
Cumhuriyetin İçindeki Bedirxanlar: Uyum, Sessizlik ve Süreklilik
Cemal Kutay, Vasıf Çınar ve Meziyet Çınar'ın hayatları, Cumhuriyet'e kabul edilmenin yazılı olmayan koşulunu gösteriyor: zorla değil, ödüllendirilerek gerçekleşen bir unutma.
Bedirxan ailesinin 20. yüzyıldaki hikâyesi, Kürd ulusal hafızasında çoğunlukla sürgünde yazılmış bir hikâye olarak hatırlanmaktadır. Celadet Alî Bedirxan'ın Şam'da çıkardığı Hawar dergisi, Kamuran Alî Bedirxan'ın Paris'te sürdürdüğü dil ve kültür çalışmaları bu hafızanın merkezinde durmaktadır. Oysa aynı aileden pek çok kişi Türkiye'de kalmış, Kemalist Cumhuriyet'in içinde milletvekili, bakan, büyükelçi, öğretmen ve tarihçi olarak yer edinmiştir.
Alman tarihçi Barbara Henning'in 2018'de Bamberg Üniversitesi'nde savunduğu doktora tezinin bir bölümü, bu yolu izleyen üç kişiyi, tarihçi Cemal Kutay'ı, Maarif Vekili Vasıf Çınar'ı ve Celadet ile Kamuran'ın kız kardeşi Meziyet Çınar'ı ayrıntılı biçimde incelemektedir. Bu incelemede söz konusu üç hayat, asimilasyon, uyum, sessiz süreklilik, akrabalık ağı ve resmi tarih yazımı kavramları ekseninde ele alınmaktadır.
Henning'in bölümü, Kürd tarih yazımına yönelik açık bir itirazla başlamaktadır. Henning'e göre Kürd Ulusal Tarih Yazımı’nın önemli bir kısmı, Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra İstanbul'da kalan Bedirxanların acı çektiğini, ayrımcılığa uğradığını ve asimilasyon baskısı altında yaşadığını varsaymakta, böylece Kürd kimliğini aile üyeleri için değişmez ve kaçınılmaz bir veri gibi ele almaktadır.
Henning bu varsayımın karşısına aile üyelerinin bilinçli seçimler yaptığını, bu seçimlerin koşullara göre değişebildiğini ve bazılarının şaşırtıcı ölçüde çelişkiyle birlikte yaşayabildiğini gösteren biyografiler koymaktadır. Bu itiraz ciddiye alınmalıdır, çünkü Cumhuriyet'in içine yerleşen Bedirxanların önemli bir kısmı maddi bakımdan yoksulluğa itilmiş kurbanlar değil, yeni rejimin seçkin çevrelerine katılmış kişilerdir.
Bununla birlikte Henning'in kendi bulguları, seçim ile baskı arasındaki ilişkinin onun önerdiğinden daha karmaşık olduğunu düşündürmektedir.
Bu üç hayatta baskı bir yasak ya da ceza olarak değil, kamusal anlatıdan düşürülen bir köken olarak görünmektedir.
Cemal Kutay, Bedirxan Bey'in oğlu Tahir Bey'in oğludur. Kaynakların çoğuna göre 1909'da Konya'da doğmuştur, bazı kaynaklar 1912'yi vermektedir. Babası Osmanlı yargısında yükselmiş bir hukukçudur.
1906'da Halep istinaf mahkemesinin başındadır, savaştan sonra Konya'da avukatlık yapmış, 1920'lerin başında Sivas istinaf mahkemesine başkan olmuştur. Annesi Süreyya Hanım, Osmanlı Suriye'sinin eşraf ailelerinden Şurayyifzadelerdendir.
Tahir Bey 1922'de öldüğünde Kutay on üç yaşındadır ve hayatta kalan en büyük erkek evlat olarak bütün bir hanenin geçimini üstlenmek zorunda kalmıştır. Üniversiteye gitmek yerine ortaöğretimi aceleyle bitirmiş, 1920'lerin sonunda Ankara'ya gitmiştir.
Henning'in dikkat çektiği ayrıntı, bu genç adamın Ankara'da tutunmasını sağlayan kapının nasıl açıldığıdır. Kutay, babasının Konya hukuk mektebindeki eski öğrencilerine başvurmuştur. Konya mebusları Bekir Refik Koraltan ve Naim Hazım Onat bu öğrenciler arasındadır ve Kutay'ın Hakimiyet-i Milliye gazetesindeki ilk işini bulmasını onlar sağlamıştır.
Cumhuriyet'in yeni seçkinlerine açılan bu kapı, Osmanlı'nın son döneminde kurulmuş bir hoca ile talebe ilişkisinin, yani imparatorluktan devralınmış bir himaye ağının ürünüdür.
Bu himaye ağı, ailenin Cumhuriyet'e geçişini tek başına açıklamamaktadır. Henning'in ayrıntılı biçimde izlediği evlilik stratejileri, uyumun bir aile pratiği olarak nasıl örüldüğünü göstermektedir. Kutay'ın kız kardeşlerinden Faika, Harbiye mezunu elektrik mühendisi Mehmed Şevki Yazman ile evlenmiştir. Yazman, Kadro dergisine yazmış ve 1950'lerde Elazığ milletvekili olmuştur.
Fahriye, subay Suphi Akgün ile evlenmiştir. Neyyire'nin eşi Şevket Turgut ise 1943-1950 yıllarında CHP'den Kırşehir milletvekilidir.
Dördüncü kız kardeş Fitnat'ın eşi Hasan Sıddık Haydari ise bu tabloyu ilginç biçimde bozmaktadır. Haydari, Bedirxanların tarihsel müttefiki olan Heyderan aşiretinin önde gelenlerinden bir Kürd toprak sahibidir ve 1920-1923 yıllarında Birinci Meclis'te Van mebusu olarak bulunmuştur. Aynı kuşakta subaylarla, Kadro çevresinden bir teknokratla, eski bir Osmanlı harbiye nazırının oğlu olan bir CHP milletvekiliyle ve bir Kürd aşiret önderiyle kurulan bu evlilikler, ailenin Türk Cumhuriyet seçkinleri ile Kürd seçkinleri arasında bir denge gözettiğini düşündürmektedir. Uyum, bu bakımdan bir kopuş değil, eski bağlarını gözden çıkarmadan yeni bir merkeze yerleşme çabasıdır.
Kutay'ın gazetecilik kariyeri hızlı yükselmiştir. Falih Rıfkı Atay'ın yanında musahhihlikten muhabirliğe geçmiş, Anadolu Ajansı'nda ve Ulus'ta çalışmış, 1939'da kendi anlatımına göre hiçbir gerekçe gösterilmeden görevinden uzaklaştırılınca İstanbul'a taşınmıştır. Orada yayınevi kurmuş, gazete ve Millet Dergisi'ni çıkarmıştır.
Henning'in Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nde bulduğu iki mektup, bu yılların bir başka yüzünü göstermektedir. Temmuz 1950'de Kutay, yeni Başbakan Adnan Menderes'e yazarak Celal Bayar biyografisi için destek istemiş, aynı günlerde Kâzım Nami Duru da Menderes'e başvurarak Kutay'ın 72.000 lira borcu olduğunu, evinden çıkarılmanın eşiğinde bulunduğunu yazmış ve hükümete yakın bankaların dergiye düzenli ilan vermesini önermiştir. Dergi aynı yıl kapanmış, Kutay bir süre bir lokanta işletmek zorunda kalmıştır.
Bu ayrıntı, Cumhuriyet'in içinde yer edinmenin kalıcı bir güvence değil, sürekli yenilenmesi gereken bir himaye ilişkisi olduğunu göstermektedir.
Kutay sonraki on yıllarda bu ilişkiyi yeniden kurmuştur. 1950'lerin sonunda Emlak Kredi Bankası'nın yönetim kurulunda bulunmuş, 1970'lerde okur ve abone ağını bir konut projesine fon toplamak için kullanmış, Koç ailesine yakın iş çevreleriyle dostluk kurmuştur. Ama asıl etkisi tarih yazımı alanında olmuştur.
Biyografları yüz elliyi, hatta yüz seksen yediyi aşkın eserden söz etmektedir. Yirmi ciltlik Türkiye İstiklal ve Hürriyet Mücadelesi Tarihi, Bilinmeyen Tarihimiz ve Teşkilat-ı Mahsusa üzerine kitapları, Fethi Okyar'ın hatıralarının yayına hazırlanması ve Kuşçubaşı Eşref biyografisi bu üretimin bilinen örnekleridir.
Kutay ordu evlerinde gençlere tarih anlatmış, 1990'ların sonunda televizyonda yayımlanan uzun söyleşilerle geniş kitlelere "yaşayan arşiv" olarak yeniden tanıtılmış, 2006 Şubat'ında öldüğünde tabutu Türk bayrağına sarılarak Karacaahmet'e defnedilmiştir. Henning'in ifadesiyle Kutay sekiz-on yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi tarih anlatısının biçimlenmesine ve aktarılmasına etkin biçimde katılmıştır.
Bu noktada Henning'in sorduğu soru, makalenin de merkezindedir: resmi tarih anlatısında en iyi ihtimalle yeri olmayan, en kötü ihtimalle ona açıkça aykırı düşen bir aile mirasıyla Kutay nasıl yüzleşmiştir? Kutay'ın bu mirastan habersiz olmadığına dair işaretler çoktur.
Bedirxan Bey'in bir başka torunu olan kuzeni Mazlume Şahingiray'ın, kocası Mehmed Reşid Şahingiray'ın hatıralarını içeren defteri, mirasçıları öldükten sonra Kutay'a verilmiştir. Kutay'ın amcası Halil Bey Bedirxan, 1924'te kesinleşen yüzellilikler listesinde "Bedirhani Halil Rahmi" adıyla yer almıştır ve bu sürgün üzerine bütün listedeki kişilerin biyografileriyle birlikte ilk kapsamlı anlatılardan birini Kutay kaleme almıştır.
Kutay'ın kişisel arşivinde, Celal Bayar'ın 1936'da Doğudaki Olaylar üzerine Mustafa Kemal'e yazdığı gizli bir rapor bulunduğu da aktarılmaktadır. Bu raporun Dêrsim harekâtının hazırlandığı yıla ait olması, Kutay'ın Kurdistan'a dair devlet belgelerine yakın bir tarihçi olduğunu göstermektedir. Kutay, ailesinin ve Kurdistan'ın tarihine erişimi olan, ama bu tarihi anlatmamayı seçen ya da anlatamayan bir tarihçi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kutay'ın Bedirxan Bey'e dair anlatısı bu bakımdan özellikle öğreticidir. Mahmut Çetin'in aktardığına göre Kutay, 1847 ayaklanmasından hiç söz etmemiş, Bedirxan Bey'i Rus savaşına katıldıktan sonra Sultan Abdülmecid tarafından İstanbul'a davet edilen, Girit valiliğine atanan ve hacca giderken yolda ölen biri olarak anlatmıştır.
Henning bu anlatının büyük ölçüde dayanaktan yoksun olduğunu, Bedirxan Bey'in Girit'te hiçbir zaman Osmanlı yönetiminde görev almadığını belirtmektedir. Bedirxan Bey Botan'ın Diyarbekir ile Musul arasında bölünmesine karşı direnmiş, yenildikten sonra ailesiyle birlikte Girit'e sürülmüş ve hayatını Şam'da tamamlamıştır.
Hacca giderken ölüm motifinin Şêx Ubeydullah'ın Hicaz sürgününü çağrıştırdığını da not eden Henning, cevabın açık kaldığını kabul etmektedir: Kutay daha iyisini bilmiyor muydu, bir yanlış anlama mı söz konusuydu, yoksa direniş anlarını bilerek çıkarıp sadakati ve işbirliğini mi öne çıkarıyordu?
Çetin'in aktarımının kaynak göstermemesi, bu soruya kesin bir cevap vermeyi güçleştirmektedir. Ancak hangi ihtimal doğru olursa olsun sonuç değişmemektedir. Bir Kürd mirinin Osmanlı'ya karşı direnişi, onun kendi torununun kaleminde bir sadakat hikâyesine dönüşmüştür. Bu dönüşüm, Kürd tarihini Türk tarihinin içinde eriten resmi tarih yazımının küçük ölçekli ama çarpıcı bir örneği niteliğindedir.
Kutay'ın silme pratiği yalnızca Kürd köklerine yönelmemiştir. Henning, annesinin Suriyeli eşraf kökeninin de sonraki anlatılarda "bilinçli olarak ya da en azından işine gelir biçimde" arka plana itildiğini, bazı aktarımlarda annenin atalarının Batı Trakya'dan geldiğinin söylendiğini ve bu karışıklığın büyük olasılıkla Kutay'ın kendisine dayandığını göstermektedir.
Kutay Arap olan her şeye karşı keskin bir tavır almış, bir araştırma asistanını Arapça kökenli bulduğu adını değiştirmeye ikna etmiş, Türkçe İbadet kitabıyla dinde Türkçe kullanımı tartışmasını başlatmış ve ölümünden sonra aktarılan bir sözünde kendisini ve Atatürk'ü "Şaman" olarak tanımlamıştır.
Torunu Özlem Kuyaş'ın iki yüz elli sayfayı aşan biyografisi ise ailenin Kürd kökenlerinden tek kelimeyle söz etmemekte, buna karşılık Kutay'ın ilk çocuğunun sarı saçlarını, mavi gözlerini ve pamuk gibi beyaz tenini ayrıntıyla anlatmaktadır. Kutay'ın eşinin ve kızlarının giysilerini bizzat seçtiği, bir Rum terziyi eve çağırarak "modern ve Batılı bir Türk ailesi" görüntüsünü titizlikle kurduğu da aynı biyografiden aktarılmaktadır. Bu tabloda kimlik, bir köken olarak değil, her gün yeniden sahnelenen bir modernlik performansı olarak kurulmaktadır.
Bununla birlikte Kutay'ın tablosu tek renkli değildir ve onu adil biçimde okumak bu çok renkliliği görmeyi gerektirmektedir. Kutay 2001'de verdiği bir biyografik söyleşide ailesinin Kürd kökenlerinden açıkça söz etmiştir. Ancak aynı söyleşide kendisini ailesinden bağımsız, kendi kendini yetiştirmiş biri olarak sunmuş, babasını erken kaybetmesine rağmen hiçbir zaman yetim hissetmediğini, çünkü Ankara'daki Türk politikacıları, gazetecileri ve aydınları tarafından "evlat edinildiğini" söylemiştir.
Bu metafor, Kutay'ın kendi hayatını nasıl anlamlandırdığını bütün açıklığıyla göstermektedir. Ölen bir Kürd babanın yerini yeni bir siyasi aile almış, kan bağı yerine Cumhuriyet'e bağlılık geçmiştir.
Kutay 1951'de Musa Anter'le tanışmış, Anter ondan ikinci el bir matbaa satın almıştır. Kürd tarihçi Rohat Alakom ise Kutay'ın kendi etnik kökeni konusunda inkârcı bir tutum sergilediğini yazmıştır. Kutay'ın mirası bugün Türk milliyetçi çevrelerde "milletin hafızası" olarak kutlanırken Kürd tarih yazımında inkârın simgesi olarak anılmaktadır. Kutay'ın hikâyesi bireysel bir inkârdan çok, kökenini anlatmamayı bir yükselme koşulu olarak içselleştirmiş bir kuşağın hikâyesi olarak okunmalıdır.
Vasıf Çınar'ın hikâyesi Kutay'ınkiyle pek çok noktada kesişmektedir. Çınar, Bedirxan Bey'in kardeşi Salih Bey'in torunudur ve 1890'ların ilk yarısında, büyük olasılıkla Girit'te doğmuştur. Babası ve dedesi Bedirxan Bey'le birlikte Girit sürgününe gitmiştir.
İzmir İdadisi'ni 1910'da bitirmiş, akrabaları Celadet ve Kamuran'la aynı yıllarda Darülfünun'da hukuk okumuş, üçüncü yılında ayrılıp İzmir'e öğretmen olarak dönmüştür. Öğrencileri arasında Adnan Menderes de bulunmaktadır. İzmir'de ömür boyu dostu ve yol arkadaşı olacak Mustafa Necati ile tanışmış,
1915'te onunla birlikte beden eğitimine özel önem veren bir okul kurmuş, yerel dini çevrelerin muhalefetine rağmen İzmir Türk Ocağı'nın açılmasında rol oynamıştır. Celal Bayar, Kâzım Özalp ve Süleyman Ferit Eczacıbaşı'nın da içinde bulunduğu bu çevre, Henning'in dikkat çektiği gibi, Kutay'a Ankara'da kapı açan çevreyle büyük ölçüde örtüşmektedir. İki akrabanın Cumhuriyet'e girişi, aynı Batı Anadolu milliyetçi ağının iki ayrı kapısından gerçekleşmiştir.
