PEZKUWICHAINDIJITAL KURDISTAN NEWS 15 HEZÎRAN 2026 · DUŞEM
Gündem Kürdistan
Kürdistan

Amerika Gitti, Ödev Bize Kaldı
Spês Odam'da ABD'nin Güney Kurdistan'dan çekilmesi ve Kürdistan Millî İnisiyatifi konuşuldu

Amerika Gitti, Ödev Bize Kaldı

Spês Odam'da ABD'nin Güney Kurdistan'dan çekilmesi ve Kürdistan Millî İnisiyatifi konuşuldu

X'te canlı yayımlanan Spês Odam programında moderatör Medeni Duran, Hasan Doğan, Hüsamettin Turan ve Sevgi Çelik ile iki başlığı konuştu: on iki yıl sonra Hewlêr'den çekilen Amerikan ve koalisyon güçlerinin bıraktığı boşluk ve bu boşluğa Kürdlerin nasıl bir siyasetle cevap vermesi gerektiği. Konuşmanın ikinci yarısında Kürdistan Millî İnisiyatifi'nin neden kurulduğu, bugüne kadar ne yaptığı ve önümüzdeki dönemde ne yapmak istediği ele alındı.

Not: Bu metin, 3 Ekim 2026'da X'te canlı yayımlanan Spês Odam programında gerçekleştirilen görüşmenin özetidir. Görüşme sırasında alınan notlar esas alınarak hazırlanmış; içeriğin daha doğru ve bütünlüklü yansıtılması amacıyla bazı ekleme, çıkarma ve düzenlemeler yapılmıştır. Yapılan bütün düzenlemeler tarafların bilgisi ve onayıyla metne dâhil edilmiştir. Bu nedenle metin, programın birebir dökümü değil, tarafların onayından geçmiş düzenlenmiş ortak özetidir.

Medeni Duran: İyi akşamlar, Spês Odam'a hoş geldiniz. Bu akşam iki ağır başlığımız var. Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri ve koalisyon güçlerinin Irak'taki askerî misyonunu bitirip Güney Kurdistan'dan çekilmesi. İkincisi, Kürdistan Millî İnisiyatifi: çalışmaları, bakışı ve gelecek planları. Konuklarımız Hasan Doğan, Hüsamettin Turan ve Sevgi Çelik. Hoş geldiniz.

Hasan Doğan: Hoş bulduk, davetiniz için teşekkür ederiz.

Hüsamettin Turan: Teşekkürler, iyi akşamlar.

Sevgi Çelik: Hepinize iyi akşamlar.

I. Çekilme: Bir Dönemin Sonu mu, Biçim Değişikliği mi?

Medeni Duran: Hasan Bey'le başlayalım. 30 Eylül'de son Amerikan askeri Hewlêr'den ayrıldı. Yeni bir döneme giriyoruz. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hasan Doğan: 30 Eylül'de on iki yıllık bir dönem kapandı, bu doğru. Ama Amerika bölgeyi terk etmedi; askerî varlığını başka bir biçime soktu. Bizim için asıl soru şu: Bu yeni dönemde kendi ayaklarımız üzerinde durabilecek miyiz?

Önce olguları yerine koyalım. 2014 yazında IŞİD Musul'u aldı, Şengal'de Ezidîlere soykırım yaptı ve Hewlêr'in kapısına dayandı. Koalisyon o zaman geldi. Eylül 2024'te Bağdat ile Washington bu görevi iki aşamada bitirmek için anlaştı: önce Eylül 2025'te federal Irak'tan, sonra Eylül 2026'da Kurdistan Bölgesi'nden çekilinecekti. Yani bu bir sürpriz değil, iki yıl önce takvime bağlanmış bir karardı. 30 Eylül'de son askerler ve hava savunma sistemleri Hewlêr Hava Üssü'nden ayrıldı.

Kürd tarihi bu tür anlarla doludur. 1975'te Cezayir Anlaşması'yla hareket bir gecede yalnız bırakıldı. 1991'de ayaklanmadan sonra halk dağlara sürüldü. 2017 referandumundan sonra Kerkûk kaybedildi ve dünya seyretti. Her seferinde öğrendiğimiz ders aynıydı: Büyük güçlerin desteği koşulludur ve geçicidir. Büyük güçler gelir ve gider; kalıcı olan, Kürdlerin kendi kurumları, kendi birliği ve kendi diplomasisidir. Bu çekilmeyi bir ağıt olarak değil, bir uyarı olarak okumalıyız.

Sevgi Çelik: Bir ayrıntı eklemek istiyorum, çünkü bence her şeyi anlatıyor. Çekilmenin ertesi günü, 1 Ekim'de, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydî bu günü "Egemenlik Günü" ilan etti. Bağdat bayram yaptı. Aynı saatlerde Hewlêr'de Peşmerge Bakanlığı, bölgenin son aylarda bin'i aşkın İHA ve balistik füze saldırısına maruz kaldığını ve artık hava savunma sistemi olmadan kaldığını açıklıyordu. Aynı gün, bir başkentte bayram, öbüründe kaygı. Irak'ta Kürdlerle Araplar arasındaki "ortaklığın" gerçekte ne durumda olduğunu bu iki tablo yan yana konduğunda görüyorsunuz.

Medeni Duran: Hüsamettin Bey, bu çekilme sizce yalnızca askerî bir gelişme mi, yoksa Irak'taki, Güney Kurdistan'daki ve bölgedeki siyasi dengeleri değiştirecek daha büyük bir gelişme mi?

Hüsamettin Turan: Görünüşte askerî, özünde siyasi. Amerikan askeri Irak'ta yalnızca IŞİD'le savaşmıyordu; Bağdat'taki güç dengesinin görünmeyen ağırlıklarından biriydi. O ağırlık kalktı ve denge yeniden kurulacak. Bunu üç düzeyde görmek gerekiyor.

Birincisi Irak'ın içi. Amerikan askerleri Hewlêr'deyken Bağdat'taki İran yanlısı gruplar Kurdistan Bölgesi'ne karşı belli bir sınırın ötesine geçemiyordu, çünkü her adım doğrudan Amerika ile karşı karşıya gelmek demekti. Bu caydırıcılık zayıfladı. Bütçe, petrol ihracatı, memur maaşları ve tartışmalı bölgeler, yani Kerkûk, Şengal, Mexmûr ve Xaneqîn meselelerinde dengenin Bağdat lehine kayma riski var.

İkincisi bölge. Bu yıl Ortadoğu baştan sona değişti. 28 Şubat'ta ABD ve İsrail İran'a saldırdı, Hamaney öldürüldü. Ağustos'ta Suriye'de Özerk Yönetim ve QSD feshedildi, Suriye ordusuna bağlandı. Türkiye'de silah bırakmayı düzenleyen bir yasa çıktı. Buna Amerika'nın Irak'tan çekilmesi de eklenince, Kürdlerin dört parçada birden yeni bir denge aradığı bir döneme girdik.

Üçüncüsü uluslararası denge. Washington, kara gücünü bölgede tutmanın pahalı ve riskli olduğu sonucuna vardı. İran savaşı sırasında Irak'taki ABD tesisleri yüzlerce kez hedef alındı. Artık askeri sahada tutmak yerine hava gücü, istihbarat, teknoloji ve diplomasiyle bölgeyi yönetmeyi tercih ediyor. Bu da Kürdler gibi toprağını savunmak zorunda olan aktörlerin yükünü artırıyor. Kısacası buna "askerler gitti" diye bakmak eksik olur. Bölgenin güç haritası yeniden çiziliyor ve Kürdler bu haritada kendi yerlerini kendileri çizmezse başkaları çizecek.

