تندرست»، یک مفهوم جنگ در دامان جهان کرد افتاد. این مفهوم از بسیاری جهات احساسات کردها را نوازش می‌کرد، اما از سوی دیگر تصفیه‌ی هزاران تن از فرزندان برگزیده‌ی کردها را با عملیات دست‌های تاریک فراهم می‌آورد. هزاران کادر، هر یک به بهانه‌ای واهی و متفاوت با دیگری، تصفیه و نابود شدند. با هر تصفیه‌ی تازه، ادراک‌های تازه‌ای تولید شد. این ادراک‌ها مدتی طولانی همچون آیه‌هایی چون‌وچراناپذیر تلقی شدند و تصفیه‌هایی که بر پایه‌ی ادراک‌ها پیش برده می‌شد، عملاً به کشتاری بدل شد. در این میان، نسل پشت نسلِ بی‌بهره از آگاهی تاریخی بر این روند سوار شد.

نسل‌های تازه نه‌تنها حاملان فرمان‌بردار مفهوم جنگ شدند، بلکه به مدافعان کورکورانه‌ی آن بدل گشتند. سازوکاری چنان برپا شد که در رأس آن تک‌مرد، یعنی «پیامبر»، در زیر او گروهی از «حواریون» که شمارشان از انگشتان دو دست فراتر نمی‌رفت، و در پایین‌ترین سطح جماعتی از مریدان جای داشتند. تک‌مرد همه‌ی حواریون خود را نخست بی‌شخصیت و تکفیر می‌کرد و سپس آنان را به بندگانی وابسته به خود بدل می‌ساخت. حواریون نیز از اعمال همین رفتار بر زیردستان خود دریغ نکردند. اکنون هر سخنی که گفته می‌شد حکم آیه می‌یافت و گوینده‌ی آن نیز به جایگاه خدایی برکشیده می‌شد.

سازوکاری که برپا شد به ساختار هیچ جنبش رهایی‌بخش ملی در روی زمین شباهت نداشت؛ تنها چیزی که بدان شبیه بود، سازوکارهایی بود که دولت‌های استعمارگر برپا کرده بودند. این شباهت آن روز زیر سؤال نرفت و امروز نیز زیر سؤال نرفته است.

یکی از این سازوکارها در شمال، خودِ دولت بود. با سازوکار دوم، کردها نه‌تنها تحت کنترل درآمدند، بلکه اسیر ادراک‌ها نیز شدند. این روند بی‌رحمانه به کار گرفته شد و بر کردها تحمیل شد که در کنار یکی از این دو سازوکار بایستند. سازوکاری که مدعی «نجات» کردها بود، در آغاز روند گفتمان‌های ایدئولوژیک و سیاسی معینی عرضه کرده بود. نخست کسانی که این گفتمان‌ها را پرورانده بودند و از آن‌ها دفاع می‌کردند یکی‌یکی نابود شدند؛ آنان هم که نابود نشدند، تکفیر و بی‌شخصیت شدند.

پس از آنکه صاحبان و مدافعان خط ایدئولوژیک و سیاسی پیشین از میان برداشته شدند، نوبت به گفتن چیزهای «نو» رسید. با هر بهار، بی‌هیچ استثنایی، گفتمانی «نو» و خیزی «نو» پیش روی توده‌ها نهاده شد؛ حال آنکه هر بار آشکارا یک روند انکار تازه ساخته می‌شد. پس از کشتارهای فیزیکی، کشتارهای ایدئولوژیک و سیاسی از راه رسید؛ روند انکار بی‌هیچ پروایی با افزودن ادراک بر ادراک ساخته شد و ملت کرد به وضعیتی کور و کر رانده شد. با کشتارهای انسانی، فرهنگی، جغرافیایی، ایدئولوژیک و سیاسی‌ای که رخ داد، به ملتی بدل شدیم که بصیرتش بسته شده است. ادراک‌ها نه‌تنها جای واقعیت‌ها را گرفتند، بلکه چیزی نمانده بود قاتل سوژه نیز بشوند.