Çınar'ın 1919'daki konumu, Bedirxan ailesinin yollarının nasıl ayrıldığını en keskin biçimde göstermektedir. Yunan işgali sırasında Balıkesir'de bulunan Çınar, Mustafa Necati ile birlikte Kasım 1919'da "Hareket-i Milliyenin Hadim ve Mürevvici" alt başlığını taşıyan İzmir'e Doğru gazetesini çıkarmış, işgal kuvvetlerince yasaklanan bu gazetede Damat Ferid hükümetiyle bütün bağların koparılmasını savunmuştur.
Aynı aylarda Emîn Alî Bedirxan ve oğulları ile Halil Bey Bedirxan, İstanbul'daki bu hükümetin çevresinde bulunmakta, Celadet ve Kamuran ise İngiliz subayı Binbaşı Noel'le birlikte Anadolu'yu dolaşmaktadır.
1920'de İstanbul'da toplanan Bedirxan aile toplantılarının tutanaklarında Vasıf Çınar'ın ve kardeşi Esat'ın adına rastlanmamaktadır. Henning, Çınar'ın tercihini açıklarken ihtiyatlı davranmakta ve iki etkene işaret etmektedir: İzmir'deki yakın dost çevresinden kopmak istememesi ve Yunan ordusuyla yaşanan şiddetli karşılaşmanın "biz" ile "onlar" arasındaki çizgiyi başka bir yerden çizmeye zorlaması. Kimliğin hangi çizgi üzerinden kurulacağını belirleyen şey, çoğu zaman soyağacından çok, insanın savaşı nerede ve kimin yanında yaşadığıdır.
Çınar'ın Cumhuriyet'teki kariyeri bu tercihin en uç sonucunu ortaya koymaktadır. Temmuz 1923'te Saruhan mebusu seçilmiş, kısa bir süre İstiklal Mahkemesi'nde savcılık yapmış ve 3 Mart 1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun teklif sahibi olmuştur.
Hilafetin kaldırıldığı gün kabul edilen bu kanunla bütün öğretim kurumları tek bir Maarif Vekâleti'ne bağlanmış, ardından Maarif Vekili sıfatıyla Çınar'ın yayımladığı genelgeyle medreseler kapatılmıştır.
Kurdistan'da medreselerin yüzyıllar boyunca Kürdçe yazılı kültürün, Ehmedê Xanî'nin ve Melayê Cizîrî'nin eserlerinin okunup aktarıldığı başlıca kurumlar olduğu düşünüldüğünde, bu kanunun Kürd kültürel hayatı için taşıdığı anlam açıktır.
Çınar, Kasım 1924'te muhafazakâr çevrelerin eleştirisi altında görevinden ayrılmış, Prag, Budapeşte ve Moskova'da elçilik yapmış, 1929'da Mustafa Necati'nin ölümü üzerine kısa bir süre yeniden Maarif Vekili olmuş, Roma'dan sonra yeniden Moskova'ya atanmış ve Haziran 1935'te orada ölmüştür. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras cenazesinde onu "tam bir inkılap çocuğu" olarak anmıştır.
Bu karşıtlığın içinde gözden kaçmaması gereken bir benzerlik vardır. Vasıf Çınar ile Celadet Alî Bedirxan aynı kuşağın, aynı okulların ve aynı modernleşme dağarcığının çocuklarıdır. Her ikisi de laik, Latin harflerine dayalı, dili ve eğitimi ulusun omurgası sayan bir programın içinden konuşmaktadır. Çınar bu programı Türk ulusu için devlet gücüyle uygulamış, Celadet ise aynı programı devletsiz bir ulus için, sürgünde ve kendi imkânlarıyla, 1932'de Şam'da yayımlamaya başladığı Hawar ile Kürdçe için kurmaya çalışmıştır. Aralarındaki fark araçlarda ya da zihniyette değil, bu araçların hangi ulus adına ve hangi güçle kullanıldığındadır. Bu benzerlik, Henning'in kimliği seçim olarak okuyan yaklaşımının sınırını da göstermektedir. Seçenekler biçim bakımından aynı olsa bile, birinin arkasında bir devlet, ötekinin arkasında ise sürgün ve vatansızlık durmaktadır.
Aynı ailenin bir kolu Kürdçeyi Latin harfleriyle yazıya geçirirken öteki kolunun bütün öğretimi tek bir Türkçe müfredatta birleştiren kanunu teklif etmesi, imparatorluk sonrası dünyada aynı modernleşme dilinin iki ulus için iki ayrı kader yazdığını göstermektedir.
Vasıf Çınar'ın ölümünden sonra nasıl hatırlandığı, uyumun bedelini en açık biçimde ortaya koymaktadır. Türk Eğitim Derneği Ekim 1999'da onun adına bir anma toplantısı düzenlemiştir. Henning'in ayrıntılı çözümlemesine göre toplantı Atatürk için saygı duruşuyla açılmış, ardından derneğin bütün katılımcıların zaten bildiği kuruluş hikâyesi anlatılmıştır. Bu anlatının amacı bilgi vermek değil, ortak kimliği teyit etmektir.
Çınar'ın kariyerini kronolojik olarak sıralayan açılış biyografisinde aile kökenine hiç değinilmemiştir. İlk oturumu açan tarihçi Zeki Arıkan, Henning'in "odadaki fil" diye nitelediği Osmanlı-Kürd aile geçmişine ancak Çınar'ı kararlı bir Cumhuriyetçi olarak tanımladıktan sonra değinmiş, onun "hiçbir zaman dar, etnik bir ırkçılık peşinde gitmediğini" vurgulamış ve Çınar'ın sadakatinden kuşku duyanlara, onu son anda Mustafa Kemal'in safına geçen bir fırsatçı sayanlara karşı çıkmıştır.
Tülay Alim Baran'ın otuz iki sayfalık "Vasıf Çınar Kimdir?" bölümü ise Çınar'ın anne ve babasını tek bir cümlede anmakla yetinmiştir. Burada köken bir gizli bilgi değil, bilinen ama söylendiğinde savunma gerektiren bir kusur gibi ele alınmaktadır.
Kürd tarih yazımı ise Çınar karşısında farklı ama yapısal olarak benzer bir sessizliği tercih etmiştir.
Malmisanîj, Bedirxan ailesi üzerine hazırladığı ayrıntılı derlemesinde, Mehmed Uzun'a dayanarak, Çınar'ın "Kürdlere ihanet edip Kemalistlere hizmet ettiği için" ailenin kararıyla evlatlıktan atıldığının söylendiğini aktarmış, ancak bu kararın yazılı bir kanıtına rastlamadığını da dürüstçe belirtmiştir. Bu durumda Vasıf Çınar, iki ulusal tarih yazımının ortak kör noktasında durmaktadır. Türk tarih yazımı onu ailesinden ayırarak, Kürd tarih yazımı ise ailesinden çıkararak hatırlamaktadır. Her iki anlatı da onu bütünüyle hatırlamaya değil, kendi ulusal sınırlarının içine sığacak biçimde kırparak hatırlamaya yönelmektedir. Bu kırpma, kişileri ihanet ile sadakat arasındaki ikili bir şemaya yerleştirmeyi kolaylaştırmakta, ama imparatorluktan ulus devlete geçişin gerçek karmaşıklığını görünmez kılmaktadır.
1999'daki anma toplantısının en dikkat çekici ayrıntısı ise toplantı tutanaklarının dinleyiciler arasında saydığı adlardır. Çınar'ın kız kardeşi İsmet'in torunu olan iş insanı Orhun Köstem anılarını anlatırken, dinleyiciler arasındaki akrabalar da söz alarak ona eşlik etmiştir. Bunların arasında Çınar'ın yeğeni ve hafızasının bekçisi Neriman Selgin ile tarihçi Cemal Kutay da bulunmaktadır.
Kamusal konuşmalarda adı anılmayan Bedirxan soyu, salonun kendisinde, akrabaların birbirini tanıyan ve birbirinin anısını taşıyan varlığında yaşamaktadır. Aynı süreklilik Kadıköy'ün sokaklarında da görülmektedir.
Kutay'ın 1946'da satın aldığı Bahariye'deki ahşap köşk, Henning'in aktardığına göre Evdirrehman Bedirxan'ın ailesinin, Ali Şamil Paşa'nın torunlarının ve Müveddet Gönensay'ın yaşadığı bir mahalledeydi. Kamusal anlatıdan çıkarılan aile, mahallelerde, evliliklerde, miras kalan defterlerde ve anma salonlarında sessizce varlığını sürdürmüştür.
Meziyet Çınar'ın hayatı bu sessiz sürekliliğin en açık örneğidir. Emîn Alî Bedirxan'ın kızı ve Süreyya, Celadet ve Kamuran'ın kız kardeşi olan Meziyet, İstanbul'da ve Kahire'de büyümüş, Cumhuriyet döneminde öğretmenlik yapmış ve 1986'da ölmüştür. Henning'in bulgularına göre altmışlı yaşlarında, 1967'de Turhan Feyzioğlu önderliğinde CHP'den ayrılanların kurduğu, programında Kemalizmin ilkelerine doğrudan dayanan laik ve milliyetçi Güven Partisi'ne katılmıştır.
Henning burada bir düzeltme de yapmaktadır. Meziyet Çınar'ın bazı kaynaklarda partinin kadın kollarının başkanı olarak anılmasına karşın, partinin ilk kurultayında bu göreve başka birinin seçildiği bilinmektedir. Meziyet büyük olasılıkla partinin İstanbul'daki yerel kadın kolunun başında bulunmuş, parti tabanında "Meziyet Abla" olarak tanınmıştır. Bu düzeltme önemlidir, çünkü onu ne Kemalist rejimin önde gelen bir siyasetçisi ne de rejimin içine sızmış bir Kürd ulusal militanı olarak abartmaya izin vermektedir.
Aynı yıllarda Meziyet Çınar, Suriye'deki Celadet ile ve Paris'teki Kamuran ile düzenli bağ kurmuştur. Kamuran ile her ay telefonla görüşmüş, bu görüşmeler aracılığıyla İstanbul'daki Kürd aydınlarını ve öğrencilerini ağabeyiyle buluşturmuştur.
Orhan Miroğlu'nun aktardığına göre Rojhelat'ın sonraki önderlerinden Ebdulrehman Qasimlo, Kamuran'la bağlantısını onun aracılığıyla kurmuş ve bu bağlantı sayesinde Paris'te burs almıştır.
Musa Anter, Şişli'de Rum Mezarlığı'nın yakınındaki evini kendi kuşağındaki Kürd aydınları için bir "ziyaretgâh", bir "kültür ve hatıra merkezi" olarak anmıştır. Güven Partisi'nden arkadaşı Yurdanur Serhat ise müstakbel eşi, Kürd avukat ve siyasetçi Medet Serhat ile ilk kez Meziyet'in evindeki bir akşam yemeğinde tanıştığını anlatmaktadır. Bir Kemalist partinin yerel kadın kolunu yöneten bir kadının evi, aynı zamanda Kürd ulusal hareketinin İstanbul'daki gayri resmi buluşma yerlerinden biri olmuştur.
Henning, Meziyet Çınar örneğini aile üyelerinin çelişkiyle birlikte yaşayabildiğinin kanıtı olarak sunmaktadır ve bu tespit yerindedir. Ancak bu çelişkinin hangi alanlara bölündüğüne dikkat etmek gerekmektedir. Meziyet Çınar'ın Kemalist kimliği kamusal alanda, parti kurultaylarında ve yerel teşkilatta, Kürd aidiyeti ise özel alanda, telefon görüşmelerinde, akşam yemeklerinde ve evinin salonunda yaşanmaktadır. Bu iş bölümü kendiliğinden ortaya çıkmamıştır.
Kürdçenin kamusal alandan dışlandığı, Kürd kimliğinin siyasi ifadesinin yargılandığı bir düzende Kürdlük, ancak evin kapısından içeri çekilerek sürdürülebilmiştir. Bu nedenle çelişkiyle birlikte yaşamak, bireysel bir esneklik kadar, Kürd aidiyetini özel alana hapseden bir rejimin dayattığı bir yaşama biçimidir.
Bu üç hayat birlikte düşünüldüğünde Henning'in itirazının hem güçlü hem de eksik yanları ortaya çıkmaktadır. Güçlü yanı, Cumhuriyet'in içindeki Bedirxanları edilgen kurbanlar olarak gören anlatıyı düzeltmesidir.
Kutay, Çınar kardeşler ve Meziyet Çınar, imparatorluktan devraldıkları eğitim, himaye ve evlilik ağlarını ustaca kullanarak yeni rejimde yer edinmiş, hatta onun kurucu kadrolarına katılmışlardır. Eksik yanı ise bu yer edinmenin karşılığında neyin istendiğini yeterince adlandırmamasıdır.
Hiçbir yasa Kutay'a ailesinin Kürd olduğunu yazmayı yasaklamamıştır, hiçbir genelge Türk Eğitim Derneği'ne Çınar'ın ailesini anmamasını emretmemiştir. Ama Kutay'ın biyografisinde, Çınar'ın anmalarında ve Baran'ın kitabında aynı sessizlik tekrar tekrar ortaya çıkmaktadır. Bu tekrar, sessizliğin kişisel bir tercih olmaktan çok, Cumhuriyet'e kabul edilmenin yazılı olmayan bir koşulu olduğunu düşündürmektedir. Kürd tarih yazımının "asimilasyon baskısı" dediği şey, belki de tam olarak budur: zorla değil, ödüllendirilerek gerçekleşen bir unutma.
Bu sonucu, Celadet ve Kamuran'ın yoluyla yan yana koymak gerekmektedir. Ulusal hareketi seçen iki kardeş vatanlarından uzakta, Şam'da ve Paris'te, devletsiz ve çoğu zaman maddi sıkıntı içinde yaşamış, ama Kürdlüklerini kamusal olarak, dergi sayfalarında, dilbilgisi kitaplarında ve üniversite kürsüsünde ifade edebilmişlerdir.
Cumhuriyet'i seçen akrabaları ise vatanlarına daha yakın, makam ve güvence içinde yaşamış, ama kökenlerini kamusal hayatın dışında tutmak zorunda kalmışlardır. İki yol arasındaki seçim, Kürdlüğün kamusal olarak yaşanabileceği bir sürgün ile Kürdlüğün yalnızca özel alanda yaşanabileceği bir vatan arasındaki seçimdir.
Bu seçeneklerin ikisi de Bedirxanların kendi yaptıkları bir düzenin değil, Kurdistan'ı bölen ve Kürd kimliğine kamusal alanda yer tanımayan devletlerin belirlediği bir düzenin ürünüdür. Bu nedenle Cumhuriyet'in içindeki Bedirxanları yargılamak yerine, onları bu seçimlere iten yapıyı görünür kılmak, Kürd tarih yazımı için daha verimli bir yol olarak görünmektedir.
Cemal Kutay'ın resmi tarih yazımındaki rolü ise bu adil okumanın içinde ayrıca eleştirilmeyi hak etmektedir. Kutay'ın kökenini kamusal hayatta anlatmaması, Cumhuriyet'in yarattığı baskı ortamı içinde anlaşılabilir bir tercih olarak okunabilir. Ama Kutay yalnızca kendi kökeni hakkında susan bir birey değil, milyonlarca okura ulaşan bir tarihçidir.
Bedirxan Bey'in direnişini bir sadakat hikâyesine çeviren, Kurdistan'a dair devlet belgelerini arşivinde tutan ama bu belgelerin anlattığı tarihi yazmayan bir tarihçinin sessizliği, kişisel bir sessizlik olmaktan çıkıp kamusal bir anlatının parçası hâline gelmektedir. Bireyin susma hakkı ile tarihçinin anlatma yükümlülüğü arasındaki bu gerilim, Kutay'ı Cumhuriyet'in içindeki öteki Bedirxanlardan ayıran asıl noktadır.
Cemal Kutay'ın Ankara'nın evlat edindiği yetim, Vasıf Çınar'ın inkılabın çocuğu, Meziyet Çınar'ın ise Kemalist parti teşkilatı ile Kürd aydınlarının buluşma salonu arasında yaşayan bir kadın olarak hatırlanması, aynı ailenin Cumhuriyet içindeki üç farklı yerleşme biçimini göstermektedir. Üçünde de aile, kamusal anlatıdan çekilmiş, ama özel hayatın dokusunda varlığını sürdürmüştür.