II. Peşmerge, Güvenlik ve Bağdat

Medeni Duran: Koalisyonun özellikle IŞİD'e karşı mücadelede Peşmerge ile önemli bir iş birliği vardı. Bu desteğin bitmesi Güney Kurdistan'ın güvenliği açısından ne anlama geliyor?

Hasan Doğan: Önce bir gerçeği hatırlatayım: IŞİD'i 2014'te ilk durduran güç Peşmergeydi. Koalisyon gelmeden önce Peşmerge Hewlêr'in önünde durdu. Kobanî'de de IŞİD'i Kürdler durdurdu. Dünya bu bedeli kimin ödediğini unutmamalı. Koalisyonun katkısı ise hava desteği, istihbarat, eğitim ve teçhizattı. Bu katkı çekildi ve iki alanda doğrudan bir açık doğdu: hava savunması ve istihbarat. Peşmerge karada güçlüdür, tecrübelidir; ama gökyüzünde ve bilgide büyük ölçüde koalisyona dayanıyordu.

Hava savunmasını ben söylemiyorum, Peşmerge Bakanlığı resmen açıkladı: Kurdistan Bölgesi şu an hava savunma sisteminden yoksun. Irak hükümeti Güney Kore, Türkiye ve ABD'den sistem alacağını söylüyor. Ama kritik soru şu: Bu sistemler kimin komutasında olacak? Bağdat'ın elinde mi kalacak, yoksa Kurdistan Bölgesi'nin hava sahası da gerçekten korunacak mı?

Sevgi Çelik: İkinci açık, IŞİD meselesi, bence en az birincisi kadar ciddi. IŞİD toprak kaybetti ama yok olmadı. Kerkûk, Selahaddin, Diyala hattında, Hemrîn dağlarında hücre olarak yaşıyor. Peşmerge komutanları da çekilmenin ardından bu konuda uyardı. Suriye tarafı daha da endişe verici: QSD'nin feshiyle on binlerce savaşçının durumu belirsiz kaldı, IŞİD tutuklularının ve ailelerinin tutulduğu kampların, cezaevlerinin güvenliği soru işareti. O kapılar bir gün açılırsa ilk tehdit altında kalacak yerlerden biri Güney Kurdistan olur. Şengal'i yaşamış bir halk olarak bunu hafife alamayız. Talebimiz açık: Bu mücadelede en ağır bedeli ödeyen Kürd güçleri istihbarat paylaşımından ve uluslararası destekten dışlanmamalı.

Medeni Duran: O zaman doğrudan sorayım: Peşmerge bugünkü yapısıyla, dış desteğin azaldığı bu dönemde Güney Kurdistan'ın güvenliğini tek başına sağlayabilir mi?

Hüsamettin Turan: Kara tehditlerine karşı evet. Havadan gelen tehditlere ve bir devletin topyekûn saldırısına karşı, bugünkü hâliyle hayır. Bunu söylemek moral bozmak değil, gerçekçi olmaktır; gerçekçi olmayan bir halk hazırlık yapamaz.

Peşmergenin gücünü küçümsemiyorum. 150 bini aşkın kuvveti, onlarca yıllık savaş tecrübesi, halkın gözünde meşruiyeti ve sevgisi var. IŞİD'e karşı en zor günlerde cepheyi tutan bu güçtü. Ama savaşın doğası değişti. Bu yıl İran savaşında gördük: Savaşlar artık İHA'larla, füzelerle, elektronik harple, uydu istihbaratıyla yürüyor. Birkaç bin dolarlık bir İHA yüzlerce kilometre öteden bir petrol tesisini vurabiliyor. Peşmergenin bu alanlarda ciddi bir kapasitesi yok.

Bir de yapısal mesele var. Bu yıl tarihî bir adım atıldı: 26 Şubat'ta Başbakan Mesrûr Barzanî'nin kararnamesiyle KDP'nin 80. Birliği ile YNK'nin 70. Birliği Peşmerge Bakanlığı'na bağlandı, 21 Eylül'de birleşmenin tamamlandığı törenle ilan edildi. Bunu takdirle karşılıyoruz. Ama iki birlik bakanlığa "1. Bölge Komutanlığı" ve "2. Bölge Komutanlığı" olarak bağlandı. Eski ayrım yeni isimler altında hâlâ duruyor.

Hasan Doğan: Hüsamettin Bey'in söylediğini tamamlayayım: Peşmergenin gerçekten yeterli bir güç olması için üç şart var. Birincisi tek komuta zinciri, yani atamaların partiye göre değil liyakate göre yapıldığı, emrin tek merkezden geldiği bir yapı. İkincisi modern kapasite: hava savunması, İHA'ya karşı sistemler ve kendi İHA gücü. Üçüncüsü partiye değil anayasaya ve halka bağlı, eğitimli bir subay kadrosu. Bu üçü sağlanırsa Peşmerge yalnızca kendini korumakla kalmaz, bölgede herkesin hesaba katmak zorunda olduğu millî bir orduya dönüşür.

Medeni Duran: Bağdat ile Hewlêr arasında güvenlik, Peşmerge ve yetki paylaşımı konusunda uzun süredir anlaşmazlıklar var. Amerikan askerinin çekilmesi bu ilişkiyi nasıl etkiler?

Hasan Doğan: Bağdat'taki bazı çevreler, özellikle İran'a yakın olanlar, bu boşluğu Kurdistan Bölgesi'nin anayasal yetkilerini daraltmak için kullanmak isteyecek. Bizim cevabımız tek olmalı: anayasa ve federalizm.

2005 Irak anayasası Irak'ı federal bir devlet olarak tanımlıyor; Kurdistan Bölgesi'ne kendi parlamentosunu, hükümetini ve güvenlik güçlerini, yani Peşmergeyi anayasal hak olarak veriyor. Kâğıt üzerinde her şey açık. Ama yirmi yıllık uygulamaya bakın: Bütçe payı defalarca kesildi ya da geciktirildi. Memurlar aylarca maaş alamadı; bu, Bağdat'ın Hewlêr üzerinde en çok kullandığı baskı aracı oldu. Petrol ihracatı uzun süre durduruldu. Kerkûk ve tartışmalı bölgelerin geleceğini belirleyecek 140. madde, anayasaya göre 2007'ye kadar uygulanmalıydı; hâlâ uygulanmadı.

Amerikan askerleri buradayken Washington bu anlaşmazlıklarda en azından bir denge unsuru olabiliyordu. O hakemin sahadaki ağırlığı azaldı. Bundan sonra hava savunmasının dağıtımında, Peşmergenin finansmanında ve maaşlarda Hewlêr'e daha çok baskı yapılmasını bekleyebiliriz.

Ama madalyonun öbür yüzü de var: Bağdat da Kürdlere muhtaç. Irak'ta hiçbir hükümet Kürd partilerinin desteği olmadan kurulamıyor. Kürdler Bağdat'a tek ses olarak giderse pazarlık güçleri çok büyük. Ayrı ayrı giderlerse Bağdat onları birbirine karşı kullanır.