آخرین این گفتمان‌های «نو»، کنار گذاشتن خودِ مفهوم جنگ بود. پس از فراخوان فوریه‌ی ۲۰۲۵، سازمانی که در ۱۹۸۴ جنگ را آغاز کرده بود، در مه ۲۰۲۵ انحلال خود را اعلام کرد. در ژوئیه‌ی ۲۰۲۵ در نزدیکی سلیمانیه سلاح‌ها طی مراسمی سوزانده شد و در اوت ۲۰۲۶ نیز قانون شماره‌ی ۷۵۹۵، که روند را به چارچوبی قانونی پیوند می‌زد، در روزنامه‌ی رسمی منتشر شد. پس از چهل‌ویک سال جنگ پایان یافت، اما سازوکاری که همراه با جنگ برپا شده بود پایان نیافت. همان کادرهایی که دیروز جنگ را آیه‌ای چون‌وچراناپذیر می‌شمردند، امروز از انحلال نیز با همان چون‌وچراناپذیری دفاع می‌کنند؛ هر کس بپرسد چرا هدف مقدس دیروز رها شد و خون‌های ریخته‌شده به حساب چه کسی نوشته شد، باز با تکفیر روبه‌رو می‌شود. سلاح‌ها سوزانده شدند، ادراک‌ها سوزانده نشدند. تنها نام گفتمان تغییر کرد؛ نظامی که از تک‌مرد، حواریون و مریدان تشکیل شده، سر جای خود ایستاده است.

تصویر بالا نمای کوتاهی از چهل سال است. اما دیدن این تصویر به معنای حل شدن مسائل نیست. بیرون از سازوکارهای مسلط، رگه‌ی مخالف کرد قابل‌اعتنایی وجود دارد. این رگه بیش از چهل سال است که از تماشای آنچه رخ داده فراتر نرفته است. او نیز هرگز نتوانست از ادراک‌های برساخته بیرون بیاید؛ وقتی همه‌ی فعالیت‌ها بر پایه‌ی ادراک‌های مسلط‌شده پیش می‌رود، ناتوانی از برداشتن گام نیز شگفت‌آور نیست.

در این نقطه، پرسشی که باید طرح شود را نمی‌توان تنها متوجه ساختار مسلط کرد. بن‌بست سیاست کرد نه‌تنها از سیاست‌های نادرست، بلکه از فرهنگ سیاسی‌ای نیز سرچشمه می‌گیرد که زیر سؤال بردن خطاها را دشوار می‌سازد. هنگامی که شعارها جای واقعیت‌ها، وفاداری جای نقد، و سازوکارهای تنگ تصمیم‌گیری جای اراده‌ی ملت را می‌گیرند، سیاست از هدف خود دور می‌شود. اما نقد ساختار موجود نیز کافی نیست.

چرا کسانی که سال‌ها در موضع مخالف بوده‌اند نتوانستند بدیلی نیرومند و قابل‌اعتماد بسازند؟

بی‌آنکه پاسخ این پرسش جست‌وجو شود، تماشاگری چهل‌ساله‌ی رگه‌ی مخالف پشت سر گذاشته نمی‌شود. وقتی نقد به برنامه‌ای مشخص و سازمان‌یابی اجتماعی بدل نشود، تنها در حد اعتراض باقی می‌ماند؛ و اعتراض ادراک را دگرگون نمی‌کند، بلکه در برابر آن ادراکی دیگر تولید می‌کند. اپوزیسیونی که هر روز سازوکار مسلط را نقد می‌کند و فردای آن با دستور کار همان سازوکار از خواب برمی‌خیزد، ناآگاهانه به زیستن در درون مرزهایی که آن سازوکار ترسیم کرده رضایت داده است. آنچه به‌راستی باید انجام داد، پیوند زدن نقد به هدفی روشن، برنامه‌ای مکتوب و سازمانی کارآمد است.

مبارزه‌ی ملی نمی‌تواند در انحصار هیچ فرد یا سازمانی باشد. هیچ ساختار سیاسی‌ای حق ندارد خود را جای ملت بنشاند و به نام ملت از حق نامحدود تصمیم‌گیری برخوردار باشد. نمایندگی واقعی با کثرت‌گرایی، بحث آزاد و پاسخ‌گویی ممکن می‌شود. مسئله‌ی اصلی، به همان اندازه که این است که چه کسی در قدرت است، این است که قدرت چگونه به کار گرفته می‌شود. سنگین‌ترین میراثی که نظامی بر جای گذاشته که چهل سال سخن تک‌مرد را آیه می‌شمرد نیز همین‌جاست: کردها را عادت دادند که بحث کنند چه کسی حکومت می‌کند، نه اینکه چگونه بر آنان حکومت می‌شود. نشاندن نام‌های تازه به جای نگرش کهنه دگرگونی نیست؛ همان سازوکار می‌تواند با نامی تازه، با گفتمانی تازه، و حتی در جامه‌ای بی‌سلاح به راه خود ادامه دهد. دگرگونی واقعی یعنی نشاندن نهادهای نظارت‌پذیر به جای اقتدار نقدناپذیر، و اراده‌ی آزاد به جای سیاستِ مبتنی بر اطاعت.