Asimilasyonun yasayla değil ödülle, uyumun koparak değil eski ağları yeni merkeze taşıyarak, sessiz sürekliliğin ise evlerde, evliliklerde ve anma salonlarında işlediği görüldüğünde, Bedirxan akrabalık ağının Cumhuriyet içindeki hikâyesi, resmi tarih yazımının Kürdleri nasıl unutturduğunun ve bu unutmanın hiçbir zaman tamamlanamadığının hikâyesi olarak okunabilir.
Kaynakça
- Alakom, R. (1998). Eski İstanbul Kürdleri.
- Anter, M. (1991). Hatıralarım.
- Baran, T. A. (2001). Vasıf Çınar ve İzmir'e Doğru Gazetesi Yazıları.
- Çetin, M. (2005). Kart-Kurt Sesleri.
- Henning, B. (2018). İmparatorluk ve İmparatorluk Sonrası Bağlamlarda Osmanlı-Kürd Bedirxan Ailesinin Tarihine Dair Anlatılar.
- Kavcar, C. (1999). Vasıf Çınar: Yaşamı ve Hizmetleri.
- Kutay, C. (1998). Atatürk'ün Beraberinde Götürdüğü Hasret: Türkçe İbadet.
- Kuyaş, Ö. (2009). Dedem Tarihçi Yazar Cemal Kutay: Tarihi Canlandıran Adam.
- Malmisanîj. (1994). Cizira Botanlı Bedirhaniler ve Bedirhani Ailesi Derneği'nin Tutanakları.
- Miroğlu, O. (2013). İstanbul'dan Viyana'ya Uzanan Bir Hayat Hikâyesi: Abdurrahman Qasimlo.
Bedirxanên di Nava Komarê de: Lihevhatin, Bêdengî û Berdewamî
Jiyana Cemal Kutay, Vasıf Çınar û Meziyet Çınar şerta nenivîsandî ya qebûlkirina di nava Komarê de nîşan dide: jibîrkirineke ku ne bi zorê, lê bi xelatkirinê pêk tê.
Çîroka malbata Bedirxan a sedsala 20an, di bîra neteweyî ya Kurdan de bi piranî wekî çîrokeke ku li sirgûnê hatiye nivîsandin tê bîranîn. Kovara Hawar a ku Celadet Alî Bedirxan li Şamê derdixist û xebatên ziman û çandê yên ku Kamuran Alî Bedirxan li Parîsê domandin, di navenda vê bîrê de ne. Lê belê gelek kesên ji heman malbatê li Tirkiyeyê man û di nava Komara Kemalîst de wekî parlamenter, wezîr, balyoz, mamoste û dîroknas cih girtin.
Beşek ji teza doktorayê ya ku dîroknasa Alman Barbara Henning di sala 2018an de li Zanîngeha Bambergê parast, sê kesên ku vê rêyê şopandine, dîroknas Cemal Kutay, Wezîrê Perwerdeyê Vasıf Çınar û xwişka Celadet û Kamuran Meziyet Çınar, bi hûrgilî lêkolîn dike. Di vê lêkolînê de ev her sê jiyan li ser eksena têgehên asîmîlasyon, lihevhatin, berdewamiya bêdeng, tora xizmaniyê û dîroknivîsiya fermî tên nirxandin.
Beşa Henning bi îtirazeke eşkere li dîroknivîsiya Kurdî dest pê dike. Li gorî Henning, beşeke girîng a Dîroknivîsiya Neteweyî ya Kurdî wisa dihesibîne ku Bedirxanên ku piştî damezrandina Komarê li Stenbolê man êş kişandine, rastî cudakariyê hatine û di bin zexta asîmîlasyonê de jiyane, û bi vî awayî nasnameya Kurdî ji bo endamên malbatê wekî daneyeke neguhêrbar û neçar digire dest.
Henning li hember vê texmînê biyografiyên ku nîşan didin endamên malbatê bi hişmendî hilbijartin kirine, ku ev hilbijartin li gorî şert û mercan guherîne û ku hin ji wan bi awayekî ecêb bi nakokiyê re jiyane, datîne. Divê ev îtiraz bi ciddî were girtin, ji ber ku beşeke girîng ji Bedirxanên ku di nava Komarê de bi cih bûn ne qurbaniyên ku ji aliyê madî ve ber bi feqîriyê ve hatine ajotin, lê kesên ku tevlî derdorên elît ên rejîma nû bûne ne.
Digel vê yekê, dîtinên Henning bi xwe nîşan didin ku têkiliya di navbera hilbijartin û zextê de ji ya ku ew pêşniyar dike tevlihevtir e.
Di van her sê jiyanan de zext ne wekî qedexe an cezayekê, lê wekî kokeke ku ji vegotina giştî hatiye avêtin xuya dike.
Cemal Kutay kurê Tahir Beg e, ku kurê Mîr Bedirxan bû. Li gorî piraniya çavkaniyan di sala 1909an de li Konyayê ji dayik bûye, hin çavkanî jî 1912an didin. Bavê wî hiqûqnasekî bû ku di dadweriya Osmanî de bilind bûbû.
Di sala 1906an de serokê dadgeha îstînafê ya Helebê bû, piştî şer li Konyayê parêzerî kir û di destpêka salên 1920an de bû serokê dadgeha îstînafê ya Sivasê. Diya wî Süreyya Xanim ji Şurayyifzadeyan e, yek ji malbatên eşrafê yên Sûriyeya Osmanî.
Dema Tahir Beg di sala 1922an de mir, Kutay sêzdeh salî bû û wekî kurê herî mezin ê sax neçar ma ku debara tevahiya malê bigire ser milê xwe. Li şûna ku here zanîngehê, xwendina navîn bi lez qedand û di dawiya salên 1920an de çû Enqereyê.
Hûrguliya ku Henning bala xwe didiyê ew e ku deriyê ku hişt ev xortê ciwan li Enqereyê xwe bigire çawa vebû. Kutay serî li xwendekarên berê yên bavê xwe yên li dibistana hiqûqê ya Konyayê da. Mebûsên Konyayê Bekir Refik Koraltan û Naim Hazım Onat di nav van xwendekaran de bûn û wan yekem karê Kutay di rojnameya Hakimiyet-i Milliye de jê re peyda kir.
Ev deriyê ku ber bi elîtên nû yên Komarê ve vebû, berhema têkiliyeke mamoste û şagirt e ku di serdema dawî ya Osmaniyan de hatibû danîn, ango berhema toreke piştgiriyê ye ku ji împaratoriyê mabû.
Ev tora piştgiriyê bi tena serê xwe derbasbûna malbatê bo Komarê rave nake. Stratejiyên zewacê yên ku Henning bi hûrgilî dişopîne, nîşan didin ka lihevhatin çawa wekî pratîkeke malbatî hatiye honandin. Yek ji xwişkên Kutay, Faika, bi Mehmed Şevki Yazman re zewicî, ku endezyarê elektrîkê û mezûnê Harbiyeyê bû. Yazman ji bo kovara Kadro nivîsî û di salên 1950an de bû parlamenterê Xarpêtê.
Fahriye bi efser Suphi Akgün re zewicî. Hevjînê Neyyire, Şevket Turgut, jî di navbera salên 1943-1950an de ji CHPê parlamenterê Kırşehirê bû.
Hasan Sıddık Haydari, mêrê xwişka çaremîn Fitnat, vê wêneyê bi awayekî balkêş xera dike. Haydari xwedan-erdekî Kurd e ji navdarên eşîra Heyderan, ku hevpeymana dîrokî ya Bedirxanan bû, û di salên 1920-1923an de di Meclisa Yekem de mebûsê Wanê bû. Ev zewacên ku di heman nifşî de bi efseran, bi teknokratekî ji derdora Kadroyê, bi parlamenterekî CHPê yê ku kurê nazirekî berê yê harbiyeyê yê Osmanî bû û bi serokekî eşîreke Kurd re hatin girêdan, nîşan didin ku malbatê di navbera elîtên Komara Tirk û elîtên Kurd de hevsengiyek diparast. Ji vî alî ve lihevhatin ne qutbûnek e, lê hewldana bicihbûnê ye li navendeke nû bêyî ku girêdanên kevn werin terikandin.
Kariyera rojnamevaniyê ya Kutay bi lez bilind bû. Li cem Falih Rıfkı Atay ji rastkeriyê derbasî peyamnêriyê bû, li Ajansa Anadoluyê û li Ulusê xebitî; di sala 1939an de, li gorî gotina wî bi xwe, bêyî ku tu sedem were nîşandan ji wezîfeya xwe hate dûrxistin û çû Stenbolê. Li wir weşanxaneyek damezirand, rojname û Millet Dergisi derxistin.
Du nameyên ku Henning di Arşîva Komarê ya Serokwezîriyê de dîtine, rûyekî din ê van salan nîşan didin. Di Tîrmeha 1950an de Kutay ji Serokwezîrê nû Adnan Menderes re nivîsî û ji bo biyografiya Celal Bayar piştgirî xwest; di heman rojan de Kâzım Nami Duru jî serî li Menderes da, nivîsî ku Kutay 72.000 lîre deyndar e û li ber derxistina ji mala xwe ye, û pêşniyar kir ku bankeyên nêzî hikûmetê bi rêkûpêk reklaman bidin kovarê. Kovar di heman salê de hate girtin û Kutay neçar ma ku demekê xwaringehekê bi rê ve bibe.
Ev hûrgulî nîşan dide ku cihgirtina di nava Komarê de ne garantiyeke mayînde, lê têkiliyeke piştgiriyê ye ku divê bi berdewamî were nûkirin.
Kutay di dehsalên paşê de ev têkilî ji nû ve ava kir. Di dawiya salên 1950an de di desteya rêveberiyê ya Emlak Kredi Bankasıyê de cih girt, di salên 1970an de tora xwe ya xwîner û aboneyan ji bo komkirina fonê bo projeyeke xaniyan bi kar anî û bi derdorên karsaziyê yên nêzî malbata Koç re dostanî danî. Lê bandora wî ya sereke di warê dîroknivîsiyê de bû.
Biyografnasên wî behsa ji sed û pêncî, heta ji sed û heştê û heft berheman zêdetir dikin. Dîroka Têkoşîna Serxwebûn û Azadiyê ya Tirkiyeyê ya bîst cildî, Dîroka Me ya Nenas û pirtûkên li ser Teşkilat-ı Mahsusa, amadekirina bîranînên Fethi Okyar ji bo weşanê û biyografiya Kuşçubaşı Eşref mînakên naskirî yên vê berhemdariyê ne.
Kutay li orduevan ji ciwanan re dîrok vegot, di dawiya salên 1990an de bi hevpeyvînên dirêj ên ku li televizyonê hatin weşandin ji girseyên berfireh re wekî "arşîva zindî" ji nû ve hate nasandin, û dema di Sibata 2006an de mir, tabûta wî bi ala Tirk hate pêçandin û li Karacaahmetê hate veşartin. Bi gotina Henning, Kutay heşt-deh salan bi awayekî çalak beşdarî şekildan û veguhestina vegotina dîroka fermî ya Komara Tirkiyeyê bû.
Li vê derê pirsa ku Henning dipirse di navenda vê gotarê de jî ye: Kutay çawa bi mîrateke malbatî re rû bi rû ma ku di vegotina dîroka fermî de di rewşa herî baş de cihê wê tunebû, di rewşa herî xirab de jî bi eşkereyî li dijî wê bû? Nîşaneyên ku Kutay ji vê mîratê ne bêhay bû gelek in.
Deftera Mazlume Şahingiray, dotmama Kutay û neviyeke din a Mîr Bedirxan, ku bîranînên mêrê wê Mehmed Reşid Şahingiray dihewand, piştî mirina mîratgirên wê radestî Kutay hate kirin. Mamê Kutay, Xelîl Beg Bedirxan, bi navê "Bedirhani Halil Rahmi" di lîsteya 150 kesên nexwestî (yên "Sed û Pêncî") de cih girt ku di sala 1924an de qetî bû, û li ser vê sirgûnê yek ji yekem vegotinên berfireh, bi biyografiyên hemû kesên di lîsteyê de, Kutay nivîsî.
Tê gotin ku di arşîva kesane ya Kutay de raporeke veşartî jî heye ku Celal Bayar di sala 1936an de li ser Bûyerên li Rojhilat ji Mustafa Kemal re nivîsandibû. Ku ev rapor ji sala ku operasyona Dêrsimê tê de hate amadekirin e, nîşan dide ku Kutay dîroknasekî nêzî belgeyên dewletê yên li ser Kurdistanê bû. Kutay wekî dîroknasekî derdikeve pêşberî me ku dest digihîşt dîroka malbata wî û ya Kurdistanê, lê bijart ku vê dîrokê venebêje an jî nikarîbû vebêje.
Vegotina Kutay a li ser Mîr Bedirxan ji vî alî ve bi taybetî hînker e. Li gorî ku Mahmut Çetin vediguhêze, Kutay qet behsa serhildana 1847an nekiriye, Mîr Bedirxan wekî kesekî vegotiye ku piştî beşdarbûna di şerê Rûsan de ji aliyê Siltan Evdilmecîd ve hate vexwendin Stenbolê, bû waliyê Girîtê û di rêya hecê de mir.
Henning diyar dike ku ev vegotin bi piranî bêbingeh e û ku Mîr Bedirxan li Girîtê qet di rêveberiya Osmanî de wezîfe negirtiye. Mîr Bedirxan li dijî parçekirina Botanê di navbera Diyarbekir û Mûsilê de li ber xwe da, piştî ku têk çû bi malbata xwe re hate sirgûnkirin Girîtê û jiyana xwe li Şamê temam kir.
Henning, ku destnîşan dike motîfa mirina di rêya hecê de sirgûna Hîcazê ya Şêx Ubeydullah tîne bîrê, qebûl dike ku bersiv vekirî dimîne: Ma Kutay çêtir nizanibû, ma şaşfêmkirinek di navê de bû, yan jî wî bi zanebûn kêliyên berxwedanê jê dibirin û dilsozî û hevkarî derdixistin pêş?
Ji ber ku vegotina Çetin çavkaniyê nîşan nade, dayîna bersiveke qetî ji vê pirsê re dijwar dibe. Lê kîjan îhtîmal rast be jî, encam naguhere. Berxwedana mîrekî Kurd li dijî Osmaniyan, di pênûsa neviyê wî bi xwe de, veguherî çîrokeke dilsoziyê. Ev veguherîn mînakeke biçûk lê balkêş a dîroknivîsiya fermî ye ku dîroka Kurdan di nava dîroka Tirkan de dihelîne.
Pratîka jêbirinê ya Kutay ne tenê ber bi kokên wî yên Kurdî ve bû. Henning nîşan dide ku koka eşrafî ya Sûrî ya diya wî jî di vegotinên paşê de "bi zanebûn an jî qet nebe bi awayekî ku li berjewendiya wî bû" hate paşxistin, ku di hin vegotinan de dihate gotin bav û kalên diya wî ji Trakyaya Rojava hatine, û ku ev tevlihevî bi îhtîmaleke mezin ji Kutay bi xwe tê.
Kutay li hember her tiştê Erebî helwesteke tûj girt, alîkarekî xwe yê lêkolînê qanih kir ku navê xwe, ku wî bi koka Erebî didît, biguherîne, bi pirtûka xwe ya Îbadeta bi Tirkî nîqaşa bikaranîna Tirkî di olê de da destpêkirin, û di gotineke wî de ku piştî mirina wî hate veguhestin, xwe û Atatürk wekî "Şaman" pênase kir.
Biyografiya neviya wî Özlem Kuyaş, ku ji dused û pêncî rûpelan zêdetir e, bi yek peyvê jî behsa kokên Kurdî yên malbatê nake; li hember vê, porê zer, çavên şîn û çermê wekî pembû spî yê zarokê yekem ê Kutay bi hûrgilî vedibêje. Ji heman biyografiyê tê veguhestin ku Kutay cilên jina xwe û keçên xwe bi xwe hildibijartin û terziyekî Rûm vedixwand malê û bi baldarî wêneya "malbateke Tirk a modern û rojavayî" ava dikir. Di vê wêneyê de nasname ne wekî kokekê, lê wekî performanseke modernîteyê ya ku her roj ji nû ve tê lîstin tê avakirin.