Sevgi Çelik: Bu yüzden "Egemenlik Günü" söylemini dikkatle izlemek gerekiyor. Egemenlik, Kurdistan Bölgesi'nin anayasal haklarını yok saymanın adı olmamalı. Uluslararası toplum bu süreçte Bağdat'a destek veriyorsa, bu desteğin Kurdistan Bölgesi'nin anayasal statüsüne saygı şartına bağlanması gerekir. Avrupa'daki Kürdlerin bu konuda yapacağı iş de tam olarak bu.

III. İran ve Fırsat Meselesi

Medeni Duran: İran'ın etkisi de önemli bir etken. ABD'nin askerî varlığının azalması, İran'ın Irak'ta ve Güney Kurdistan'da etkisini artırabilir mi?

Hüsamettin Turan: Kısa vadede, evet, bu risk gerçek. Ama bugünkü İran birkaç yıl önceki İran değil. Bu yıl rejim tarihinin en ağır darbesini aldı. Ve yaralı bir rejim daha saldırgan, ama aynı zamanda daha kırılgandır.

Hatırlayalım: 28 Şubat'ta ABD ve İsrail İran'a saldırdı, dinî lider Hamaney öldürüldü, nükleer ve askerî altyapı ağır hasar gördü. 8 Nisan'da Pakistan arabuluculuğuyla ateşkes, 17 Haziran'da ABD ile İran arasında mutabakat zaptı imzalandı. Ama nükleer program, Hürmüz Boğazı ve yaptırımlar meselesi hâlâ açık. Savaş durdu, barış gelmedi.

Bu savaşta Kurdistan Bölgesi'nin yaşadıkları öğreticidir. Kurdistan Bölgesi savaşın tarafı değildi, ama en çok vurulan yerlerden biri oldu. İran'a bağlı Irak milisleri, "Irak İslami Direnişi" çatısı altında Hewlêr'deki ABD üssünü, otelleri, petrol tesislerini vurdu. Şimdi Amerikan askeri de gitti. Tahran'ın önünde iki yol var: Ya içerideki krizle uğraşacak ya da iç meşruiyet kaybını dışarıda düşman yaratarak kapatmaya çalışacak. Tarih ikincisinin daha olası olduğunu söylüyor. Bu yüzden milis ağı üzerinden Hewlêr'e baskının süreceğini bekliyoruz. Buna karşı en iyi savunma, Kurdistan Bölgesi'nin hava savunmasını kurması ve Bağdat'taki İran yanlısı gruplar karşısında Kürdlerin tek ses olmasıdır.

Sevgi Çelik: Rojhelat'ı da unutmamak gerekiyor. Savaş boyunca İran, Kurdistan Bölgesi'ndeki Rojhelat partilerinin karargâhlarına yüzlerce İHA ve füze saldırısı düzenledi. Rojhelat Kürdleri onlarca yıldır en ağır baskı altında yaşayan Kürdler. Rojhelat'ın meşru temsilcileri PDKİ, Komala ve PAK gibi köklü Kürdistani partilerdir. Uluslararası toplum bugün İran'ın geleceğini konuşuyorsa, bu partilerin sesi o masada olmalı. Kürdistani çizgide duran ve Rojhelat halkına hesap veren yapılar bizim önceliğimizdir.

Medeni Duran: Sevgi Hanım, bir başka açıdan sorayım: Bu çekilmeyi yalnızca bir güvenlik riski olarak mı görmeliyiz, yoksa Kürdlerin kendi güvenlik ve siyasi mekanizmalarını güçlendirmesi için bir fırsat olarak da görebilir miyiz?

Sevgi Çelik: İkisi birden. Risk gerçektir ve küçümsenmemeli. Ama bu çekilme Kürdleri kendi güçlerine güvenmeye zorluyor ve bu zorunluluk, doğru kullanılırsa bir şanstır.

Uzun yıllar Güney Kurdistan'da bir rahatlık vardı: "Amerika burada, bize bir şey olmaz." Bu rahatlık, iç bölünmüşlüğün bedelini ertelemeye yarıyordu. İki ayrı Peşmerge, iki ayrı istihbarat, iki ayrı nüfuz alanı, iki ayrı ekonomi; hepsi Amerikan şemsiyesinin altında idare edilebiliyordu. O şemsiye kalktı, bu bedeli artık erteleyemeyiz.

Fırsatın ilk işareti zaten görüldü. Peşmergenin birleşmesi, çekilmeden hemen önce, 21 Eylül'de ilan edildi. Bu tesadüf değil; Washington yıllardır desteğini bu reforma bağlıyordu. Otuz yıldır aşılamayan bir bölünme, tarihî bir zorunluluk karşısında resmen sona erdi. Demek ki zorunluluk en zor reformları bile mümkün kılabiliyor.

Önümüzdeki fırsatlar da somut. Peşmergeden sonra maliyenin, istihbaratın ve yönetimin birleşmesi. Tek bir başkente bağımlı kalmak yerine Avrupa ülkeleriyle ve Körfez'le ikili güvenlik ve ekonomi ilişkileri kurmak. Hava savunması ve İHA alanında kendi kapasitesini oluşturmak. Ve Kurdistan Bölgesi'nin dışarıya bağımlı bir alan olmaktan çıkıp kendi kendini savunabilen bir siyasi varlığa dönüşmesi. Ama şunu da söyleyeyim: Fırsat ancak hazırlıklı olanlar için fırsattır; hazırlıksız olanlar için yalnızca bir tehlikedir.

Medeni Duran: İki büyük partiye bağlı Peşmerge güçlerinin tam anlamıyla birleşememesi uzun zamandır tartışılıyor. Kürdlerin ortak bir savunma ve güvenlik stratejisi oluşturmasının önündeki en büyük engel sizce ne?

Hasan Doğan: En büyük engel dışarıda değil, içeride: parti çıkarının ulusal çıkarın önüne geçmesi. Silahlı güç bir partinin iktidar sigortası olarak görüldüğü sürece gerçek bir millî ordu kurulamaz.

70. ve 80. Birliklerin hikâyesi 1990'ların ortasındaki acı iç savaşa dayanır. O savaşta Kürdler birbirine silah çekti, binlerce insan öldü. O günden beri iki parti de kendi silahlı gücünü öbürüne karşı bir güvence olarak gördü. Bugün kâğıt üzerinde birleşme gerçekleşti, ama komutan atamaları, maaşların dağıtımı, istihbarat birimleri hâlâ büyük ölçüde parti eksenli işliyor.

Hüsamettin Turan: Ben bu engelin üç katmanı olduğunu düşünüyorum. Birincisi siyasi güvensizlik: Partiler birbirine güvenmedikçe silahlarını ortak bir komutaya teslim etmek istemez, bu güven de ancak şeffaflıkla ve herkesin uyduğu ortak kurallarla kurulur. İkincisi sivil denetimin eksikliği: Demokratik bir düzende silahlı güç bir partiye değil, parlamentoya ve hükümete hesap verir. Kurdistan Parlamentosu'nun Peşmerge bütçesi, atamalar ve harcamalar üzerinde gerçek bir denetimi olmalı. Üçüncüsü ekonomik bağımlılık: Maaşlar ve kaynaklar partiler üzerinden aktığı sürece sadakat de partiye olur. Bütün güvenlik harcamalarının tek ve şeffaf bir bütçeden yapılması gerekiyor.