جنبش کرد شمال چاره‌ای جز بازگشت به «تنظیمات کارخانه» ندارد. کار بنیادینی که باید انجام شود، بازگشت به تزهای مبارزه‌ی تاریخی کردها و تمرکز تنها بر سوژه، یعنی کردستان، با دوری از ادراک‌هاست. آنچه امروز بدان نیاز است، بازگشت دوباره به تزهای سنتی مبارزه‌ی کرد که رهایی ملی را هدف گرفته‌اند، با یک سازمان‌یابی ملی است. این سازمان‌یابی، برای آنکه نظام تک‌نفره‌ی دیروز را با نامی تازه تکرار نکند، ناگزیر باید در درون خود نیز ساختاری نظارت‌پذیر، گشوده به بحث و پاسخ‌گو باشد. نیاز سیاست کرد، پیش از شعارهای تازه، یک خودانتقادی شجاعانه و سپس برنامه‌ای سیاسی و دموکراتیک است که در میان ملت پشتوانه داشته باشد. نه سیاستی که ادراک‌ها کنترلش می‌کنند، بلکه سیاستی که بتواند ادراک‌ها را کنترل کند، اکنون وظیفه‌ای است که پیش روی هر کردی قرار دارد.

امروز باید بی‌آنکه در دام پارادایم غیرملیِ مسلط در شمال میهن‌مان و ادراک‌های آن گرفتار شد، و یکسره بیرون از آن‌ها، خطی نو و مداخله‌گر ساخت. آنچه بر پایه‌ی ادراک‌ها پیش می‌رود مبارزه‌ای ملی نیست؛ سازوکاری افزوده است که برای کنترل مبارزه‌ی ملی برپا شده است. اینکه این سازوکار با پشتیبانی اکثریتی قاطع و به نام کرد و کردبودن پیش می‌رود، آن را کرد نمی‌کند. آنچه باید کرد، نادیده گرفتن این سازوکار و سازمان‌یابی دوباره در برابر آن با پشتیبانی یک اجماع اجتماعی تازه است. امروز می‌خواهند مبارزه‌ی کردبودن و کردستان را، به شکلی بیگانه‌شده با خویش، بر پایه‌ی انکار خودش پیش ببرند.

پایان دادن به این روند وظیفه‌ی فوری امروز است. اگر می‌خواهیم در فرداها وجود داشته باشیم، امروز هنوز برای بازگشت از ادراک‌ها به واقعیت‌ها و از واقعیت‌ها به سوژه، یعنی به کردستان، دیر نشده است؛ فردا دیر خواهد بود.

هل ينبغي أن نركّز على التصوّرات أم على الوقائع؟

في أربعين عامًا حلّت التصوّرات في شمال كردستان محلّ الوقائع، وحلّ نظام الرجل الواحد محلّ الذات؛ أُحرقت الأسلحة لكنّ التصوّرات لم تُحرق. والمخرج يمرّ بالعودة من التصوّرات إلى الوقائع، ومن الوقائع إلى الذات، أي إلى كردستان.

حين تتبادل التصوّرات والوقائع مواقعها في أيّ مجال من مجالات الحياة، لا يكون الخروج من المأزق سهلًا. وفي شمال كردستان تبادلت الوقائع والتصوّرات مواقعها على نحو خطير. وكلّما ازداد هذا التبادل استعصاءً، صار التطوّر والتغيّر بطبيعة الحال يدوران حول محور التصوّرات. ثمّة في شمال كردستان واقعٌ أُعيد تصميمه بعد عام 1980، وهذا الواقع هو بعينه ما يسير عبر التصوّرات.