Digel vê yekê wêneya Kutay ne yekreng e, û xwendina wê ya dadperwer dîtina vê pirrengiyê pêwîst dike. Kutay di hevpeyvîneke biyografîk a sala 2001ê de bi eşkereyî behsa kokên Kurdî yên malbata xwe kir. Lê di heman hevpeyvînê de xwe wekî kesekî ji malbata xwe serbixwe, ku xwe bi xwe gihandiye, nîşan da, û got ku tevî ku bavê xwe zû winda kiribû jî qet xwe sêwî hîs nekiriye, ji ber ku siyasetmedar, rojnamevan û rewşenbîrên Tirk ên li Enqereyê ew "kiribûn zarokê xwe".
Ev mecaz bi hemû zelaliya xwe nîşan dide ka Kutay jiyana xwe çawa watedar dikir. Malbateke siyasî ya nû cihê bavekî Kurd ê miri girt; li şûna girêdana xwînê, dilsoziya bi Komarê re hat.
Kutay di sala 1951ê de bi Musa Anter re nas bû û Anter jê çapxaneyeke destê duyem kirî. Dîroknasê Kurd Rohat Alakom jî nivîsandiye ku Kutay derbarê koka xwe ya etnîkî de helwesteke înkarker nîşan daye. Îro mîrata Kutay di derdorên neteweperest ên Tirk de wekî "bîra miletê" tê pîrozkirin, lê di dîroknivîsiya Kurdî de wekî sembola înkarê tê bîranîn. Divê çîroka Kutay ji înkareke takekesî bêhtir, wekî çîroka nifşekî ku venegotina koka xwe wekî şerta bilindbûnê hundirîn kiriye, were xwendin.
Çîroka Vasıf Çınar di gelek xalan de bi ya Kutay re dibire. Çınar neviyê Salih Beg, birayê Mîr Bedirxan, e û di nîvê yekem ê salên 1890an de, bi îhtîmaleke mezin li Girîtê, ji dayik bûye. Bav û bapîrê wî bi Mîr Bedirxan re çûbûn sirgûna Girîtê.
Di sala 1910an de Îdadiya Îzmîrê qedand, di heman salan de bi xizmên xwe Celadet û Kamuran re li Darulfunûnê hiqûq xwend, di sala sêyem de dev jê berda û wekî mamoste vegeriya Îzmîrê. Adnan Menderes jî di nav şagirtên wî de bû. Li Îzmîrê bi Mustafa Necati re nas bû, ku dê heta dawiya jiyana wî bibe dost û hevrêyê wî,
di sala 1915an de bi wî re dibistaneke ku girîngiyeke taybet dida perwerdeya laşî damezirand, û tevî dijberiya derdorên olî yên herêmî, di vekirina Türk Ocağıya Îzmîrê de rol lîst. Ev derdor, ku Celal Bayar, Kâzım Özalp û Süleyman Ferit Eczacıbaşı jî tê de bûn, wekî ku Henning bal dikişîne ser, bi piranî bi wê derdorê re li hev dikeve ku li Enqereyê derî ji Kutay re vekiribû. Ketina her du xizman a nava Komarê, ji du deriyên cuda yên heman tora neteweperest a Anatoliya Rojava pêk hat.
Rewşa Çınar a sala 1919an bi awayê herî tûj nîşan dide ka rêyên malbata Bedirxan çawa ji hev veqetiyan. Çınar, ku di dema dagirkeriya Yewnanî de li Balıkesirê bû, bi Mustafa Necati re di Mijdara 1919an de rojnameya İzmir'e Doğru derxist, ku jêrnavê "Xizmetkar û Pêşxistinerê Tevgera Millî" hilgirtibû, û di vê rojnameyê de, ku ji aliyê hêzên dagirker ve hate qedexekirin, daxwaz kir ku hemû girêdanên bi hikûmeta Damat Ferîd re werin qutkirin.
Di heman mehan de Emîn Alî Bedirxan û kurên wî û Xelîl Beg Bedirxan li derdora vê hikûmeta li Stenbolê bûn, Celadet û Kamuran jî bi efserê Îngilîz Major Noel re li Anatoliyê digeriyan.
Di tutanakên civînên malbata Bedirxan ên ku di sala 1920an de li Stenbolê hatin lidarxistin de navê Vasıf Çınar û birayê wî Esat nayê dîtin. Henning dema tercîha Çınar rave dike bi îhtiyat tevdigere û îşaret bi du faktoran dike: ku wî nexwestiye ji derdora dostên xwe yên nêzîk ên li Îzmîrê qut bibe, û ku rûbirûbûna tund a bi artêşa Yewnanî re ew neçar kiriye ku xeta di navbera "em" û "ew" de ji cihekî din bikişîne. Tiştê ku diyar dike nasname dê li ser kîjan xetê were avakirin, pir caran ne ewqas şecere ye, lê ew e ku mirov şer li ku û li kêleka kê jiyaye.
Kariyera Çınar a di Komarê de encama herî tund a vê tercîhê derdixe holê. Di Tîrmeha 1923an de wekî mebûsê Saruhanê hate hilbijartin, demeke kurt li Dadgeha Serxwebûnê dozgerî kir û bû xwediyê pêşniyara Qanûna Yekkirina Perwerdeyê ku di 3ê Adara 1924an de hate qebûlkirin.
Bi vê qanûnê, ku di roja rakirina xîlafetê de hate qebûlkirin, hemû saziyên perwerdeyê bi yek Wezareta Perwerdeyê ve hatin girêdan; paşê jî bi rêwerzeke ku Çınar wekî Wezîrê Perwerdeyê belav kir, medrese hatin girtin.
Dema mirov bîne ber çavan ku li Kurdistanê bi sedsalan medrese saziyên sereke bûn ku çanda nivîskî ya Kurdî, berhemên Ehmedê Xanî û Melayê Cizîrî lê dihatin xwendin û veguhestin, wateya vê qanûnê ji bo jiyana çandî ya Kurdan eşkere ye.
Çınar di Mijdara 1924an de di bin rexneyên derdorên muhafezekar de dev ji wezîfeya xwe berda, li Pragê, Budapeştê û Moskovayê elçîtî kir, di sala 1929an de piştî mirina Mustafa Necati demeke kurt dîsa bû Wezîrê Perwerdeyê, piştî Romayê dîsa li Moskovayê hate wezîfedarkirin û di Hezîrana 1935an de li wir mir. Wezîrê Karên Derve Tevfik Rüştü Aras di cenazeyê wî de ew wekî "zarokekî temam ê înqilabê" bi bîr anî.
Di nava vê dijberiyê de wekheviyek heye ku divê ji ber çavan nereve. Vasıf Çınar û Celadet Alî Bedirxan zarokên heman nifşî, heman dibistanan û heman ferhenga modernbûnê ne. Her du jî ji hundirê bernameyekê diaxivin ku laîk e, li ser tîpên Latînî ava dibe û ziman û perwerdeyê wekî stûna piştê ya neteweyê dihesibîne. Çınar ev bername ji bo neteweya Tirk bi hêza dewletê pêk anî, Celadet jî heman bername ji bo neteweyeke bêdewlet, li sirgûnê û bi derfetên xwe, bi kovara Hawar ku di sala 1932an de li Şamê dest bi weşandina wê kir, ji bo Kurdî hewl da ava bike. Cudahiya di navbera wan de ne di amûran an di zihniyetê de ye, lê di wê yekê de ye ku ev amûr bi navê kîjan neteweyê û bi kîjan hêzê hatine bikaranîn. Ev wekhevî sînorê nêzîkatiya Henning a ku nasnameyê wekî hilbijartinê dixwîne jî nîşan dide. Her çend vebijark ji aliyê şiklî ve heman bin jî, li pişt yekê dewletek, li pişt ya din jî sirgûn û bêwelatî heye.
Ku şaxek ji heman malbatê Kurdî bi tîpên Latînî dinivîsand, di heman demê de şaxê din pêşniyara qanûna ku hemû perwerdeyê di yek bernameya dersan a Tirkî de dike yek dida, nîşan dide ku di cîhana piştî împaratoriyê de heman zimanê modernbûnê ji bo du neteweyan du çarenûsên cuda nivîsîn.
Awayê ku Vasıf Çınar piştî mirina xwe hate bîranîn, bihayê lihevhatinê bi awayê herî eşkere derdixe holê. Komeleya Perwerdeyê ya Tirk di Cotmeha 1999an de bi navê wî civîneke bîranînê li dar xist. Li gorî analîza berfireh a Henning, civîn bi rawestaneke rêzgirtinê ji bo Atatürk vebû, paşê çîroka damezrandina komeleyê, ku hemû beşdaran jixwe dizanîbû, hate vegotin. Armanca vê vegotinê ne dayîna agahiyan, lê piştrastkirina nasnameya hevpar bû.
Di biyografiya vekirinê de, ku kariyera Çınar li gorî kronolojiyê rêz dikir, qet behsa koka malbata wî nehat kirin. Dîroknas Zeki Arıkan, ku rûniştina yekem vekir, behsa paşxaneya malbatî ya Osmanî-Kurdî, ya ku Henning wekî "fîlê di odeyê de" bi nav dike, tenê piştî ku Çınar wekî Komarparêzekî biryardar pênase kir, kir; bi tekez got ku "qet li pey nijadperestiyeke teng û etnîkî neçûye" û li dijî wan derket ku guman ji dilsoziya Çınar dikirin û ew wekî derfetperestekî ku di kêliya dawî de derbasî eniya Mustafa Kemal bûbû dihesibandin.
Beşa "Vasıf Çınar Kî ye?" a sî û du rûpelî ya Tülay Alim Baran jî tenê bi behskirina dê û bavê Çınar di yek hevokê de qîma xwe anî. Li vir kok ne wekî agahiyeke veşartî, lê wekî kêmasiyeke ku tê zanîn lê dema tê gotin parastinê dixwaze tê nirxandin.
Dîroknivîsiya Kurdî jî li hember Çınar bêdengiyeke cuda lê ji aliyê avahiyê ve wekhev tercîh kiriye.
Malmisanîj di berhevoka xwe ya berfireh a li ser malbata Bedirxan de, xwe dispêre Mehmed Uzun û vediguhêze ku tê gotin Çınar bi biryara malbatê ji evladtiyê hatiye avêtin "ji ber ku xiyanet li Kurdan kiriye û xizmeta Kemalîstan kiriye", lê bi dilpakî diyar dike jî ku rastî delîleke nivîskî ya vê biryarê nehatiye. Di vê rewşê de Vasıf Çınar li xala kor a hevpar a du dîroknivîsiyên neteweyî radiweste. Dîroknivîsiya Tirkî wî bi veqetandina ji malbata wî, dîroknivîsiya Kurdî jî bi derxistina ji malbata wî bi bîr tîne. Her du vegotin jî ne li ser bîranîna wî ya bi temamî, lê li ser bîranîna wî bi kurtkirineke wisa ku di nav sînorên wan ên neteweyî de cih bigire, disekinin. Ev kurtkirin bicihkirina kesan di şemayeke dualî ya di navbera xiyanet û dilsoziyê de hêsan dike, lê tevliheviya rastîn a derbasbûna ji împaratoriyê bo dewleta neteweyî nedîtî dike.
Lê hûrguliya herî balkêş a civîna bîranînê ya 1999an ew nav in ku tutanakên civînê di nav guhdaran de dihejmêrin. Dema karsaz Orhun Köstem, neviyê İsmet a xwişka Çınar, bîranînên xwe vedigotin, xizmên di nav guhdaran de jî gotin girtin û pê re bûn. Di nav wan de keça xwişk-birayê Çınar û parêzvana bîra wî Neriman Selgin û dîroknas Cemal Kutay jî hebûn.
Binemala Bedirxan, ku navê wê di axaftinên giştî de nehat gotin, di salonê bi xwe de, di hebûna xizmên ku hevdu nas dikirin û bîra hevdu hildigirtin de dijiya. Heman berdewamî li kolanên Kadıköyê jî tê dîtin.
Li gorî ku Henning vediguhêze, koşka darîn a li Bahariyeyê ku Kutay di sala 1946an de kirî, li taxeke bû ku malbata Evdirrehman Bedirxan, neviyên Elî Şamil Paşa û Müveddet Gönensay lê dijiyan. Malbata ku ji vegotina giştî hatibû derxistin, di tax, zewac, defterên ku wekî mîras mabûn û salonên bîranînê de bi bêdengî hebûna xwe domand.
Jiyana Meziyet Çınar mînaka herî eşkere ya vê berdewamiya bêdeng e. Meziyet, keça Emîn Alî Bedirxan û xwişka Süreyya, Celadet û Kamuran, li Stenbolê û Qahîreyê mezin bû, di serdema Komarê de mamostetî kir û di sala 1986an de mir. Li gorî dîtinên Henning, di şêstsaliya xwe de, di sala 1967an de, tevlî Partiya Baweriyê bû, ku ji aliyê kesên bi pêşengiya Turhan Feyzioğlu ji CHPê veqetiyabûn hatibû damezrandin, laîk û neteweperest bû û di bernameya xwe de rasterast xwe dispart prensîbên Kemalîzmê.
Henning li vir rastkirinekê jî dike. Tevî ku Meziyet Çınar di hin çavkaniyan de wekî serokê kolên jinan ên partiyê tê binavkirin, tê zanîn ku di kongreya yekem a partiyê de kesekî din ji bo vê wezîfeyê hatiye hilbijartin. Meziyet bi îhtîmaleke mezin li serê kola jinan a herêmî ya partiyê ya li Stenbolê bû û di bingeha partiyê de wekî "Meziyet Abla" dihate naskirin. Ev rastkirin girîng e, ji ber ku destûr nade ku ew ne wekî siyasetmedareke pêşeng a rejîma Kemalîst û ne jî wekî mîlîtaneke neteweyî ya Kurd a ku xwe kiribû hundirê rejîmê, were mezinkirin.
Di heman salan de Meziyet Çınar bi Celadet ê li Sûriyeyê û bi Kamuran ê li Parîsê re girêdaneke birêkûpêk danî. Her meh bi Kamuran re bi telefonê diaxivî û bi riya van axaftinan rewşenbîr û xwendekarên Kurd ên li Stenbolê bi birayê xwe yê mezin re dicivandin.
Li gorî ku Orhan Miroğlu vediguhêze, Ebdulrehman Qasimlo, yek ji serokên paşê yên Rojhelatê, têkiliya xwe bi Kamuran re bi riya wê danî û bi saya vê têkiliyê li Parîsê bûrs girt.
Musa Anter mala wê ya li Şişliyê, nêzîkî Goristana Rûman, ji bo rewşenbîrên Kurd ên nifşê xwe wekî "ziyaretgehek", wekî "navendeke çand û bîranînê" bi bîr aniye. Hevala wê ya ji Partiya Baweriyê, Yurdanur Serhat, jî vedibêje ku bi hevjînê xwe yê pêşerojê, parêzer û siyasetmedarê Kurd Medet Serhat, cara yekem di şîveke li mala Meziyetê de nas bûye. Mala jineke ku kola jinan a herêmî ya partiyeke Kemalîst bi rê ve dibir, di heman demê de bû yek ji cihên civînê yên nefermî yên tevgera neteweyî ya Kurd li Stenbolê.
Henning mînaka Meziyet Çınar wekî delîla wê yekê pêşkêş dike ku endamên malbatê dikarîbûn bi nakokiyê re bijîn, û ev tesbît di cih de ye. Lê divê bal were dayîn ka ev nakokî li ser kîjan qadan hatiye parvekirin. Nasnameya Kemalîst a Meziyet Çınar di qada giştî de, di kongreyên partiyê û di rêxistina herêmî de, aîdiyeta wê ya Kurdî jî di qada taybet de, di axaftinên telefonê, di şîvan û di salona mala wê de dihate jiyîn. Ev dabeşkirina karan ne ji xwe ve derketiye holê.
Di pergaleke ku Kurdî ji qada giştî dihate dûrxistin û îfadeya siyasî ya nasnameya Kurdî dihate darizandin de, Kurdîtî tenê bi kişandina wê ji derî ber bi hundirê malê ve dikarîbû were domandin. Ji ber vê yekê jiyîna bi nakokiyê re, bi qasî ku nermbûneke takekesî ye, ew qasî jî awayekî jiyanê ye ku rejîmeke ku aîdiyeta Kurdî di qada taybet de girtî dihişt ferz dikir.
Dema ev her sê jiyan bi hev re têne nirxandin, aliyên hem bihêz hem jî kêm ên îtiraza Henning derdikevin holê. Aliyê wê yê bihêz ew e ku vegotina ku Bedirxanên di nava Komarê de wekî qurbaniyên pasîf dibîne rast dike.