Hasan Doğan: Bizim önerimiz bu yüzden açık: Birleşme yalnız askerî alanda kalmamalı. Asayîş, istihbarat ve maliye de aynı çatı altında, parlamentonun denetiminde toplanmalı. Ancak o zaman ortak bir savunma stratejisinden söz edebiliriz.

Medeni Duran: Washington askerî varlığını azaltırken Irak ve Kurdistan Bölgesi ile siyasi ve güvenlik ilişkilerini sürdüreceğini söylüyor. Yeni dönemde Amerika'nın Güney Kurdistan'a yaklaşımı nasıl şekillenecek?

Hüsamettin Turan: Askerden diplomasiye, üsten konsolosluğa, doğrudan korumadan uzaktan desteğe geçiş göreceğiz. Çekilmenin hemen ardından ABD Dışişleri Bakanlığı, hem Bağdat hem de Kurdistan Bölgesel Yönetimi ile "güçlü ve sağlam bir güvenlik ve ekonomik ortaklık" sürdüreceğini açıkladı. Hewlêr'deki ABD Başkonsolosluğu dünyanın en büyük konsolosluk yerleşkelerinden biri olarak inşa edildi. Terk etmeyi düşündüğünüz bir yere o büyüklükte bir diplomatik yapı kurmazsınız. Körfez'deki üsler, Ürdün, Doğu Akdeniz'deki deniz gücü ve bölgedeki hava hâkimiyeti de yerinde duruyor.

Washington'un bundan sonraki araçları silah satışı ve eğitim programları, istihbarat iş birliği, enerji ve ekonomik yatırımlar ve Bağdat üzerinde diplomatik baskı olacak. Ama açık konuşalım: Amerika'nın Kürdlere yaklaşımı her zaman çıkar odaklı oldu ve öyle kalacak. 1975'te de, 2017'de de, Rojava'da da bunu gördük. Kürdlerin Amerika ile yazılı bir ittifak antlaşması yok, NATO'nun da parçası değiliz.

Hasan Doğan: O yüzden sorulması gereken soru "Amerika bizi sever mi?" değil, "Biz hangi işlevleri yerine getirirsek vazgeçilmez oluruz?" sorusu. Cevabı da belli: bölgede bir istikrar adası olmak, IŞİD'e karşı güvenilir bir ortak olmak, enerji kaynaklarını güvenle işletmek, Ezidîlerin, Hristiyanların ve öbür toplulukların güvende yaşadığı bir bölge olmak, şeffaf ve hesap veren bir yönetim kurmak. Kürdler bunları sağlarsa kiralık bir güç olarak değil, ciddiye alınan bir ortak olarak görülür. Dostluk değil çıkar ortaklığı; minnet değil vazgeçilmezlik.

Medeni Duran: Bu bölümü üçünüze de aynı soruyla kapatmak istiyorum: Dengelerin yeniden değiştiği böyle bir dönemde Kürdlerin hazırlıklı olması gereken en önemli konu nedir?

Hasan Doğan: Tek kelimeyle: iç birlik.

Hüsamettin Turan: Katılıyorum. Hava savunması da, diplomasi de, ekonomi de önemli; ama bölünmüş bir halk bunların hiçbirini kalıcı olarak koruyamaz. Dengeler değişirken ilk dağılan, içeride bölünmüş olanlardır.

Sevgi Çelik: Dört parçaya birlikte bakınca bu birliğin neden hayati olduğu kendiliğinden anlaşılıyor. Başûr'da Amerika sonrası bir belirsizlik var: hava savunmasız bir bölge, Bağdat'ın artan baskısı, İran milislerinin tehdidi. Rojava'da on yıllık direnişe, Kobanî'nin destanına, binlerce şehide rağmen Özerk Yönetim Ağustos'ta feshedildi ve kalıcı bir anayasal statü elde edilemedi. Rojhelat'ta savaşla sarsılmış bir rejimin baskısı ve partilerin kamplarına yönelik saldırılar sürüyor. Bakur'da silahların bırakılmasını düzenleyen bir yasa çıktı, ama Kürd dili, anadilde eğitim ve anayasal tanınma hakkında tek bir madde yok. Her parçanın meselesi ötekini doğrudan etkiliyor.

Hazırlıklı olmak her konuda anlaşmak demek değil; asgari ortak paydalarda uzlaşmak demek. Kürdler bir ulustur. Kürd ulusu kendi kaderini tayin hakkına sahiptir. Kürdler hiçbir koşulda Kürdlere karşı silah kullanmaz. Kurdistan Bölgesi bütün Kürdlerin ortak kazanımıdır ve birlikte korunur. Dengeler değişirken birlikte hareket eden halklar masaya oturur, bölünmüş olanlar ise masada hakkında konuşulan konu olur. Biz masada oturmak istiyoruz.

Hasan Doğan: Buradan ikinci başlığa geçmek için bir cümle söyleyeyim, izin verirseniz. Amerika'nın ne yapacağını Amerika'nın çıkarı belirler. Bizim kontrol edebileceğimiz tek şey, kendi evimizin ödevini yapıp yapmadığımız. Güney'de Peşmergenin birleşmesi bu ödevin askerî ayağı. Peki dört parçada ve diasporada siyasi ayağı kim yapacak? Kürdistan Millî İnisiyatifi tam da bu soruya cevap olarak doğdu.

IV. Kürdistan Millî İnisiyatifi Neden Var?

Medeni Duran: Güzel bir geçiş oldu. O zaman İnisiyatifi konuşalım. Hangi ihtiyaçtan doğdu, kendine nasıl bir misyon biçiyor?

Hasan Doğan: Tek bir ihtiyaçtan: Kürd milletinin bütününü kucaklayan bir toplumsal örgütlenmenin yokluğundan.

Kürdlerin iki yüz yıllık mücadelesine bakın. Bedirxan Beg'in 1847'de yenilgiyle biten direnişi, Şêx Ubeydullahê Nehrî'nin 1880 ayaklanması, Koçgirî, Şêx Seîd, Agirî, Dersim ve 1946'da Mahabad'da kurulan Kurdistan Cumhuriyeti. Bu hareketlerin hiçbiri cesaretten, fedakârlıktan ya da ulusal bilinçten yoksun değildi. Ama hemen hiçbiri bir mirliğin, bir aşiretin, bir tarikatın ya da bir bölgenin çatısını aşamadı. Komşu bölge çoğu zaman seyirci kaldı, kimi zaman karşı safta durdu. Kürdleri yönetenler bu tabloyu bizden iyi okudu ve bir bölgeyi ötekine, bir aşireti ötekine karşı kullanmayı bir yönetim yöntemine çevirdi.

Oysa Kürdlerin bir iç örgütlenmesi vardı: mirlikler, medreseler, aşiret konfederasyonları, kendi hukuku, kendi yerel iktidarları. Bu yapılar on dokuzuncu yüzyılda birer birer tasfiye edildi. Yirminci yüzyılda sürgünlerle, zorunlu iskânla, dil yasağıyla ve kırımlarla geriye kalan ne varsa dağıtıldı. Bugün karşımızdaki şey kendiliğinden oluşmuş bir dağınıklık değil, darmadağın edilmiş bir iç örgütlenmedir. Yeniden kurulması da ancak bilinçli bir çabayla mümkün.