إذا نظرنا إلى السنوات الستّ والأربعين التي انقضت منذ 12 أيلول/سبتمبر 1980، تبيّن لنا أنّ الحركات الكردية في شمال بلادنا لم تتقدّم قيد أنملة. ولا يقتصر الأمر على عدم التقدّم، بل يمكن أن نرى بسهولة أيضًا أنّ النقاش طوال هذه السنوات دار حول التصوّرات بدلًا من أن يدور حول الوقائع أو أن يتدخّل في المسار، وأنّ محاولات "التدخّل" جرت هي الأخرى عبر التصوّرات. وجواب السؤال عن ماهية الواقعة هو الذات؛ والذات نفسها هي كردستان. ومن ثَمّ فإنّ ما تبدّل موضعه ليس الواقعة وحدها، بل الذات أيضًا تبدّل موضعها.

إنّ المسار الذي بدأ في شمال كردستان مع الطغمة العسكرية في 12 أيلول/سبتمبر 1980 ترك آثارًا ثقيلة على الحركة الكردية. لكنّ هذا الأثر لم يتحوّل إلى هزيمة ساحقة كما حدث للمعارضة في تركيا. فهزيمة الحركة الكردية في الشمال تعود في الغالب إلى عجزها عن تجاوز مشكلاتها الداخلية. وفي الفترة نفسها نجحت الغالبية الساحقة من الهياكل الرئيسية للحركات الكردية في الانتقال إلى أجزاء كردستان الأخرى أو إلى خارج البلاد. ولهذا فإنّ تصفية الحركة الكردية في الشمال ليست، كما يُظنّ، نجاحًا حقّقه 12 أيلول، بل هي قصور الحركات الكردية وإخفاقها. في تلك السنوات ذابت الحركات الكردية في الشمال بسرعة في نقاشات نسبية إلى أبعد حدّ، ولم تخطُ أيّ خطوة في ما كان الحاجة الحقيقية، أي إعادة التنظيم. والحركات الكردية التي عجزت بالأمس عن التقدّم بتلك النقاشات النسبية، لا تزال اليوم، رغم مرور أكثر من أربعين عامًا، عاجزة عن إنشاء بنية فاعلة متدخّلة لانشغالها بنقاش الأمور النسبية.

إنّ المشهد الراهن، الذي هو نتيجة حلول التصوّرات محلّ الواقعة والذات، لا يزال عبئًا قائمًا بذاته. ففي 15 آب/أغسطس 1984 هبط على العالم الكردي مفهومُ حرب وُلد "كفلقة القمر". وبينما كان هذا المفهوم يدغدغ مشاعر الكرد من نواحٍ كثيرة، كان من ناحية أخرى يؤمّن تصفية الآلاف من خيرة أبناء الكرد عبر عمليات أيادٍ مظلمة. صُفّي آلاف الكوادر وأُبيدوا بذرائع واهية يختلف كلّ منها عن الآخر. ومع كلّ تصفية جديدة كانت تُنتَج تصوّرات جديدة. وظلّت هذه التصوّرات مدّة طويلة تُعدّ آياتٍ لا تقبل المساءلة، وتحوّلت التصفيات التي جرت عبر التصوّرات إلى ما يشبه المجزرة. وفي أثناء ذلك رُكِّب على هذا المسار جيلٌ فوق جيل محرومٌ من الوعي التاريخي.

لم تكتفِ الأجيال الجديدة بأن تكون حاملةً مطيعةً لمفهوم الحرب، بل تحوّلت إلى مدافعين عُميان عنه. وأُقيمت آلية يتربّع على قمّتها رجلٌ واحد، أي "النبيّ"، وتحته مجموعة من "الحواريّين" لا يتجاوز عددهم أصابع اليدين، وفي قاعها جماعة من المريدين. كان الرجل الواحد يجرّد جميع حواريّيه من شخصيّاتهم ويُنزل بهم الحرمان أوّلًا، ثمّ يحوّلهم إلى عبيدٍ تابعين له. ولم يتوانَ الحواريّون بدورهم عن تطبيق الأمر نفسه على من هم دونهم. وصارت كلّ كلمة تُقال في مقام الآية، وارتفع قائلها إلى مقام الإله.

لم تكن الآلية المُقامة تشبه بنية أيّ حركة تحرّر قومي على وجه الأرض؛ والشيء الوحيد الذي كانت تشبهه هو الآليات التي أقامتها الدول الاستعمارية. هذا التشابه لم يُسأل عنه يومها، ولم يُسأل عنه حتى اليوم.