Kutay, birayên Çınar û Meziyet Çınar, bi awayekî jêhatî torên perwerde, piştgirî û zewacê yên ku ji împaratoriyê girtibûn bi kar anîn, di rejîma nû de cih girtin û heta tevlî kadroyên wê yên damezrîner bûn. Aliyê wê yê kêm jî ew e ku bi têra xwe nav lê nake ka di berdêla vê cihgirtinê de çi hatiye xwestin.
Tu qanûnê Kutay qedexe nekir ku binivîse malbata wî Kurd e, tu rêwerzê ferman neda Komeleya Perwerdeyê ya Tirk ku malbata Çınar bi bîr neyîne. Lê di biyografiya Kutay de, di bîranînên Çınar de û di pirtûka Baran de heman bêdengî dîsa û dîsa derdikeve holê. Ev dubarebûn nîşan dide ku bêdengî ji tercîheke kesane bêhtir, şerteke nenivîsandî ya qebûlkirina di nava Komarê de bû. Tiştê ku dîroknivîsiya Kurdî jê re dibêje "zexta asîmîlasyonê", belkî tam ev e: jibîrkirineke ku ne bi zorê, lê bi xelatkirinê pêk tê.
Divê ev encam li kêleka rêya Celadet û Kamuran were danîn. Her du birayên ku tevgera neteweyî hilbijartin, dûrî welatê xwe, li Şam û Parîsê, bêdewlet û pir caran di nav tengasiya madî de jiyan, lê karîn Kurdîtiya xwe bi awayekî giştî, di rûpelên kovaran de, di pirtûkên rêzimanê de û li ser kursiya zanîngehê îfade bikin.
Xizmên wan ên ku Komar hilbijartin jî nêzîkî welatê xwe, di nav meqam û ewlehiyê de jiyan, lê neçar man kokên xwe li derveyî jiyana giştî bihêlin. Hilbijartina di navbera her du rêyan de, hilbijartina di navbera sirgûnekê ku Kurdîtî tê de bi awayekî giştî dikare were jiyîn û welatekî ku Kurdîtî tê de tenê di qada taybet de dikare were jiyîn de ye.
Her du vebijark jî ne berhemên pergaleke ku Bedirxanan bi xwe danîbe ne, lê berhemên pergaleke ne ku dewletên ku Kurdistan parçe kirine û di qada giştî de cih nedane nasnameya Kurdî, diyar kiriye. Ji ber vê yekê, li şûna darizandina Bedirxanên di nava Komarê de, xuyakirina wê avahiyê ku ew ber bi van hilbijartinan ve ajotine, ji bo dîroknivîsiya Kurdî rêyeke bi berhemtir xuya dike.
Rola Cemal Kutay a di dîroknivîsiya fermî de jî di nav vê xwendina dadperwer de heq dike ku bi taybetî were rexnekirin. Ku Kutay koka xwe di jiyana giştî de venegot, dikare di nav jîngeha zextê ya ku Komarê afirandibû de wekî tercîheke têgihîştî were xwendin. Lê Kutay ne tenê kesek bû ku derbarê koka xwe de bêdeng ma, ew dîroknasek bû ku digihîşt bi mîlyonan xwîneran.
Bêdengiya dîroknasekî ku berxwedana Mîr Bedirxan kir çîrokeke dilsoziyê, belgeyên dewletê yên li ser Kurdistanê di arşîva xwe de hildan lê dîroka ku van belgeyan vedigotin nenivîsand, ji bêdengiyeke kesane derdikeve û dibe parçeyek ji vegotineke giştî. Ev gerginiya di navbera mafê bêdengbûnê yê takekes û berpirsiyariya vegotinê ya dîroknas de, xala sereke ye ku Kutay ji Bedirxanên din ên di nava Komarê de cuda dike.
Bîranîna Cemal Kutay wekî sêwiyê ku Enqereyê kir zarokê xwe, ya Vasıf Çınar wekî zarokê înqilabê û ya Meziyet Çınar jî wekî jineke ku di navbera rêxistina partiya Kemalîst û salona civîna rewşenbîrên Kurd de dijiya, sê awayên cuda yên bicihbûna heman malbatê di nava Komarê de nîşan dide. Di her sêyan de jî malbat ji vegotina giştî vekişiya, lê di tevna jiyana taybet de hebûna xwe domand.
Dema were dîtin ku asîmîlasyon ne bi qanûnê lê bi xelatê, lihevhatin ne bi qutbûnê lê bi barkirina torên kevn bo navenda nû, berdewamiya bêdeng jî di mal, zewac û salonên bîranînê de dixebite, çîroka tora xizmaniyê ya Bedirxan a di nava Komarê de dikare wekî çîroka wê yekê were xwendin ka dîroknivîsiya fermî çawa Kurd dan jibîrkirin û ka ev jibîrkirin çawa qet nikarîbû were temamkirin.
Çavkanî
- Alakom, R. (1998). Kurdên Stenbola Kevn.
- Anter, M. (1991). Bîranînên Min.
- Baran, T. A. (2001). Vasıf Çınar û Nivîsên Wî yên di Rojnameya İzmir'e Doğru de.
- Çetin, M. (2005). Dengên Kart-Kurt.
- Henning, B. (2018). Vegotinên li ser Dîroka Malbata Bedirxan a Osmanî-Kurd di Çarçoveyên Împaratorî û Piştî-Împaratoriyê de.
- Kavcar, C. (1999). Vasıf Çınar: Jiyan û Xizmetên Wî.
- Kutay, C. (1998). Hesreta ku Atatürk bi Xwe re Bir: Îbadeta bi Tirkî.
- Kuyaş, Ö. (2009). Bapîrê Min Dîroknas û Nivîskar Cemal Kutay: Mirovê ku Dîrok Zindî Kir.
- Malmisanîj. (1994). Bedirxaniyên Cizîra Botan û Tutanakên Komeleya Malbata Bedirxanî.
- Miroğlu, O. (2013). Çîroka Jiyanekê ji Stenbolê heta Viyanayê: Ebdulrehman Qasimlo.
بەدرخانییەکانی ناو کۆمار: گونجان، بێدەنگی و بەردەوامی
ژیانی جەمال کوتای، واسف چنار و مەزیەت چنار مەرجە نەنووسراوەکەی وەرگیران لەلایەن کۆمارەوە نیشان دەدات: لەبیرچوونەوەیەک کە نە بە زۆر، بەڵکو بە پاداشت ئەنجام دەدرێت.
چیرۆکی بنەماڵەی بەدرخان لە سەدەی بیستەمدا، لە یادەوەریی نەتەوەیی کورددا زۆربەی جار وەک چیرۆکێک بیر دەهێنرێتەوە کە لە دوورەوڵاتیدا نووسراوە. گۆڤاری هاوار کە جەلادەت عالی بەدرخان لە شام دەریدەکرد، و ئەو کارە زمانی و کولتوورییانەی کامەران عالی بەدرخان لە پاریس درێژەی پێدان، لە ناوەندی ئەم یادەوەرییەدا وەستاون. کەچی زۆر کەس لە هەمان بنەماڵە لە تورکیا مانەوە و لەناو کۆماری کەمالیستیدا وەک پەرلەمانتار، وەزیر، باڵیۆز، مامۆستا و مێژوونووس جێگەی خۆیان کردەوە.
بەشێک لەو تێزی دکتۆرایەی مێژوونووسی ئەڵمانی باربارا هێنینگ لە ساڵی ٢٠١٨ لە زانکۆی بامبێرگ بەرگریی لێ کرد، بە وردی لەو سێ کەسە دەکۆڵێتەوە کە ئەم ڕێگەیەیان گرتەبەر: مێژوونووس جەمال کوتای، وەزیری مەعاریف واسف چنار، و مەزیەت چنار، خوشکی جەلادەت و کامەران. لەم لێکۆڵینەوەیەدا ئەو سێ ژیانە لە چوارچێوەی چەمکەکانی ئاسیمیلاسیۆن، گونجان، بەردەوامیی بێدەنگ، تۆڕی خزمایەتی و مێژوونووسیی فەرمیدا تاوتوێ دەکرێن.
بەشەکەی هێنینگ بە نارەزایەتییەکی ئاشکرا دژی مێژوونووسیی کورد دەست پێ دەکات. بەگوێرەی هێنینگ، بەشێکی گرنگی مێژوونووسیی نەتەوەیی کورد وای دادەنێت کە ئەو بەدرخانییانەی دوای دامەزرانی کۆمار لە ئەستەنبوڵ مانەوە ئازاریان چەشتووە، ڕووبەڕووی جیاکاری بوونەتەوە و لەژێر فشاری ئاسیمیلاسیۆندا ژیاون، و بەم شێوەیە ناسنامەی کوردی بۆ ئەندامانی بنەماڵەکە وەک ڕاستییەکی نەگۆڕ و حەتمی وەردەگرێت.
هێنینگ لە بەرامبەر ئەم گریمانەیەدا ژیاننامەگەلێک دادەنێت کە نیشانی دەدەن ئەندامانی بنەماڵەکە هەڵبژاردنی ئاگایانەیان کردووە، ئەم هەڵبژاردنانە دەیانتوانی بەپێی بارودۆخ بگۆڕێن و هەندێکیان بە ئاستێکی سەرسوڕهێنەر توانیویانە لەگەڵ ناکۆکیدا بژین. ئەم نارەزایەتییە دەبێت بە جددی وەربگیرێت، چونکە بەشێکی گرنگی ئەو بەدرخانییانەی لەناو کۆماردا جێگیر بوون، قوربانیی پاڵنراو بەرەو هەژاریی ماددی نەبوون، بەڵکو کەسانێک بوون کە چوونە ناو بازنە دەستەبژێرەکانی ڕژێمە نوێیەکەوە.
لەگەڵ ئەوەشدا، دۆزینەوەکانی خودی هێنینگ وا دەردەخەن کە پەیوەندیی نێوان هەڵبژاردن و فشار لەوە ئاڵۆزترە کە ئەو پێشنیاری دەکات.
لەم سێ ژیانەدا فشار نە وەک قەدەغەکردن یان سزا، بەڵکو وەک ڕەچەڵەکێک دەردەکەوێت کە لە گێڕانەوەی گشتی لابراوە.
جەمال کوتای کوڕی تاهیر بەگە، کە کوڕی بەدرخان بەگ بوو. بەگوێرەی زۆربەی سەرچاوەکان لە ساڵی ١٩٠٩ لە قونیە لەدایک بووە، هەندێک سەرچاوەش ساڵی ١٩١٢ دەڵێن. باوکی یاسازانێک بوو کە لە دادوەریی عوسمانیدا پلەی بەرز کردبووەوە.
لە ساڵی ١٩٠٦دا سەرۆکی دادگای تێهەڵچوونەوەی حەلەب بوو، دوای جەنگ لە قونیە پارێزەرایەتیی کرد و لە سەرەتای دەیەی ١٩٢٠دا بوو بە سەرۆکی دادگای تێهەڵچوونەوەی سیواس. دایکی، سورەیا خانم، لە شورەییفزادەکان بوو، کە یەکێک بوون لە بنەماڵە ئەشرافەکانی سووریای عوسمانی.
کاتێک تاهیر بەگ لە ساڵی ١٩٢٢ کۆچی دوایی کرد، کوتای سێزدە ساڵان بوو و وەک گەورەترین کوڕی لە ژیاندا ماوە، ناچار بوو بژێویی هەموو ماڵەکە لە ئەستۆ بگرێت. لەجیاتی چوون بۆ زانکۆ، خوێندنی ناوەندیی بە پەلە تەواو کرد و لە کۆتایی دەیەی ١٩٢٠دا ڕووی لە ئەنقەرە کرد.
ئەو وردەکارییەی هێنینگ سەرنجی بۆ ڕادەکێشێت ئەوەیە کە ئەو دەرگایە چۆن کرایەوە کە ئەم گەنجەی لە ئەنقەرە بە پێوە ڕاگرت. کوتای پەنای بردە بەر قوتابییە کۆنەکانی باوکی لە قوتابخانەی یاسای قونیە. نوێنەرانی قونیە بەکر ڕەفیق کۆراڵتان و نەعیم حازم ئۆنات لەنێو ئەو قوتابییانەدا بوون و ئەوان بوون یەکەم کاری کوتایان لە ڕۆژنامەی حاکمیەتی میللیەدا بۆ دابین کرد.
ئەم دەرگایەی بەڕووی دەستەبژێرە نوێیەکانی کۆماردا کرایەوە، بەرهەمی پەیوەندییەکی مامۆستا و قوتابی بوو کە لە دواین قۆناغی عوسمانیدا دامەزرابوو، واتە بەرهەمی تۆڕێکی پاڵپشتی بوو کە لە ئیمپراتۆرییەتەوە بە میرات مابووەوە.
ئەم تۆڕە پاڵپشتییە بە تەنها گواستنەوەی بنەماڵەکە بۆ ناو کۆمار ڕوون ناکاتەوە. ئەو ستراتیژییانەی هاوسەرگیری کە هێنینگ بە وردی بەدوایاندا دەچێت، نیشان دەدەن کە گونجان چۆن وەک کردەیەکی بنەماڵەیی چنراوە. فائیقە، یەکێک لە خوشکەکانی کوتای، شووی کرد بە مەحمەد شەوقی یازمان، ئەندازیاری کارەبا و دەرچووی قوتابخانەی جەنگ. یازمان لە گۆڤاری کادرۆدا دەینووسی و لە دەیەی ١٩٥٠دا بوو بە پەرلەمانتاری ئەلازیگ.
فەخریە شووی کرد بە ئەفسەر سوبحی ئاکگون. هاوسەری نەییرەش، شەوکەت تورگوت، لە ساڵانی ١٩٤٣-١٩٥٠دا لەسەر پارتی گەلی کۆماری پەرلەمانتاری کرشەهیر بوو.
بەڵام هاوسەری فیتناتی خوشکی چوارەم، حەسەن سدیق حەیدەری، بە شێوەیەکی سەرنجڕاکێش ئەم وێنەیە تێک دەدات. حەیدەری خاوەن زەوییەکی کورد و یەکێک لە پیاوە دیارەکانی عەشیرەتی هەیدەران بوو، کە هاوپەیمانی مێژوویی بەدرخانییەکان بوون، و لە ساڵانی ١٩٢٠-١٩٢٣دا لە یەکەم مەجلیسدا نوێنەری وان بوو. ئەم هاوسەرگیرییانە کە لە هەمان نەوەدا لەگەڵ ئەفسەران، تەکنۆکراتێکی بازنەی کادرۆ، پەرلەمانتارێکی پارتی گەلی کۆماری کە کوڕی وەزیرێکی پێشووی جەنگی عوسمانی بوو، و سەرۆکێکی عەشیرەتی کورد پێک هاتن، وا دەردەخەن کە بنەماڵەکە هاوسەنگییەکی لە نێوان دەستەبژێری کۆماریی تورک و دەستەبژێری کورددا ڕاگرتووە. لەم ڕووەوە گونجان پچڕان نییە، بەڵکو هەوڵێکە بۆ جێگیربوون لە ناوەندێکی نوێدا بەبێ دەستبەرداربوون لە پەیوەندییە کۆنەکان.
ڕەوتی ڕۆژنامەوانیی کوتای بە خێرایی بەرز بووەوە. لە تەنیشت فالیح ڕفقی ئاتای لە ڕاستکەرەوەی چاپەوە بوو بە پەیامنێر، لە ئاژانسی ئەنادۆڵ و ڕۆژنامەی ئولوس کاری کرد، و لە ساڵی ١٩٣٩دا کاتێک بەگوێرەی گێڕانەوەی خۆی بەبێ هیچ پاساوێک لە کارەکەی دوور خرایەوە، چووە ئەستەنبوڵ. لەوێ دەزگایەکی بڵاوکردنەوەی دامەزراند و ڕۆژنامە و گۆڤاری میللەتی دەرکرد.
دوو نامە کە هێنینگ لە ئەرشیفی کۆماریی سەرۆکایەتیی وەزیراندا دۆزیونییەوە، ڕوویەکی دیکەی ئەو ساڵانە نیشان دەدەن. لە تەممووزی ١٩٥٠دا کوتای نامەی بۆ عەدنان مەندەرێسی سەرۆکوەزیری نوێ نووسی و داوای پشتگیریی بۆ ژیاننامەیەکی جەلال بایار کرد؛ لە هەمان ڕۆژەکاندا کازم نامی دوروو پەنای بردە بەر مەندەرێس و نووسی کە کوتای ٧٢٠٠٠ لیرە قەرزارە و لە لێواری دەرکردندایە لە ماڵەکەی، و پێشنیاری کرد بانکە نزیکەکانی حکوومەت بە بەردەوامی ڕیکلام بە گۆڤارەکە بدەن. گۆڤارەکە هەمان ساڵ داخرا و کوتای بۆ ماوەیەک ناچار بوو چێشتخانەیەک بەڕێوە ببات.