Hüsamettin Turan: İkinci bir ihtiyaç daha vardı: Kürd siyasetindeki hain–yurtsever ikilemi, birbirini suçlama, yenilgiyi birkaç kişinin sırtına yıkma alışkanlığı. 2017'de Kerkûk'ten sonra yaşadığımız buydu. Bu sekter ve popülist dilin yerine ulusal ve pragmatik bir siyaset gerekiyordu.

Kendimize biçtiğimiz misyonu dört maddede söyleyebilirim. Bir: Kürdlerin bir millet, Kurdistan'ın onların ana vatanı olduğunu ve bu milletin kendi kaderini tayin hakkını her platformda savunmak. İki: Sekter, popülist söylemin yerine ulusal pragmatizmi, yani güç ilişkilerini doğru okuyan akılcı bir siyaseti koymak. Üç: Kürdlerin farklı eğilimlerini, sosyalistini de milliyetçisini de, muhafazakârını da liberalini de aynı çatı altında buluşturabilecek bir örgütlenme modelini tartışmaya açmak ve inşa etmek. Dört: Diasporayı bu örgütlenmenin ve Kurdistan diplomasisinin etkin bir parçası yapmak. Biz yeni bir parti kurmak için değil, Kürd milletinin dağıtılmış iç örgütlenmesini yeniden örmek için yola çıktık.

Medeni Duran: İzleyicilerden gelen bir soruyu hemen burada sorayım, çünkü her yeni yapıya soruluyor: Finansmanınız nereden geliyor?

Sevgi Çelik: Çok yerinde bir soru, sorulması da gerekiyor. Hiçbir devletin, istihbarat servisinin ya da partinin adına konuşmuyoruz ve hiçbirinden para almıyoruz. Çalışmalarımızı üye aidatları, gönüllü bağışlar ve kendi imkânlarımızla yürütüyoruz.

Kürd siyasetinin en büyük yaralarından biri, dış güçlerin finanse ettiği yapıların ulusal çıkarı değil, parayı verenin çıkarını savunmasıdır. Parayı veren sözü de belirler. Bu yüzden bağımsızlığımızı mali bağımsızlığımızdan başlatıyoruz. Arkadaşlarımız zamanlarını, emeklerini, bilgilerini karşılıksız veriyor; yazıları yazanlar, seminerleri verenler, bu akşam bu programa katılanlar gönüllü. Bu, bütçemizin büyük olmadığı anlamına geliyor, bunu saklamıyoruz. Ama küçük ve bağımsız bir bütçe, büyük ama bağımlı bir bütçeden her zaman daha değerlidir. Bizi finanse eden halkımızdır; hesabımızı da yalnız halkımıza veririz.

Medeni Duran: Bugüne kadar hangi çalışmaları yaptınız? Özellikle üzerinde durduğunuz başlıklar hangileri?

Hüsamettin Turan: İlk dönemde ağırlığı düşünce üretimine verdik, çünkü bir hareketin ne yapacağı, önce neyi nasıl düşündüğüyle belirlenir. Son bir ayda yayımladığımız yazılar İnisiyatifin bakışını ortaya koyuyor. "Biz Biz Olursak" Kürd ulusal hareketinde sosyalistlerle milliyetçilerin ittifakını, sömürge konumundaki uluslarda farklı ideolojilerin ulusal kurtuluş hedefinde buluşmasının istisna değil kural olduğunu anlatıyor. "Sekter Popülist Söylem Yerine Ulusal Pragmatizm" 2017 referandumundan, Kerkûk'ten, Efrîn'den ve Rojava'dan çıkan dersleri, Kürdlerin "dünyanın itfaiyesi" olmaktan çıkıp kendi ülkelerini kurmayı düşünmesi gerektiğini tartışıyor. "Kuşatmayı Yıkmak: Muhalif Değil Müdahil Olmak" Kürdlerin dışarıdan kurulan kuşatmanın yanında içeriden örülen ikinci bir kuşatmayla da karşı karşıya olduğunu anlatıyor. Bunların yanında Türkiye–PKK çatışmasının elli yılını ve Güney Kurdistan'ın devletleşme meselesini ele alan "Kontrollü Savaştan Bölgesel Düzen Kuruculuğuna", Peşmergenin birleşmesinin bölgesel anlamını tartışan bir yazı ve Bakur'daki sürecin ulusal açıdan değerlendirmesi olan "Öcalan Hangi Davaya İhanet Etti?" var.

Sevgi Çelik: Yazıların yanında ulusal bilinç seminerleri düzenliyoruz. Çevrimiçi ve yüz yüze eğitimlerle halkımıza, özellikle diasporadaki gençlere Kürd tarihini, ulusal haklarını ve uluslaşmanın gereklerini anlatıyoruz. Bir de hukuk ve temas komisyonlarının altyapısını kuruyoruz: Avrupa'da ve uluslararası platformlarda Kürdlerin haklarını savunacak, hukuk ve diplomasi kanallarını işletecek komisyonlar.

Hüsamettin Turan: Üzerinde özellikle durduğumuz başlıkları da söyleyeyim. Birincisi iç örgütlenme ve ulusal temsil: Kürdlerin ortak bir siyaset belgesi, ortak bir temsili ve ortak bir askerî iradesi olmadıkça her parçada kazanılan mevziler başka başkentlerin takvimine göre kaybedilmeye devam edecek. İkincisi kendi kaderini tayin hakkı: Kurdistan meselesi bir azınlık hakları meselesi değil, bir milletin kurtuluş ve özgürlük, yani Rizgarî û Azadî meselesidir. Üçüncüsü ulusal pragmatizm. Dördüncüsü Güney Kurdistan'ın korunması, çünkü Güney'deki kazanımlar bütün Kürdlerin ortak malıdır. Kısa sürede bir düşünce çizgisi ortaya koyduk; şimdi bu çizgiyi kurumlara ve somut işlere dönüştürüyoruz.

Medeni Duran: Kürd siyasetinde çok sayıda parti, örgüt, oluşum var. Siz kendinizi mevcut yapılardan hangi yönlerle farklı görüyorsunuz?

Hasan Doğan: Biz muhalif değil, müdahil olmak istiyoruz. Muhalif olan dışarıda durur, eleştirir, karşı çıkar ve sorumluluğu başkasına bırakır. Müdahil olan sürecin içine girer, onu biçimlendirmeye çalışır ve sonucun yükünü de omuzlar. Kürdler iki yüz yıldır kendileri hakkında alınan kararlara karşı çıktılar; ama o kararların alındığı masada nadiren oturdular.

Farkımızı birkaç noktada söyleyebilirim. Biz bir partinin uydusu ya da yeni bir parti değiliz, bir çatıyız; Kürdistani çizgide duran farklı eğilimlerin buluşacağı bir zemin olmak istiyoruz. Kürd milleti Kurmancî, Kirmanckî, Soranî ve Hewramî konuşan; Sünnî, Alevî, Ezidî ve Yarsan inancından gelen; köylüsü, kentlisi, solcusu, muhafazakârı, liberali olan bir millet. Bu milletin anlaştığı şeylerin listesi kısa, anlaşamadığı şeylerin listesi uzun. Kısa listeye sığmaya çalışan her birlik projesi milletin büyük bölümünü dışarıda bıraktı. Biz başka bir yol öneriyoruz: Herkesin başka türlü düşünmeye devam edeceğini baştan kabul edip birbirini yok saymama, birbirini hain ilan etmeme ve ulusal hedefi kimsenin tekeline bırakmama kuralında anlaşmak.