كانت إحدى هاتين الآليتين في الأصل هي الدولة نفسها في الشمال. ومع الآلية الثانية لم يقتصر الأمر على إخضاع الكرد للسيطرة، بل صاروا أيضًا أسرى للتصوّرات. أُدير المسار بلا رحمة، وفُرض على الكرد أن يقفوا إلى جانب إحدى الآليتين. وكان للآلية التي تدّعي "إنقاذ" الكرد جملةٌ من الخطابات الأيديولوجية والسياسية التي طرحتها في بداية المسار. فأُبيد أوّلًا، واحدًا تلو الآخر، من طوّروا هذه الخطابات ودافعوا عنها؛ أمّا من لم يُبادوا فقد جُرّدوا من شخصيّاتهم بالحرمان.

بعد إزاحة أصحاب الخطّ الأيديولوجي والسياسي القديم والمدافعين عنه، جاء دور قول أشياء "جديدة". مع كلّ ربيع كان يُوضع أمام الجماهير، من غير أن يتخلّف مرّة، خطابٌ "جديد" وخطوة "جديدة"؛ والحال أنّه كان يُبنى في كلّ مرّة، بوضوح تامّ، مسارُ إنكارٍ جديد. وبعد المذابح الجسدية جاءت المذابح الأيديولوجية والسياسية، وبُني مسار الإنكار، دون أيّ تحرّج، بإضافة تصوّر فوق تصوّر، ووُضعت الأمة الكردية في حال من العمى والصمم. لقد حُوِّلنا، بالمذابح الإنسانية والثقافية والجغرافية والأيديولوجية والسياسية التي عشناها، إلى أمّةٍ مغلقة البصيرة. لم تكتفِ التصوّرات بأن تحلّ محلّ الوقائع، بل كادت أن تصير قاتلة الذات.

كان آخر هذه الخطابات "الجديدة" وضعَ مفهوم الحرب نفسه على الرفّ. فبعد النداء الذي صدر في شباط/فبراير 2025، أعلن التنظيم الذي بدأ الحرب عام 1984 حلّ نفسه في أيار/مايو 2025. وفي تموز/يوليو 2025 أُحرقت الأسلحة في مراسم قرب السليمانية، وفي آب/أغسطس 2026 نُشر في الجريدة الرسمية القانونُ رقم 7595 الذي ربط المسار بإطار قانوني. بعد واحد وأربعين عامًا أُنهيت الحرب، لكنّ الآلية التي أُقيمت مع الحرب لم تُنهَ. فالكوادر أنفسهم الذين كانوا بالأمس يعدّون الحرب آيةً لا تُساءَل، يدافعون اليوم عن الحلّ باللامساءلة ذاتها؛ ومن يسأل لماذا تُرك الهدف المقدّس بالأمس، وفي أيّ حساب قُيّد الدم المسفوك، يُواجَه مجدّدًا بالحرمان. أُحرقت الأسلحة، ولم تُحرق التصوّرات. ولم يتغيّر سوى اسم الخطاب؛ أمّا النظام المؤلَّف من الرجل الواحد والحواريّين والمريدين فلا يزال قائمًا في مكانه.

الصورة أعلاه لوحة موجزة لأربعين عامًا. غير أنّ رؤية الصورة لا تعني أنّ القضايا قد حُلّت. ثمّة تيّار كردي معارض معتبر بقي خارج الآليات المهيمنة. وهذا التيّار لم يتجاوز، منذ أكثر من أربعين عامًا، مشاهدة ما يجري. وهو أيضًا لم يستطع قطّ الخروج من التصوّرات المُقامة؛ وما دامت كلّ الأنشطة تسير عبر التصوّرات التي صارت مهيمنة، فليس مستغربًا ألّا تُخطى أيّ خطوة.

عند هذه النقطة لا يمكن توجيه السؤال الواجب طرحه إلى البنية المهيمنة وحدها. فمأزق السياسة الكردية لا ينبع من السياسات الخاطئة وحدها، بل أيضًا من الثقافة السياسية التي تجعل مساءلة الأخطاء أمرًا عسيرًا. وحين تحلّ الشعارات محلّ الوقائع، والولاءُ محلّ النقد، وآلياتُ القرار الضيّقة محلّ إرادة الأمة، تبتعد السياسة عن غايتها. لكنّ نقد البنية القائمة لا يكفي أيضًا.