ئەم وردەکارییە نیشان دەدات کە جێگەگرتن لەناو کۆماردا گەرەنتییەکی هەمیشەیی نەبوو، بەڵکو پەیوەندییەکی پاڵپشتی بوو کە دەبوو بە بەردەوامی نوێ بکرێتەوە.
کوتای لە دەیەکانی دواتردا ئەم پەیوەندییەی دووبارە بنیات نایەوە. لە کۆتایی دەیەی ١٩٥٠دا ئەندامی ئەنجومەنی بەڕێوەبەریی بانکی ئەملاک کرێدی بوو، لە دەیەی ١٩٧٠دا تۆڕی خوێنەران و بەشداربووانی خۆی بۆ کۆکردنەوەی پارە بۆ پڕۆژەیەکی نیشتەجێبوون بەکار هێنا، و لەگەڵ بازنە بازرگانییەکانی نزیک لە بنەماڵەی کۆچ دۆستایەتیی بەست. بەڵام کاریگەریی سەرەکیی لە بواری مێژوونووسیدا بوو.
ژیاننامەنووسەکانی باس لە زیاتر لە سەد و پەنجا، تەنانەت زیاتر لە سەد و هەشتا و حەوت بەرهەم دەکەن. مێژووی خەباتی سەربەخۆیی و ئازادیی تورکیا لە بیست بەرگدا، مێژووە نەناسراوەکەمان و کتێبەکانی دەربارەی تەشکیلاتی مەخسووسە، ئامادەکردنی بیرەوەرییەکانی فەتحی ئۆکیار بۆ چاپ و ژیاننامەی کوشچوباشی ئەشرەف نموونە ناسراوەکانی ئەم بەرهەمهێنانەن.
کوتای لە یانەکانی سوپادا مێژووی بۆ گەنجان دەگێڕایەوە، لە کۆتایی دەیەی ١٩٩٠دا لە ڕێگەی گفتوگۆ درێژە تەلەفزیۆنییەکانەوە وەک "ئەرشیفی زیندوو" جارێکی دیکە بە جەماوەرێکی فراوان ناسێنرایەوە، و کاتێک لە شوباتی ٢٠٠٦دا کۆچی دوایی کرد، تابووتەکەی لە ئاڵای تورکیا پێچرا و لە گۆڕستانی قەرەجەئەحمەد نێژرا. بە دەستەواژەی هێنینگ، کوتای بۆ ماوەی هەشت تا دە ساڵ بە چالاکی بەشداریی لە داڕشتن و گواستنەوەی گێڕانەوەی فەرمیی مێژووی کۆماری تورکیادا کردووە.
لێرەدا ئەو پرسیارەی هێنینگ دەیکات، لە ناوەندی ئەم وتارەشدایە: کوتای چۆن ڕووبەڕووی میراتێکی بنەماڵەیی بووەوە کە لە باشترین حاڵەتدا هیچ جێگەیەکی لە گێڕانەوەی فەرمیی مێژوودا نەبوو، و لە خراپترین حاڵەتدا بە ئاشکرا دژی بوو؟ نیشانەی زۆر هەن کە کوتای لەم میراتە بێئاگا نەبووە.
دەفتەرەکەی ئامۆزاکەی، مەزلومە شاهینگیرای، کە نەوەیەکی دیکەی بەدرخان بەگ بوو، و بیرەوەرییەکانی مێردەکەی، مەحمەد ڕەشید شاهینگیرای، تێدا بوو، دوای مردنی میراتگرەکانی درا بە کوتای. مامی کوتای، خەلیل بەگ بەدرخان، لە لیستی سەدوپەنجا کەسە ناخوازراوەکەدا، کە لە ساڵی ١٩٢٤دا یەکلا کرایەوە، بە ناوی "بەدرخانی خەلیل ڕەحمی" جێی گرتبوو، و کوتای یەکێک لە یەکەمین گێڕانەوە گشتگیرەکانی دەربارەی ئەم دوورخستنەوەیە، لەگەڵ ژیاننامەی هەموو کەسەکانی ناو لیستەکە، نووسی.
هەروەها دەگوترێت لە ئەرشیفی تایبەتیی کوتایدا ڕاپۆرتێکی نهێنی هەبووە کە جەلال بایار لە ساڵی ١٩٣٦دا دەربارەی ڕووداوەکانی ڕۆژهەڵات بۆ مستەفا کەمالی نووسیبوو. ئەوەی ئەم ڕاپۆرتە سەر بەو ساڵە بێت کە هێرشی سەربازیی دێرسیمی تێدا ئامادە دەکرا، نیشان دەدات کە کوتای مێژوونووسێک بووە نزیک لە بەڵگەنامە دەوڵەتییەکانی پەیوەست بە کوردستان. کوتای وەک مێژوونووسێک دەردەکەوێت کە دەستی بە مێژووی بنەماڵەکەی و کوردستان ڕاگەیشتووە، بەڵام هەڵیبژاردووە ئەم مێژووە نەگێڕێتەوە، یان نەیتوانیوە بیگێڕێتەوە.
گێڕانەوەی کوتای دەربارەی بەدرخان بەگ لەم ڕووەوە بە تایبەتی فێرکارە. بەگوێرەی گێڕانەوەی مەحموود چەتین، کوتای هیچ باسێکی ڕاپەڕینی ١٨٤٧ی نەکردووە و بەدرخان بەگی وەک کەسێک گێڕاوەتەوە کە دوای بەشداریکردنی لە جەنگی ڕووسیا، لەلایەن سوڵتان عەبدولمەجیدەوە بانگهێشتی ئەستەنبوڵ کرا، بە والیی کریت دانرا و لە ڕێگەی حەجدا کۆچی دوایی کرد.
هێنینگ ڕوونی دەکاتەوە کە ئەم گێڕانەوەیە بە ڕادەیەکی زۆر بێبنەمایە و بەدرخان بەگ هەرگیز لە کریت لە بەڕێوەبەریی عوسمانیدا پۆستی وەرنەگرتووە. بەدرخان بەگ بەرەنگاری دابەشکردنی بۆتان لە نێوان دیاربەکر و موسڵدا بووەوە، دوای شکستهێنان لەگەڵ بنەماڵەکەیدا بۆ کریت دوور خرایەوە و ژیانی لە شام کۆتایی پێ هات.
هێنینگ کە تێبینیی ئەوەش دەکات کە نیشانەی مردن لە ڕێگەی حەجدا دوورخستنەوەی شێخ عوبەیدوڵڵا بۆ حیجاز بە بیر دەهێنێتەوە، دان بەوەدا دەنێت کە وەڵامەکە کراوە ماوەتەوە: ئایا کوتای باشتری نەدەزانی، ئایا تێنەگەیشتنێک لە ئارادا بوو، یان بە ئەنقەست ساتەکانی بەرەنگاریی لابرد و دڵسۆزی و هاوکاریی خستە پێشەوە؟
نەبوونی سەرچاوە لە گێڕانەوەکەی چەتیندا، دانی وەڵامێکی یەکلاکەرەوە بەم پرسیارە قورس دەکات. بەڵام هەر ئەگەرێک ڕاست بێت، ئەنجامەکە ناگۆڕێت. بەرەنگاریی میرێکی کورد دژی عوسمانی، لە قەڵەمی نەوەی خۆیدا بووە چیرۆکێکی دڵسۆزی. ئەم گۆڕانە نموونەیەکی بچووک بەڵام سەرنجڕاکێشی ئەو مێژوونووسییە فەرمییەیە کە مێژووی کورد لەناو مێژووی تورکدا دەتوێنێتەوە.
کردەی سڕینەوەی کوتای تەنها ڕەگە کوردییەکانی نەگرتەوە. هێنینگ نیشانی دەدات کە ڕەچەڵەکی ئەشرافیی سووریی دایکیشی لە گێڕانەوەکانی دواتردا "بە ئاگاییەوە، یان لانیکەم بەو شێوەیەی بە قازانجی بوو" خراوەتە پشتەوە، لە هەندێک گێڕانەوەدا گوتراوە باپیرانی دایکی لە تراکیای ڕۆژئاواوە هاتوون، و ئەم تێکەڵییە بە ئەگەری زۆر دەگەڕێتەوە بۆ خودی کوتای.
کوتای هەڵوێستێکی توندی دژی هەموو شتێکی عەرەبی وەرگرت، یاریدەدەرێکی توێژینەوەی قایل کرد ناوەکەی بگۆڕێت کە بە عەرەبیی ڕەچەڵەکی دەزانی، بە کتێبی پەرستشی تورکی گفتوگۆی بەکارهێنانی زمانی تورکی لە ئایندا دەست پێ کرد، و لە وتەیەکیدا کە دوای مردنی گێڕدرایەوە، خۆی و ئاتاتورکی وەک "شامان" پێناسە کرد.
بەڵام ژیاننامە زیاتر لە دوو سەد و پەنجا لاپەڕەییەکەی نەوەکەی، ئۆزلەم کویاش، تەنانەت بە یەک وشەش باسی ڕەگە کوردییەکانی بنەماڵەکە ناکات، لە بەرامبەردا قژی زەرد، چاوی شین و پێستی وەک لۆکە سپیی یەکەم منداڵی کوتای بە وردی وەسف دەکات. هەر لەم ژیاننامەیەوە دەگێڕدرێتەوە کە کوتای خۆی جلوبەرگی هاوسەر و کچەکانی هەڵدەبژارد، و بە بانگکردنی دروومانکەرێکی ڕۆم بۆ ماڵەوە، وێنەی "بنەماڵەیەکی تورکی مۆدێرن و ڕۆژئاوایی" بە وردی بنیات دەنا. لەم وێنەیەدا ناسنامە نە وەک ڕەچەڵەک، بەڵکو وەک نمایشێکی مۆدێرنیتە بنیات دەنرێت کە هەموو ڕۆژێک دووبارە دەخرێتە سەر شانۆ.
لەگەڵ ئەوەشدا، وێنەی کوتای یەک ڕەنگ نییە و خوێندنەوەی دادپەروەرانەی پێویستی بە بینینی ئەم فرەڕەنگییە هەیە. کوتای لە گفتوگۆیەکی ژیاننامەییدا لە ساڵی ٢٠٠١ بە ئاشکرا باسی ڕەگە کوردییەکانی بنەماڵەکەی کرد. بەڵام لە هەمان گفتوگۆدا خۆی وەک کەسێکی سەربەخۆ لە بنەماڵەکەی و خۆپێگەیاندوو نیشان دا، و گوتی سەرەڕای ئەوەی زوو باوکی لەدەست دا، هەرگیز هەستی بە هەتیوی نەکردووە، چونکە سیاسەتمەدار، ڕۆژنامەنووس و ڕووناکبیرە تورکەکانی ئەنقەرە "بە منداڵی خۆیان وەریانگرتبوو".
ئەم خوازەیە بە هەموو ڕوونییەوە نیشان دەدات کە کوتای چۆن واتای بە ژیانی خۆی دەبەخشی. بنەماڵەیەکی سیاسیی نوێ جێگەی باوکێکی کوردی کۆچکردووی گرتەوە، و لەجیاتی پەیوەندیی خوێن، دڵسۆزی بۆ کۆمار هاتە جێی.
کوتای لە ساڵی ١٩٥١دا موسا عەنتەری ناسی و عەنتەر چاپخانەیەکی دەستی دووی لێ کڕی. مێژوونووسی کورد ڕۆهات ئالاکۆم نووسیویەتی کە کوتای سەبارەت بە ڕەچەڵەکی ئێتنیکیی خۆی هەڵوێستێکی نکۆڵیکارانەی نیشان داوە. ئەمڕۆ میراتی کوتای لە بازنە نەتەوەپەرستە تورکەکاندا وەک "یادەوەریی میللەت" ڕێزی لێ دەگیرێت، لە کاتێکدا لە مێژوونووسیی کورددا وەک هێمای نکۆڵی ناوی دێت. چیرۆکی کوتای دەبێت زیاتر لە نکۆڵییەکی تاکەکەسی، وەک چیرۆکی نەوەیەک بخوێندرێتەوە کە نەگێڕانەوەی ڕەچەڵەکی خۆی وەک مەرجی بەرزبوونەوە لە ناخی خۆیدا جێگیر کردبوو.
چیرۆکی واسف چنار لە زۆر خاڵدا لەگەڵ چیرۆکی کوتایدا یەک دەگرێتەوە. چنار نەوەی ساڵح بەگی برای بەدرخان بەگ بوو و لە نیوەی یەکەمی دەیەی ١٨٩٠دا، بە ئەگەری زۆر لە کریت، لەدایک بووە. باوک و باپیری لەگەڵ بەدرخان بەگدا چوونە دوورخراوەیی کریت.
لە ساڵی ١٩١٠دا ئیدادیی ئیزمیری تەواو کرد، لە هەمان ساڵانی خزمەکانی، جەلادەت و کامەران، لە دارولفونون یاسای خوێند، لە ساڵی سێیەمدا وازی هێنا و وەک مامۆستا گەڕایەوە ئیزمیر. عەدنان مەندەرێسیش یەکێک بوو لە قوتابییەکانی. لە ئیزمیر مستەفا نەجاتیی ناسی، کە بە درێژایی تەمەن دۆست و هاوڕێی ڕێگەی بوو،
لە ساڵی ١٩١٥دا لەگەڵیدا قوتابخانەیەکیان دامەزراند کە گرنگییەکی تایبەتی بە پەروەردەی وەرزشی دەدا، و سەرەڕای دژایەتیی بازنە ئایینییە ناوچەییەکان، ڕۆڵی لە کردنەوەی تورک ئۆجاغیی ئیزمیردا هەبوو. ئەم بازنەیە، کە جەلال بایار، کازم ئۆزاڵپ و سولەیمان فەریت ئەجزاجیباشیشی تێدا بوون، وەک هێنینگ سەرنجی بۆ ڕادەکێشێت، بە ڕادەیەکی زۆر لەگەڵ ئەو بازنەیەدا یەک دەگرێتەوە کە دەرگای ئەنقەرەی بۆ کوتای کردەوە. چوونە ناو کۆماری ئەو دوو خزمە، لە دوو دەرگای جیاوازی هەمان تۆڕی نەتەوەپەرستیی ئەنادۆڵی ڕۆژئاواوە بوو.
پێگەی چنار لە ساڵی ١٩١٩دا بە تیژترین شێوە نیشان دەدات کە ڕێگاکانی بنەماڵەی بەدرخان چۆن لێک جیا بوونەوە. چنار کە لە کاتی داگیرکاریی یۆناندا لە باڵکەسیر بوو، لە تشرینی دووەمی ١٩١٩دا لەگەڵ مستەفا نەجاتیدا ڕۆژنامەی ئیزمیرە دۆغرویان (بەرەو ئیزمیر) دەرکرد کە ژێرناونیشانی "خزمەتکار و بڵاوکەرەوەی بزووتنەوەی میللی"ی هەڵگرتبوو، و لەم ڕۆژنامەیەدا، کە لەلایەن هێزە داگیرکەرەکانەوە قەدەغە کرا، داوای پچڕاندنی هەموو پەیوەندییەکی لەگەڵ حکوومەتی دامات فەریددا کرد.
لە هەمان مانگەکاندا ئەمین عالی بەدرخان و کوڕەکانی و خەلیل بەگ بەدرخان لە دەوروبەری ئەو حکوومەتەی ئەستەنبوڵدا بوون، و جەلادەت و کامەرانیش لەگەڵ ئەفسەری ئینگلیزی، مەیجەر نۆئێل، بە ئەنادۆڵدا دەگەڕان.
لە کۆنووسی کۆبوونەوە بنەماڵەییەکانی بەدرخان کە لە ساڵی ١٩٢٠ لە ئەستەنبوڵ ئەنجام دران، ناوی واسف چنار و براکەی، ئەسعەد، نابینرێت. هێنینگ لە ڕوونکردنەوەی هەڵبژاردنەکەی چناردا بە وریاییەوە دەجووڵێتەوە و ئاماژە بە دوو هۆکار دەکات: نەیویستووە لە بازنەی دۆستە نزیکەکانی لە ئیزمیر داببڕێت، و ڕووبەڕووبوونەوە توندەکەی لەگەڵ سوپای یۆناندا ناچاری کردووە هێڵی نێوان "ئێمە" و "ئەوان" لە شوێنێکی دیکەوە بکێشێت. ئەوەی دیاری دەکات ناسنامە لەسەر کام هێڵ بنیات دەنرێت، زۆربەی جار زیاتر لە ڕەچەڵەکنامە، ئەوەیە کە مرۆڤ جەنگ لە کوێ و لە پاڵ کێدا دەژی.