Yenilgilerin ardından hain aramak, ihanet listesi çıkarmak kolaydır. Biz bunun yerine şu soruyu soruyoruz: Kürdler hangi mevzide duruyor ve bu mevzi kimin denklemini sürdürüyor? Yukarıdan aşağıya emir veren parti hiyerarşisi yerine köyden, mahalleden, meslekten ve diasporadan başlayıp yukarıya doğru örülen bir örgütlenme istiyoruz. Ve Kürdlüğü ulusal bir hedeften koparıp başka adlarla ertelenen bir vaade dönüştüren yaklaşımların karşısındayız. Bizim iddiamız başkalarından daha iyi olmak değil, başkalarının dışarıda bıraktığı herkesi içeri almak.

V. Millî Birlik, Dört Parça ve Diaspora

Medeni Duran: "Millî birlik" sizin için ne anlama geliyor? Bu birlik yalnızca partilerin bir araya gelmesiyle mi olur, yoksa toplumun daha geniş kesimlerini kapsayan bir anlayış mı gerekiyor?

Hüsamettin Turan: Millî birlik karşıtlıkları ortadan kaldırarak değil, onları aynı çatı altında tutabilerek kurulur. Partilerin bir araya gelmesi gerekli, ama tek başına yetmez. Kürd tarihinde partiler arası birçok birlik denemesi oldu: cepheler, ortak bildiriler, koalisyonlar. Çoğu koşullar değişince dağıldı, çünkü bunlar çoğu zaman bir güç paylaşımı pazarlığıydı. Yukarıda, liderler arasında kurulan birlik, liderler küstüğünde biter.

Bizim önerdiğimiz model bir kongre hareketi. Tarihte örnekleri var: Hindistan Ulusal Kongresi 1885'te, Güney Afrika'daki Afrika Ulusal Kongresi 1912'de bu mantıkla kuruldu. İkisinin de çatısı altında birbirine zıt eğilimler, farklı inançlar, farklı sınıflar yan yana durdu ve iki ülke de bağımsızlığına ya da özgürlüğüne bu çatı altında ulaştı. Kurdistan'a uyarlanacak bir kongre hareketinde hiyerarşi aşağıdan yukarıya işlemeli. Sömürge konumundaki hemen bütün milletlerin tarihinde sosyalistler ile milliyetçiler ulusal kurtuluş mücadelesinde yan yana durdu. Sosyalist ya da milliyetçi olmak başlı başına bir erdem değil, bir siyasi tercihtir. Ortak hedef ise herkes için aynıdır: milletin özgürleşmesi.

Sevgi Çelik: Millî birlik yalnızca siyasetle de sınırlı değil. Dilini evde yaşatan anne de, Kürdçe yayın yapan gazeteci de, Kürd çocuklarının hakkını savunan avukat da, kendi vatanında iş kurmakta direnen esnaf da, Avrupa'da Kurdistan meselesini diplomasinin gündemine taşıyan diasporalı da bu birliğin parçasıdır. Bu birliğin üç basit kuralı var: Kimse kimseyi yok saymayacak. Kimse kimseyi hain ilan etmeyecek. Ulusal hedef hiçbir parti ya da kişinin tekelinde olmayacak. Kurdistan'daki herkesin kendini içinde ve evinde bulacağı bir örgütlenme olmadan, darmadağın edilmiş iç örgütlenme yeniden kurulamaz.

Medeni Duran: Kürd siyasi yapıları arasında zaman zaman çok ciddi görüş ayrılıkları yaşanıyor. Bunları aşmak ve ortak bir zemin kurmak için öneriniz ne?

Hasan Doğan: Önerimiz üç adımlı. Birinci adım dilin değişmesi. 2017 referandumundan ve Kerkûk'ten sonra aklıselim sonuçlar çıkarmak yerine "satıldık", "ihanet", "xain–yurtsever" ikileminde birbirimizi yedik. Yenilgiyi birkaç kişinin sırtına yıkmak kolaydır, ama hiçbir şey öğretmez. Eleştiri olmalı, sert eleştiri bile olmalı; ama düşmanlaştırma olmamalı.

İkinci adım karşıtlıklar üzerinde konsensüs. Kürdler, anlaştıkları şeylerden çok anlaşamadıkları şeyler üzerinden bir araya gelmenin yolunu bulmak zorunda. İlk bakışta ters bir mantık gibi görünebilir, ama anlamı şu: Herkesin farklı düşünmeye devam edeceğini baştan kabul etmek ve yalnızca birlikte yaşamanın kurallarında anlaşmak.

Üçüncü adım bir millî siyaset belgesi. Bugün dört parçada dört ayrı sahne var, ama tek bir örüntü var: Kürd güçleri başkasının kurduğu denklemin içinde mevzilendi, savaşı başkası için verdi, masaya kendi belgesiyle değil karşı tarafın gündemiyle oturdu. Bu belgenin asgari maddeleri de belli: Kürdler bir millettir ve kendi kaderini tayin hakkına sahiptir. Kürdler hiçbir koşulda Kürdlere karşı silah kullanmaz. Güney Kurdistan'ın kazanımları bütün Kürdlerin ortak malıdır. Mücadelenin takvimi başka başkentlerde değil, Kürdler tarafından belirlenir. Konsensüs ve birlikte var olma becerisi Kürdlerin en güçlü silahıdır. Dünya tarafından defalarca ihanete uğramış bir millet için geleceğe sağlam basmanın başka yolu yok.

Medeni Duran: Güney Kurdistan'ın bugünkü siyasi ve idari yapısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde nasıl bir yapılanmaya ihtiyaç var?

Hüsamettin Turan: Güney Kurdistan, Kürdlerin tarih boyunca kurtuluş ve özgürlüğe en çok yaklaştığı yer ve onu korumak bütün Kürdlerin görevi. Kendi parlamentosu, kendi kurumları ve Eylül 2026'da tek çatı altında birleşen kendi Peşmergesi olan bir Kurdistan var. 2017 referandumunda yüzde 92'lik "evet", referanduma katılan bütün bölgelerin kime ait olduğunun resmî tapusu oldu.

Ama bugünkü tablo iç açıcı değil. 20 Ekim 2024 seçimlerinin üzerinden neredeyse iki yıl geçti; onuncu kabine hâlâ kurulamadı, parlamento fiilen çalışmıyor. 11 Nisan 2026'daki Irak cumhurbaşkanlığı oylaması, iki büyük Kürd partisinin birbirine rağmen hareket ettiği bir krize dönüştü: Biri Şii bloklarının desteğiyle adayını seçtirdi, öteki oturumu tanımadı ve milletvekillerini Hewlêr'e çağırdı. Bağdat'ta Kürdlerin iki ayrı sesle konuşması Bağdat'ın en çok işine gelen şeydir. Kerkûk 2017'den bu yana Kürd yönetiminin dışında; Kerkûk petrolünün Mart 2026'da yeniden Ceyhan üzerinden ihraç edilmeye başlanması kentin statüsüne dair hiçbir şeyi değiştirmedi. Ödenmeyen maaşlar ve iş bulamayan gençlerin göçü de halkın kurumlara güvenini aşındırıyor.