لماذا لم يستطع من ظلّوا لسنوات في موقع المعارضة أن يبنوا بديلًا قويًّا وموثوقًا؟

من دون البحث عن جواب هذا السؤال لا يمكن تجاوز أربعين عامًا من تفرّج التيّار المعارض. فالنقد، حين لا يتحوّل إلى برنامج ملموس وتنظيم مجتمعي، يبقى مجرّد اعتراض؛ والاعتراض لا يغيّر التصوّر، بل ينتج في مواجهته تصوّرًا آخر. والمعارضة التي تنتقد الآلية المهيمنة كلّ يوم ثمّ تستيقظ في اليوم التالي على جدول أعمالها، تكون قد رضيت، من دون أن تدري، بالعيش داخل الحدود التي رسمتها تلك الآلية. وما يجب فعله حقًّا هو ربط النقد بهدف واضح وبرنامج مكتوب وتنظيم فاعل.

لا يمكن أن يكون النضال القومي حكرًا على أيّ شخص أو تنظيم. ولا يحقّ لأيّ بنية سياسية أن تضع نفسها مكان الأمة فتتّخذ القرارات باسمها بلا حدود. والتمثيل الحقيقي لا يكون ممكنًا إلّا بالتعدّدية والنقاش الحرّ والمساءلة. فجوهر القضية هو كيف تُمارَس السلطة، بقدر ما هو مَن يتولّاها. وهنا بالذات يكمن أثقل إرث خلّفه نظامٌ عدّ كلام الرجل الواحد آيةً طوال أربعين عامًا: لقد عُوِّد الكرد على النقاش في مَن يحكمهم، لا في كيف يُحكَمون. واستبدال أسماء جديدة بالذهنية القديمة ليس تغييرًا؛ فالآلية ذاتها يمكن أن تواصل طريقها باسم جديد وخطاب جديد، بل وفي زيّ منزوع السلاح أيضًا. والتغيير الحقيقي هو أن توضع مؤسّساتٌ قابلة للمراقبة مكان السلطة التي لا تُنتقَد، وأن توضع الإرادة الحرّة مكان السياسة القائمة على الطاعة.

ليس أمام الحركة الكردية في الشمال خيارٌ سوى العودة إلى "إعدادات المصنع". والأمر الأساسي الذي يجب فعله هو العودة إلى أطروحات النضال التاريخية للكرد، والتركيز على الذات وحدها، أي على كردستان، بعيدًا عن التصوّرات. وما نحتاج إليه اليوم هو العودة مجدّدًا، عبر تنظيم قومي، إلى أطروحات النضال الكردي التقليدية التي تهدف إلى التحرّر القومي. وعلى هذا التنظيم، كي لا يكرّر نظام الرجل الواحد بالأمس باسم جديد، أن يكون هو الآخر في داخله بنيةً قابلة للمراقبة، مفتوحة للنقاش، وخاضعة للمساءلة. إنّ ما تحتاج إليه السياسة الكردية، قبل الشعارات الجديدة، نقدٌ ذاتي جريء، ثمّ برنامج سياسي ديمقراطي له صدى داخل الأمة. ليست السياسة التي تتحكّم فيها التصوّرات، بل السياسة القادرة على التحكّم في التصوّرات، هي المهمّة الماثلة اليوم أمام كلّ كردي.

يجب اليوم بناء خطّ جديد ومتدخّل، من دون التعلّق بالبراديغم غير القومي المهيمن في شمال بلادنا وبتصوّراته، وخارجهما تمامًا. فما يسير عبر التصوّرات ليس نضالًا قوميًّا؛ بل هو آلية إضافية أُقيمت للسيطرة على النضال القومي. وكون هذه الآلية تسير باسم الكرد والكردية بدعم غالبية ساحقة لا يجعلها كردية. وما يجب فعله هو تجاهل هذه الآلية وإعادة البناء في مواجهتها بدعم توافق مجتمعي جديد. فاليوم يُراد لنضال الكردية وكردستان أن يُدار، على نحو مغترب عن ذاته، عبر إنكاره لذاته.

إنّ وضع حدّ لهذا المنحى هو المهمّة العاجلة اليوم. وإذا أردنا أن نكون موجودين في الغد، فإنّ الوقت لم يفت بعدُ اليوم للعودة من التصوّرات إلى الوقائع، ومن الوقائع إلى الذات، أي إلى كردستان؛ أمّا غدًا فسيكون قد فات الأوان.

İlgili haberler