ڕەوتی کاریی چنار لە کۆماردا توندترین ئەنجامی ئەم هەڵبژاردنە دەخاتە ڕوو. لە تەممووزی ١٩٢٣دا وەک نوێنەری ساروخان هەڵبژێردرا، بۆ ماوەیەکی کورت لە دادگای سەربەخۆییدا داواکاری گشتی بوو، و پێشنیارکەری یاسای یەکخستنی خوێندن بوو کە لە ٣ی ئازاری ١٩٢٤دا پەسەند کرا.
بەم یاسایە، کە لە هەمان ڕۆژی هەڵوەشاندنەوەی خەلافەتدا پەسەند کرا، هەموو دامەزراوەکانی خوێندن خرانە ژێر یەک وەزارەتی مەعاریفەوە، و دواتر بە بەخشنامەیەک کە چنار وەک وەزیری مەعاریف دەریکرد، مەدرەسەکان داخران.
کاتێک لەبەرچاو بگیرێت کە لە کوردستاندا مەدرەسەکان بۆ چەندین سەدە دامەزراوە سەرەکییەکانی خوێندنەوە و گواستنەوەی کولتووری نووسراوی کوردی و بەرهەمەکانی ئەحمەدی خانی و مەلای جزیری بوون، مانای ئەم یاسایە بۆ ژیانی کولتووریی کورد ڕوون دەبێتەوە.
چنار لە تشرینی دووەمی ١٩٢٤دا لەژێر ڕەخنەی بازنە کۆنەپارێزەکاندا دەستی لە پۆستەکەی کێشایەوە، لە پراگ، بوداپێست و مۆسکۆ باڵیۆز بوو، لە ساڵی ١٩٢٩دا دوای مردنی مستەفا نەجاتی بۆ ماوەیەکی کورت دیسان بوو بە وەزیری مەعاریف، دوای ڕۆما جارێکی دیکە بۆ مۆسکۆ دانرا و لە حوزەیرانی ١٩٣٥دا لەوێ کۆچی دوایی کرد. تەوفیق ڕوشتو ئاراسی وەزیری دەرەوە لە ڕێوڕەسمی ناشتنیدا وەک "منداڵێکی تەواوی شۆڕش" یادی کردەوە.
لەناو ئەم دژایەتییەدا لێکچوونێک هەیە کە نابێت لەبەرچاو ون بێت. واسف چنار و جەلادەت عالی بەدرخان منداڵی هەمان نەوە، هەمان قوتابخانەکان و هەمان فەرهەنگی مۆدێرنبوونن. هەردووکیان لەناو بەرنامەیەکەوە قسە دەکەن کە سێکیولارە، پشت بە پیتی لاتینی دەبەستێت و زمان و پەروەردە بە بڕبڕەی پشتی نەتەوە دادەنێت. چنار ئەم بەرنامەیەی بۆ نەتەوەی تورک بە هێزی دەوڵەت جێبەجێ کرد، لە کاتێکدا جەلادەت هەمان بەرنامەی بۆ نەتەوەیەکی بێدەوڵەت، لە دوورەوڵاتی و بە توانای خۆی، لە ڕێگەی هاوارەوە، کە لە ساڵی ١٩٣٢دا لە شام دەستی بە بڵاوکردنەوەی کرد، هەوڵی دا بۆ زمانی کوردی بنیات بنێت. جیاوازیی نێوانیان لە ئامرازەکان یان لە بیرکردنەوەدا نییە، بەڵکو لەوەدایە کە ئەم ئامرازانە بە ناوی کام نەتەوە و بە کام هێز بەکار هێنراون. ئەم لێکچوونە سنووری ڕێبازەکەی هێنینگیش نیشان دەدات کە ناسنامە وەک هەڵبژاردن دەخوێنێتەوە. تەنانەت ئەگەر هەڵبژاردەکان لە ڕووی شێوەوە یەک بن، لە پشت یەکێکیانەوە دەوڵەتێک و لە پشت ئەوی دیکەیانەوە دوورەوڵاتی و بێنیشتمانی وەستاوە.
ئەوەی لقێکی هەمان بنەماڵە زمانی کوردی بە پیتی لاتینی دەنووسییەوە، لە کاتێکدا لقەکەی دیکەی پێشنیاری ئەو یاسایەی دەکرد کە هەموو خوێندنی لە یەک پرۆگرامی تورکیدا کۆ دەکردەوە، نیشان دەدات کە لە جیهانی دوای ئیمپراتۆرییەتدا هەمان زمانی مۆدێرنبوون دوو چارەنووسی جیاوازی بۆ دوو نەتەوە نووسیوە.
شێوەی یادکردنەوەی واسف چنار دوای مردنی، نرخی گونجان بە ڕوونترین شێوە دەخاتە ڕوو. کۆمەڵەی پەروەردەی تورک لە تشرینی یەکەمی ١٩٩٩دا کۆبوونەوەیەکی یادکردنەوەی بە ناوی ئەوەوە ڕێک خست. بەگوێرەی شیکردنەوە وردەکەی هێنینگ، کۆبوونەوەکە بە وەستانێکی ڕێزگرتن بۆ ئاتاتورک دەستی پێ کرد، دواتر چیرۆکی دامەزرانی کۆمەڵەکە گێڕدرایەوە کە هەموو بەشداربووان پێشتر دەیانزانی. ئامانجی ئەم گێڕانەوەیە زانیاریدان نەبوو، بەڵکو پشتڕاستکردنەوەی ناسنامەی هاوبەش بوو.
لە ژیاننامەی سەرەتادا کە ڕەوتی کاریی چناری بە ڕیزبەندیی کاتی دەخستە ڕوو، هیچ ئاماژەیەک بە ڕەچەڵەکی بنەماڵەکەی نەکرا. مێژوونووس زەکی ئارکان، کە یەکەم دانیشتنی کردەوە، تەنها دوای ئەوەی چناری وەک کۆمارییەکی سوور پێناسە کرد، ئاماژەی بەو ڕابردووە بنەماڵەییە عوسمانی-کوردییە کرد کە هێنینگ بە "فیلەکەی ناو ژوورەکە" ناوی دەبات، جەختی کردەوە کە ئەو "هەرگیز بە دوای ڕەگەزپەرستییەکی تەسکی ئێتنیکیدا نەچووە"، و دژی ئەوانە وەستایەوە کە گومانیان لە دڵسۆزیی چنار هەبوو و بە هەلپەرستێکیان دادەنا کە لە دوا ساتدا چووەتە پاڵ مستەفا کەمال.
بەشە سی و دوو لاپەڕەییەکەی تولای عالیم باران بە ناونیشانی "واسف چنار کێیە؟" تەنها بە یەک ڕستە ناوی دایک و باوکی چناری هێناوە. لێرەدا ڕەچەڵەک نە وەک زانیارییەکی نهێنی، بەڵکو وەک کەموکوڕییەک مامەڵەی لەگەڵ دەکرێت کە زانراوە، بەڵام کاتێک باس دەکرێت پێویستی بە بەرگریکردن هەیە.
مێژوونووسیی کوردیش لە بەرامبەر چناردا بێدەنگییەکی جیاواز، بەڵام لە ڕووی پێکهاتەوە هاوشێوەی هەڵبژاردووە.
مالمیسانیژ لە کۆکراوە وردەکەیدا دەربارەی بنەماڵەی بەدرخان، بە پشتبەستن بە مەحمەد ئوزون، دەگێڕێتەوە کە دەگوترێت چنار بە بڕیاری بنەماڵەکە "لەبەر ئەوەی خیانەتی لە کورد کردووە و خزمەتی کەمالیستەکانی کردووە" لە بنەماڵەکە دەرکراوە، بەڵام بە ڕاستگۆییەوە ئەوەش ڕادەگەیەنێت کە هیچ بەڵگەیەکی نووسراوی ئەم بڕیارەی نەدۆزیوەتەوە. لەم حاڵەتەدا واسف چنار لە خاڵی کوێریی هاوبەشی دوو مێژوونووسیی نەتەوەییدا وەستاوە. مێژوونووسیی تورک بە جیاکردنەوەی لە بنەماڵەکەی، و مێژوونووسیی کورد بە دەرکردنی لە بنەماڵەکەی یادی دەکەنەوە. هەردوو گێڕانەوەکە نەک بۆ یادکردنەوەی بە تەواوی، بەڵکو بۆ یادکردنەوەی بە بڕینەوە بەو شێوەیەی لەناو سنوورە نەتەوەییەکانی خۆیاندا جێی ببێتەوە، ئاراستە کراون. ئەم بڕینەوەیە دانانی کەسەکان لە نەخشەیەکی دووانەیی نێوان خیانەت و دڵسۆزیدا ئاسان دەکات، بەڵام ئاڵۆزیی ڕاستەقینەی گواستنەوە لە ئیمپراتۆرییەتەوە بۆ دەوڵەت-نەتەوە نادیار دەکات.
بەڵام سەرنجڕاکێشترین وردەکاریی کۆبوونەوەی یادکردنەوەی ١٩٩٩ ئەو ناوانەن کە کۆنووسەکانی کۆبوونەوەکە لەنێو گوێگراندا دەیانژمێرن. کاتێک بازرگان ئۆرهون کۆستەم، نەوەی ئیسمەتی خوشکی چنار، بیرەوەرییەکانی دەگێڕایەوە، خزمەکانی ناو گوێگرانیش قسەیان کرد و هاوبەشییان لە گێڕانەوەکەیدا کرد. لەنێویاندا نەریمان سەلگین، کچی یەکێک لە خوشک و براکانی چنار و پاسەوانی یادەوەرییەکەی، و مێژوونووس جەمال کوتایش هەبوون.
ڕەچەڵەکی بەدرخان کە لە وتارە گشتییەکاندا ناوی نەهێنرا، لە خودی هۆڵەکەدا، لە بوونی ئەو خزمانەدا کە یەکتریان دەناسی و یادی یەکتریان هەڵدەگرت، دەژیا. هەمان بەردەوامی لە کۆڵانەکانی کادیکۆیشدا دەبینرێت.
ئەو کۆشکە دارینەی بەهاریە کە کوتای لە ساڵی ١٩٤٦دا کڕی، بەگوێرەی گێڕانەوەی هێنینگ، لە گەڕەکێکدا بوو کە بنەماڵەی عەبدولڕەحمان بەدرخان، نەوەکانی عەلی شامیل پاشا و موەددەت گۆنەنسای تێیدا دەژیان. ئەو بنەماڵەیەی لە گێڕانەوەی گشتی دەرکرا، لە گەڕەکەکاندا، لە هاوسەرگیرییەکاندا، لە دەفتەرە بە میرات ماوەکاندا و لە هۆڵەکانی یادکردنەوەدا بە بێدەنگی بوونی خۆی پاراست.
ژیانی مەزیەت چنار ڕوونترین نموونەی ئەم بەردەوامییە بێدەنگەیە. مەزیەت، کچی ئەمین عالی بەدرخان و خوشکی سورەیا، جەلادەت و کامەران، لە ئەستەنبوڵ و قاهیرە گەورە بوو، لە سەردەمی کۆماردا مامۆستا بوو و لە ساڵی ١٩٨٦دا کۆچی دوایی کرد. بەگوێرەی دۆزینەوەکانی هێنینگ، لە تەمەنی شەستەکانیدا چووە ناو پارتی متمانەوە، کە لە ساڵی ١٩٦٧دا ئەوانەی بە سەرکردایەتیی تورهان فەیزیئۆغڵو لە پارتی گەلی کۆماری جیا بوونەوە دایانمەزراند، و پارتێکی سێکیولار و نەتەوەپەرست بوو کە بەرنامەکەی ڕاستەوخۆ پشتی بە بنەماکانی کەمالیزم دەبەست.
هێنینگ لێرەدا ڕاستکردنەوەیەکیش دەکات. سەرەڕای ئەوەی لە هەندێک سەرچاوەدا مەزیەت چنار وەک سەرۆکی باڵی ئافرەتانی پارتەکە ناوی هاتووە، زانراوە کە لە یەکەم کۆنگرەی پارتەکەدا کەسێکی دیکە بۆ ئەم پۆستە هەڵبژێردرا. مەزیەت بە ئەگەری زۆر سەرۆکی باڵی ناوخۆیی ئافرەتانی پارتەکە لە ئەستەنبوڵ بووە و لەناو بنکەی پارتەکەدا بە "مەزیەت ئابلا" ناسراوە. ئەم ڕاستکردنەوەیە گرنگە، چونکە ڕێگە نادات بە زێدەڕۆیی نە وەک سیاسەتمەدارێکی دیاری ڕژێمی کەمالیستی و نە وەک چالاکوانێکی نەتەوەیی کورد کە خۆی خزاندبێتە ناو ڕژێمەوە وێنا بکرێت.
لە هەمان ساڵاندا مەزیەت چنار پەیوەندیی بەردەوامی لەگەڵ جەلادەت لە سووریا و کامەران لە پاریس هەبوو. هەموو مانگێک لەگەڵ کامەران بە تەلەفۆن قسەی دەکرد و لە ڕێگەی ئەم پەیوەندیانەوە ڕووناکبیران و خوێندکارانی کوردی ئەستەنبوڵی بە براکەی دەگەیاند.
بەگوێرەی گێڕانەوەی ئۆرهان میرئۆغڵو، عەبدولڕەحمان قاسملوو، کە دواتر یەکێک لە ڕێبەرانی ڕۆژھەڵات بوو، لە ڕێگەی ئەوەوە پەیوەندیی لەگەڵ کامەران گرت و بەهۆی ئەم پەیوەندییەوە لە پاریس بورسی خوێندنی وەرگرت.
موسا عەنتەر ماڵەکەی لە شیشلی، نزیک گۆڕستانی ڕۆمەکان، وەک "زیارەتگا" و "ناوەندی کولتوور و بیرەوەری" بۆ ڕووناکبیرانی کوردی نەوەکەی خۆی یاد کردووەتەوە. هاوڕێکەی لە پارتی متمانە، یوردانور سەرهات، دەگێڕێتەوە کە یەکەمجار هاوسەری داهاتووی، پارێزەر و سیاسەتمەداری کورد مەدەت سەرهات، لە ژەمێکی ئێوارەدا لە ماڵی مەزیەت ناسیوە. ماڵی ئافرەتێک کە باڵی ناوخۆیی ئافرەتانی پارتێکی کەمالیستی بەڕێوە دەبرد، لە هەمان کاتدا بووە یەکێک لە شوێنە نافەرمییەکانی کۆبوونەوەی بزووتنەوەی نەتەوەیی کورد لە ئەستەنبوڵ.
هێنینگ نموونەی مەزیەت چنار وەک بەڵگەی ئەوە دەخاتە ڕوو کە ئەندامانی بنەماڵەکە توانیویانە لەگەڵ ناکۆکیدا بژین، و ئەم دەستنیشانکردنە لە جێی خۆیدایە. بەڵام پێویستە سەرنج بدرێتە ئەوەی ئەم ناکۆکییە بەسەر کام بواراندا دابەش بووە. ناسنامەی کەمالیستیی مەزیەت چنار لە بواری گشتیدا، لە کۆنگرەکانی پارت و ڕێکخستنی ناوخۆییدا، و ئینتیمای کوردیی لە بواری تایبەتدا، لە پەیوەندییە تەلەفۆنییەکان، لە ژەمە ئێوارانەکان و لە هۆڵی ماڵەکەیدا دەژیا. ئەم دابەشکردنی کارە لە خۆیەوە دروست نەبوو.
لە سیستەمێکدا کە زمانی کوردی لە بواری گشتی دوور خرابووەوە و دەربڕینی سیاسیی ناسنامەی کوردی دادگایی دەکرا، کوردبوون تەنها بە کشانەوە بۆ پشت دەرگای ماڵ دەتوانرا درێژەی پێ بدرێت. بۆیە ژیان لەگەڵ ناکۆکیدا، هێندەی نەرمییەکی تاکەکەسی، شێوازێکی ژیانیشە کە ڕژێمێک سەپاندوویەتی کە ئینتیمای کوردی لە بواری تایبەتدا زیندانی دەکات.