Güney'in ihtiyacı devletleşme, yani partilerin değil kurumların yönettiği bir yapı. Peşmergenin birleşmesinin mantığını öbür alanlara taşımak gerekiyor: ortak hükümetin bir an önce kurulması ve Bağdat'a tek sesle gidilmesi; maliyenin, istihbaratın ve Asayîşin birleşmesi; yürütmeyi gerçekten denetleyen bir parlamento; petrol ve kamu gelirlerinin halka açık yönetilmesi; ve geniş bir uzlaşmayla hayata geçirilecek bir Kurdistan Bölgesi anayasası. Güney'de bugün yapılmaya çalışılan şey ulusal pragmatik bir siyasettir. Ama bunun başarısı, Güney'in önce kendi içindeki bölünmeyi aşmasına bağlı.

Medeni Duran: İnisiyatifin Türkiye, Irak, İran ve Suriye'deki Kürdlere yaklaşımı nedir? Bu farklı parçalar arasında ortak bir perspektif kurulabilir mi?

Hasan Doğan: Dört parçada dört ayrı sahne, ama tek bir örüntü var demiştim. Ortak perspektif bu örüntüyü kırmak, yani Kürdlerin kendi belgesiyle, kendi temsiliyle masaya oturmasıdır.

Bakur'dan başlayayım. Şubat 2025'teki çağrının ardından örgüt kendini feshetti, Temmuz 2025'te Başûr'da silahlar sembolik olarak yakıldı, Ağustos 2025'te kurulan meclis komisyonu Şubat 2026'da raporunu tamamladı ve meclis Ağustos 2026'da yasasını çıkardı. Ama bu yasa yalnızca silah bırakmanın ve sivil hayata dönüşün hukuki çerçevesini kurdu; Kürdlerin anayasal statüsüne, anadil hakkına dair hiçbir güvence getirmedi. Elde olan önden verildi, karşılığı sonraya bırakıldı. Bakur'daki Kürdler bugün iki kuşatma arasında: Dışarıda anadilin okuldaki yokluğu, boşaltılan üç binden fazla köy, seçilmiş belediye başkanlarının yerine atanan kayyumlar; içeride ise Kürdlüğü ulusal hedeften koparıp başka adlarla ertelenen bir vaade dönüştüren bir siyasi anlayış.

Başûr, kazanımların en somut olduğu parça. Görev, bu kazanımları Bağdat'ın baskısına ve bölgesel tehditlere karşı korumak ve kurumsal birliği tamamlamak.

Sevgi Çelik: Rojava'yı ben konuşmak istiyorum, çünkü bu konuda çok dikkatli olmamız gerektiğine inanıyorum. Kobanî direnişini, verilen binlerce şehidi saygıyla anarak başlamak gerekiyor. IŞİD'e karşı savaşın bütün yükünü taşıyan Kürd güçleri, savaş bittiğinde masada kendi statülerini değil, başkasının devletine hangi koşullarla katılacaklarını tartışır hâle geldi. Mart 2025'te imzalanan entegrasyon anlaşması Ocak 2026'da Şam güçlerinin harekâtıyla çöktü, Rakka ve Deyrizor merkezi hükümete bırakıldı. 29 Ocak'ta imzalanan anlaşma, Kürd güçlerinin orduya birlikler hâlinde değil tek tek bireyler olarak katılmasını öngördü ve Ağustos'ta bu yapının varlığı sona erdi. On yılı aşkın bir savaşın sonunda elde kalan şey ne bir statü ne de bir sınır oldu.

Bunu bir kimseye "ben söylemiştim" demek için söylemiyorum. Bu kayıp hepimizin kaybı. Eleştirimiz savaşanlara değil, onları başkasının denklemine yerleştiren siyasete. Dünyanın itfaiyesi olmanın faturası budur ve bu ders tekrar yaşanmasın diye çıkarılmalı.

Hüsamettin Turan: Rojhelat'ta ise savaşla sarsılan rejim hem Kürdlere yönelik baskıyı hem de Güney'deki Rojhelat partilerine saldırıyı sürdürüyor. Ortak perspektif için önerimiz dört maddede: dört parçanın Kürdistani güçlerinin üzerinde anlaştığı bir millî siyaset belgesi; uluslararası masalarda Kürdlerin tek tek değil ortak bir temsille yer alması; bir parçadaki kazanımın öbür parçalarca korunması ve bir parçadaki kaybın hepsinin kaybı sayılması; ve bir parçanın modelinin ötekine dayatılmaması, her parçanın meşru temsilcisine saygı gösterilmesi.

Medeni Duran: Sevgi Hanım, Bakur'a dönmek istiyorum. Silah bırakmayı düzenleyen yasayı destekliyor musunuz, desteklemiyor musunuz?

Sevgi Çelik: Bu soruyu bu ikiliğe sıkıştırmak istemiyorum, çünkü mesele ikiye bölünecek kadar basit değil. Barışı destekliyoruz, ama barışın içi doldurulmalı. Silahların susması ve kan dökülmemesi her Kürdün isteği. Ama çıkan yasa bireysel bir yeniden entegrasyon düzenlemesi; uygulanması da MGK'nın teyidine bağlı. Kürdlerin ulusal haklarına dair tek bir madde içermiyor.

Şu soruların cevabı yok: Kürdçe anadilde eğitim nerede? Kürdlerin anayasal tanınması nerede? Kayyumlarla görevden alınan seçilmiş belediye başkanlarının durumu ne olacak? Bir halkın meselesi, bir örgütün silah bırakmasıyla çözülmüş olmaz. Biz silahsız, demokratik ve hukuki mücadeleyi zaten esas alıyoruz. Bu yüzden sürecin "silahları topla, gerisini unut" noktasında kalmamasını, Kürd dilinin, kimliğinin ve siyasi iradesinin anayasal güvenceye kavuşmasını istiyoruz. Silahsızlanma ile hakların tanınması birbirine karıştırılmamalı.

Medeni Duran: Avrupa'da yaşayan Kürdler açısından bakalım. Diaspora Kurdistan'ın siyasi geleceğinde ve Kürdlerin örgütlenmesinde nasıl bir rol üstlenmeli?

Sevgi Çelik: Diaspora, iki yüz yıl önce hayal bile edilemeyecek bir bilgi, birikim ve ilişki ağına sahip. Avrupa'da milyonlarca Kürd yaşıyor ve bunların önemli bir kısmı artık bu ülkelerin vatandaşı, seçmeni. Aramızda akademisyenler, doktorlar, avukatlar, gazeteciler, iş insanları, belediye meclis üyeleri, milletvekilleri var. Demokratik ülkelerde serbestçe örgütlenme, konuşma ve karar alıcılara ulaşma imkânı, Kurdistan'daki hiçbir parçanın tek başına sahip olmadığı bir güç. Ama bu güç büyük ölçüde boşa gidiyor: Ya örgütsüz, ya da Kurdistan'daki parti kamplaşmaları Avrupa'ya taşınmış durumda.

Diasporanın görevi, bu gücü pasif bir mülteci topluluğu olarak harcamak yerine Kurdistan'ın diplomatik cephesi olmak. Bugün Kurdistan Bölgesi'nin hava savunmasız kalmasını Avrupa başkentlerine götürmek, Bakur'da çıkan yasanın Kürd haklarına dair hiçbir şey içermediğini Avrupa kurumlarına anlatmak. İnsan hakları ihlallerini, dil yasaklarını ve ayrımcılığı uluslararası hukuk mekanizmalarına taşımak. Bulunduğumuz ülkelerin yasalarına uygun, barışçıl sivil eylemlerle Kürd karşıtı politikaları kamuoyuna anlatmak.

Ve benim için en önemlisi dil. Diasporada doğan çocukların önemli bir kısmı Kürdçeyi ya hiç bilmiyor ya da yalnızca evde duyduğu kadar biliyor. Dilini kaybeden çocuklar, Kürdlerin kendine yabancılaşmasının en görünür işaretidir; dilini kaybeden bir diaspora birkaç kuşak sonra kimliğini de kaybeder. Avrupa ülkelerinin çoğu anadilde ek eğitim imkânı tanıyor, ama bunu kullanmak için örgütlü başvuru gerekiyor. Kurmancî, Soranî, Zazakî, Hewramî, Kelhurî; hepsi Kürdçenin lehçeleri ve hepsine sahip çıkmak Kürdçenin zenginliğine sahip çıkmaktır.

Hasan Doğan: Bir şey ekleyeyim: Önerdiğimiz kongre modeli aşağıdan yukarıya işliyor ve diaspora bunun en uygun başlangıç noktası. Çünkü parti kamplaşmasının en zayıf olduğu, dört parçanın Kürdlerinin aynı şehirlerde yan yana yaşadığı yer burası. "Diasporadan konuşmak kolay" diyenler olacaktır, bunu da biliyoruz. Doğru, bedeli sahadakiler ödüyor. Diasporanın görevi, o bedelin karşılığının dünyada alınmasını sağlamak ve dökülen kanın milletin hanesine yazılmasına katkı vermektir.

VI. Önümüzdeki Dönem

Medeni Duran: Geleceğe bakalım. İnisiyatifin önümüzdeki dönemde gerçekleştirmek istediği somut çalışmalar ve hedefler neler?

Hüsamettin Turan: Hedef, ortaya koyduğumuz düşünce çizgisini kurumlara ve somut faaliyetlere dönüştürmek. Önceliğimiz, Kürdlerin farklı eğilimlerini aynı çatı altında buluşturacak bir kongre hareketinin zeminini hazırlamak. Bunun için farklı eğilimlerden Kürd aydınları, siyasetçileri ve kurumlarıyla istişare toplantıları düzenleyeceğiz. İkincisi, dört parçanın Kürdistani güçlerinin üzerinde anlaşabileceği bir millî siyaset belgesinin taslağını hazırlayıp kamuoyuna sunmak. Üçüncüsü, hukuk ve temas komisyonlarının faaliyete geçmesi: Avrupa kurumlarında düzenli temaslar, insan hakları raporları ve gerektiğinde hukuki başvurular.

Sevgi Çelik: Dördüncüsü, ulusal bilinç seminerlerinin düzenli bir programa dönüşmesi; özellikle gençler için Kürd tarihi, Kürd dili ve Kurdistan siyaseti üzerine sürekli eğitimler. Beşincisi, yayınlarımızı Kürdçeye ve Avrupa dillerine taşımak, çünkü Avrupa kamuoyu Kurdistan'ı ancak kendi dilinde okuyabildiği kaynaklarla tanıyabilir. Altıncısı da anadilde eğitim, kayyum uygulaması, Güney Kurdistan'ın hava savunması gibi konularda başka Kürd kurumlarıyla ortak kampanyalar.

Medeni Duran: Bu kaçınılmaz soruyu da sorayım: İnisiyatif bir gün partiye dönüşecek mi?

Hasan Doğan: Bugün için önceliğimiz parti olmak değil, partilerin üstünde bir ulusal düşünce ve diplomasi zemini kurmak. Örgütsel biçimi ihtiyaç ve halkımızın talebi belirleyecek. Biz büyük vaatlerle değil, yaptığımız işlerle ölçülmek istiyoruz. Bir yıl sonra bu programa tekrar çıktığımızda bu hedeflerden hangilerini gerçekleştirdiğimizi hesap vererek anlatmak istiyoruz.

Medeni Duran: Programın sonuna geldik. Daha geniş bir soruyla kapatalım ve her birinizden kısa bir son söz alalım: Bölgede yeni bir dönem başlıyor. Kürdler bu döneme nasıl hazırlanmalı, Kürd toplumunun önündeki en önemli görev ne?

Sevgi Çelik: Benim için en önemli görev, kendimize yabancılaşmamak. İmkânlarımız hiç olmadığı kadar büyük: Güney'de kendi kurumları olan bir Kurdistan var, Kurdistan meselesi hiçbir dönemde dünyanın gündeminde bugünkü kadar yer tutmadı, diaspora büyük bir birikime sahip. Ama dilini kaybeden çocuklar, birbirine düşman partiler, birbirinin acısını görmeyen parçalar da var. Bunun adı kuşatmadır. Bu kuşatmayı yıkmak, evde çocuğuyla Kürdçe konuşan anneden başlar.

Hüsamettin Turan: Bu yıl çok şey değişti. İran rejiminin tepesi vuruldu, Rojava'daki yapı feshedildi, Bakur'da silahların bırakıldığı ama hakların verilmediği bir süreç yürüyor ve 30 Eylül'de Amerika Hewlêr'den son askerini çekti. Bütün bu değişimlerin ortak noktası, Kürdlerin kaderinin büyük ölçüde başkalarının başkentlerinde alınan kararlarla şekillenmesi. Görevimiz, bundan sonraki kararların alındığı masada oturmak. Muhalif değil, müdahil olmak.

Hasan Doğan: Kürdler tarih boyunca hiçbir dönemde kurtuluş ve özgürlüğe bugün olduğu kadar yakın olmadı. En önemli görev, bu imkânı bir kez daha kaçırmamak için kuşatmayı yıkmak: hem dışarıdan kurulan kuşatmayı, hem de içeriden ördüğümüz ikinci kuşatmayı. Bunun için karşıtlıklarımızı aynı çatı altında buluşturmamız ve mücadeleyi çığırından çıkarmamamız gerekiyor. Kürdlerin mücadelesi bir Rizgarî û Azadî mücadelesidir; ulusal hedefin yerine başka hedefler konmamalı, mücadelenin takvimi başka başkentlerde belirlenmemeli, milletin kendi kaderini tayin hakkı pazarlık masasında bir koz olarak kullanılmamalı. Çığırından çıkan her mücadele, bir dönem sonra kuşatanların yedeğine düşer.

Siyasette taktik değişebilir, ama stratejik amaç tektir: Kürd milletinin özgür geleceği. Ya kuşatmayı yıkacağız, ya da bir yüzyıl sonra "bir varmış, bir yokmuş" diye başlayan bir "Kürdler varmış" masalıyla tarihte yer bulacağız. Kürdistan Millî İnisiyatifi, bu kuşatmayı birlikte yıkmak isteyen herkese kapısını açık tutuyor.

Medeni Duran: Hasan Doğan, Hüsamettin Turan, Sevgi Çelik, katkılarınız için çok teşekkür ederim. Bizi izleyenlere de teşekkürler. Spês Odam'da bir sonraki programda görüşmek üzere.

Hasan Doğan: Spas, sağ olun.

Hüsamettin Turan: Teşekkürler.

Sevgi Çelik: Spas, iyi akşamlar.

İlgili haberler