کاتێک ئەم سێ ژیانە پێکەوە بیریان لێ دەکرێتەوە، لایەنە بەهێز و ناتەواوەکانی نارەزایەتییەکەی هێنینگ دەردەکەون. لایەنی بەهێزی ئەوەیە کە ئەو گێڕانەوەیە ڕاست دەکاتەوە کە بەدرخانییەکانی ناو کۆمار وەک قوربانیی پاسیڤ دەبینێت.
کوتای، برا چنارەکان و مەزیەت چنار، بە بەکارهێنانی لێهاتووانەی ئەو تۆڕانەی پەروەردە، پاڵپشتی و هاوسەرگیری کە لە ئیمپراتۆرییەتەوە بۆیان مابووەوە، لە ڕژێمە نوێیەکەدا جێگەیان کردەوە، تەنانەت چوونە ناو کادیرە دامەزرێنەرەکانیشییەوە. لایەنی ناتەواویشی ئەوەیە کە بە پێویستی ناوی ئەوە ناهێنێت کە لە بەرامبەر ئەم جێگەگرتنەدا چی داوا کراوە.
هیچ یاسایەک قەدەغەی لە کوتای نەکرد بنووسێت کە بنەماڵەکەی کوردە، هیچ بەخشنامەیەک فەرمانی بە کۆمەڵەی پەروەردەی تورک نەدا یادی بنەماڵەی چنار نەکاتەوە. بەڵام لە ژیاننامەی کوتای، لە یادکردنەوەکانی چنار و لە کتێبەکەی باراندا هەمان بێدەنگی جار لە دوای جار دەردەکەوێتەوە. ئەم دووبارەبوونەوەیە وا دەردەخات کە بێدەنگی زیاتر لەوەی هەڵبژاردنێکی تاکەکەسی بێت، مەرجێکی نەنووسراوی وەرگیران بووە لەلایەن کۆمارەوە. ئەوەی مێژوونووسیی کورد پێی دەڵێت "فشاری ئاسیمیلاسیۆن"، لەوانەیە ڕێک ئەمە بێت: لەبیرچوونەوەیەک کە نە بە زۆر، بەڵکو بە پاداشت ئەنجام دەدرێت.
پێویستە ئەم ئەنجامە لە تەنیشت ڕێگاکەی جەلادەت و کامەراندا دابنرێت. ئەو دوو برایەی بزووتنەوەی نەتەوەییان هەڵبژارد، دوور لە نیشتمانەکەیان، لە شام و پاریس، بێدەوڵەت و زۆربەی جار لە تەنگانەی ماددیدا ژیان، بەڵام توانییان کوردبوونی خۆیان بە شێوەیەکی گشتی، لە لاپەڕەکانی گۆڤار، لە کتێبەکانی ڕێزمان و لەسەر کورسیی زانکۆدا دەرببڕن.
خزمەکانیان کە کۆماریان هەڵبژارد، نزیکتر لە نیشتمانەکەیان، لەناو پۆست و دڵنیاییدا ژیان، بەڵام ناچار بوون ڕەچەڵەکی خۆیان لە دەرەوەی ژیانی گشتی ڕابگرن. هەڵبژاردن لە نێوان ئەو دوو ڕێگایەدا، هەڵبژاردنە لە نێوان دوورەوڵاتییەک کە تێیدا کوردبوون بە ئاشکرا دەژیەنرێت و نیشتمانێک کە تێیدا کوردبوون تەنها لە بواری تایبەتدا دەژیەنرێت.
هیچ کام لەم دوو هەڵبژاردەیە بەرهەمی سیستەمێک نین کە بەدرخانییەکان خۆیان دروستیان کردبێت، بەڵکو بەرهەمی سیستەمێکن کە ئەو دەوڵەتانە دیاریان کردووە کە کوردستانیان دابەش کرد و هیچ جێگەیەکیان لە بواری گشتیدا بە ناسنامەی کوردی نەدا. بۆیە لەجیاتی دادگاییکردنی بەدرخانییەکانی ناو کۆمار، ئاشکراکردنی ئەو پێکهاتەیەی پاڵی پێوەنان بەرەو ئەم هەڵبژاردنانە، وەک ڕێگایەکی بەرهەمدارتر بۆ مێژوونووسیی کورد دەردەکەوێت.
بەڵام ڕۆڵی جەمال کوتای لە مێژوونووسیی فەرمیدا، لەناو ئەم خوێندنەوە دادپەروەرانەیەشدا، شایانی ڕەخنەیەکی جیاوازە. نەگێڕانەوەی ڕەچەڵەکی لەلایەن کوتایەوە لە ژیانی گشتیدا دەکرێت وەک هەڵبژاردنێکی لێتێگەیشتراو لەناو ئەو کەشی فشارەدا بخوێندرێتەوە کە کۆمار دروستی کردبوو. بەڵام کوتای تەنها تاکێک نەبوو کە سەبارەت بە ڕەچەڵەکی خۆی بێدەنگ بوو، بەڵکو مێژوونووسێک بوو کە دەگەیشتە ملیۆنان خوێنەر.
بێدەنگیی مێژوونووسێک کە بەرەنگاریی بەدرخان بەگی کردە چیرۆکێکی دڵسۆزی، بەڵگەنامە دەوڵەتییەکانی پەیوەست بە کوردستانی لە ئەرشیفەکەیدا هەڵگرت، بەڵام ئەو مێژووەی ئەم بەڵگەنامانە دەیگێڕنەوە نەینووسی، لە بێدەنگییەکی تاکەکەسی دەردەچێت و دەبێتە بەشێک لە گێڕانەوەیەکی گشتی. ئەم گرژییەی نێوان مافی تاک لە بێدەنگبوون و ئەرکی مێژوونووس لە گێڕانەوەدا، ئەو خاڵە سەرەکییەیە کە کوتای لە بەدرخانییەکانی دیکەی ناو کۆمار جیا دەکاتەوە.
ئەوەی جەمال کوتای وەک ئەو هەتیوەی ئەنقەرە بە منداڵی خۆی وەریگرت، واسف چنار وەک منداڵی شۆڕش، و مەزیەت چنار وەک ئافرەتێک کە لە نێوان ڕێکخستنی پارتێکی کەمالیستی و هۆڵی کۆبوونەوەی ڕووناکبیرانی کورددا دەژیا یاد دەکرێنەوە، سێ شێوازی جیاوازی جێگیربوونی هەمان بنەماڵە لەناو کۆماردا نیشان دەدات. لە هەر سێکیاندا بنەماڵەکە لە گێڕانەوەی گشتی کشاوەتەوە، بەڵام لە ڕایەڵەی ژیانی تایبەتدا بوونی خۆی پاراستووە.
کاتێک دەبینرێت کە ئاسیمیلاسیۆن نە بە یاسا بەڵکو بە پاداشت، گونجان نە بە پچڕان بەڵکو بە گواستنەوەی تۆڕە کۆنەکان بۆ ناوەندی نوێ، و بەردەوامیی بێدەنگیش لە ماڵەکان، هاوسەرگیرییەکان و هۆڵەکانی یادکردنەوەدا کار دەکات، چیرۆکی تۆڕی خزمایەتیی بەدرخان لەناو کۆماردا دەکرێت وەک چیرۆکی ئەوە بخوێندرێتەوە کە مێژوونووسیی فەرمی چۆن کوردی خستووەتە بیرچوونەوە و چۆن ئەم لەبیرچوونەوەیە هەرگیز تەواو نەبووە.
سەرچاوەکان
- ئالاکۆم، ڕ. (١٩٩٨). کوردەکانی ئەستەنبوڵی کۆن.
- عەنتەر، م. (١٩٩١). بیرەوەرییەکانم.
- باران، ت. ع. (٢٠٠١). واسف چنار و نووسینەکانی ڕۆژنامەی بەرەو ئیزمیر.
- چەتین، م. (٢٠٠٥). دەنگەکانی کارت-کورت.
- هێنینگ، ب. (٢٠١٨). گێڕانەوەکان دەربارەی مێژووی بنەماڵەی عوسمانی-کوردیی بەدرخان لە چوارچێوە ئیمپراتۆری و دوای ئیمپراتۆرییەکاندا.
- کاوجار، ج. (١٩٩٩). واسف چنار: ژیان و خزمەتەکانی.
- کوتای، ج. (١٩٩٨). ئەو حەسرەتەی ئاتاتورک لەگەڵ خۆی بردی: پەرستشی تورکی.
- کویاش، ئ. (٢٠٠٩). باپیرم، مێژوونووس و نووسەر جەمال کوتای: ئەو پیاوەی مێژووی زیندوو دەکردەوە.
- مالمیسانیژ. (١٩٩٤). بەدرخانییەکانی جزیرەی بۆتان و کۆنووسەکانی کۆمەڵەی بنەماڵەی بەدرخانی.
- میرئۆغڵو، ئ. (٢٠١٣). چیرۆکی ژیانێک لە ئەستەنبوڵەوە تا ڤیەننا: عەبدولڕەحمان قاسملوو.
The Bedirxans Inside the Republic: Accommodation, Silence and Continuity
The lives of Cemal Kutay, Vasıf Çınar and Meziyet Çınar reveal the unwritten condition of acceptance into the Republic: a forgetting brought about not by force but by reward.
The story of the Bedirxan family in the 20th century is mostly remembered in Kurdish national memory as a story written in exile. The journal Hawar, which Celadet Alî Bedirxan published in Damascus, and the language and cultural work that Kamuran Alî Bedirxan carried on in Paris stand at the centre of this memory. Yet many members of the same family remained in Turkey and found a place within the Kemalist Republic as members of parliament, ministers, ambassadors, teachers and historians.
One chapter of the doctoral dissertation that the German historian Barbara Henning defended at Bamberg University in 2018 examines in detail three people who followed this path: the historian Cemal Kutay, the Minister of Education Vasıf Çınar, and Meziyet Çınar, the sister of Celadet and Kamuran. In this study the three lives are discussed along the axes of the concepts of assimilation, accommodation, silent continuity, kinship network and official historiography.
Henning's chapter opens with an explicit objection to Kurdish historiography. According to Henning, a significant part of Kurdish National Historiography assumes that the Bedirxans who remained in Istanbul after the founding of the Republic suffered, faced discrimination and lived under the pressure of assimilation, and thereby treats Kurdish identity as a fixed and inescapable given for the family's members.
Against this assumption Henning sets biographies showing that family members made conscious choices, that these choices could change with circumstances, and that some of them could live with a surprising degree of contradiction. This objection must be taken seriously, because a significant part of the Bedirxans who settled inside the Republic were not victims pushed into material poverty but people who had joined the elite circles of the new regime.
Nevertheless, Henning's own findings suggest that the relationship between choice and pressure is more complex than she proposes.
In these three lives, pressure appears not as a prohibition or a punishment, but as an origin dropped from the public narrative.
Cemal Kutay was the son of Tahir Bey, son of Bedirxan Bey. According to most sources he was born in Konya in 1909; some sources give 1912. His father was a jurist who had risen in the Ottoman judiciary.
In 1906 he headed the Aleppo court of appeal; after the war he practised law in Konya, and in the early 1920s he became president of the Sivas court of appeal. His mother, Süreyya Hanım, came from the Şurayyifzades, one of the notable families of Ottoman Syria.
When Tahir Bey died in 1922, Kutay was thirteen years old and, as the eldest surviving son, had to take on the livelihood of an entire household. Instead of going to university he hurriedly finished secondary school and went to Ankara at the end of the 1920s.
The detail Henning draws attention to is how the door that allowed this young man to gain a foothold in Ankara was opened. Kutay turned to his father's former students at the Konya law school. The Konya deputies Bekir Refik Koraltan and Naim Hazım Onat were among these students, and it was they who secured Kutay his first job at the newspaper Hakimiyet-i Milliye.
This door opening onto the Republic's new elite was the product of a teacher-student relationship formed in the late Ottoman period, that is, of a patronage network inherited from the empire.
This patronage network does not on its own explain the family's passage into the Republic. The marriage strategies that Henning traces in detail show how accommodation was woven as a family practice. Kutay's sister Faika married Mehmed Şevki Yazman, an electrical engineer and graduate of the War Academy. Yazman wrote for the journal Kadro and became a deputy for Elazığ in the 1950s.
Fahriye married the officer Suphi Akgün. Neyyire's husband, Şevket Turgut, was a CHP deputy for Kırşehir from 1943 to 1950.
The husband of the fourth sister, Fitnat, Hasan Sıddık Haydari, disrupts this picture in an interesting way. Haydari was a Kurdish landowner, one of the leading figures of the Heyderan tribe, the historical ally of the Bedirxans, and sat as deputy for Van in the First Assembly from 1920 to 1923. These marriages, made within the same generation with officers, a technocrat from the Kadro circle, a CHP deputy who was the son of a former Ottoman minister of war, and a Kurdish tribal leader, suggest that the family was maintaining a balance between the Turkish Republican elite and the Kurdish elite. Accommodation, in this sense, was not a rupture but an effort to settle into a new centre without giving up old ties.
Kutay's career in journalism rose quickly. Working alongside Falih Rıfkı Atay, he moved from proofreader to reporter, worked at the Anadolu Agency and at Ulus, and in 1939, when by his own account he was dismissed from his post without any reason being given, he moved to Istanbul. There he founded a publishing house and published a newspaper and the Millet Dergisi.
Two letters that Henning found in the Prime Ministry's Republican Archive show another side of these years. In July 1950 Kutay wrote to the new Prime Minister, Adnan Menderes, asking for support for a biography of Celal Bayar; in the same days Kâzım Nami Duru also appealed to Menderes, writing that Kutay was 72,000 lira in debt and on the verge of being evicted from his home, and proposing that banks close to the government place regular advertisements in the magazine. The magazine closed the same year, and for a time Kutay was forced to run a restaurant.
This detail shows that gaining a place inside the Republic was not a permanent guarantee but a patronage relationship that had to be constantly renewed.
In the following decades Kutay rebuilt this relationship. At the end of the 1950s he sat on the board of directors of the Emlak Kredi Bank; in the 1970s he used his network of readers and subscribers to raise funds for a housing project, and he formed friendships with business circles close to the Koç family. But his real influence was in the field of historiography.
His biographers speak of more than one hundred and fifty, even more than one hundred and eighty-seven, works. The twenty-volume History of Turkey's Struggle for Independence and Freedom, Our Unknown History and his books on the Teşkilat-ı Mahsusa, his editing of Fethi Okyar's memoirs for publication and his biography of Kuşçubaşı Eşref are well-known examples of this output.
Kutay lectured young people on history in officers' clubs, was reintroduced to wide audiences as a "living archive" through long interviews broadcast on television in the late 1990s, and when he died in February 2006 his coffin was draped in the Turkish flag and he was buried in Karacaahmet. In Henning's words, for eight to ten years Kutay actively participated in the shaping and transmission of the official historical narrative of the Republic of Turkey.
At this point the question Henning asks is also at the heart of this article: how did Kutay come to terms with a family heritage that at best had no place in the official historical narrative and at worst openly contradicted it? There are many signs that Kutay was not unaware of this heritage.
The notebook containing the memoirs of Mehmed Reşid Şahingiray, husband of his cousin Mazlume Şahingiray, another grandchild of Bedirxan Bey, was given to Kutay after her heirs had died. Kutay's uncle, Halil Bey Bedirxan, appeared under the name "Bedirhani Halil Rahmi" on the list of the 150 personae non gratae (the "Hundred and Fifty"), finalised in 1924, and Kutay wrote one of the first comprehensive accounts of this exile, together with biographies of everyone on the list.
It is also reported that Kutay's personal archive contained a secret report on the Events in the East written by Celal Bayar to Mustafa Kemal in 1936. That this report dates from the year in which the Dêrsim operation was being prepared shows that Kutay was a historian close to state documents concerning Kurdistan. Kutay appears before us as a historian who had access to the history of his family and of Kurdistan, but who chose not to tell this history, or could not.
Kutay's account of Bedirxan Bey is especially instructive in this respect. According to Mahmut Çetin, Kutay made no mention at all of the 1847 uprising, and portrayed Bedirxan Bey as someone who, after taking part in the war against Russia, was invited to Istanbul by Sultan Abdülmecid, appointed governor of Crete, and died on the road while on his way to the pilgrimage to Mecca.
Henning states that this account is largely without foundation and that Bedirxan Bey never held office in the Ottoman administration in Crete. Bedirxan Bey resisted the division of Botan between Diyarbekir and Mosul, was exiled to Crete with his family after his defeat, and ended his life in Damascus.
Noting also that the motif of death on the way to the pilgrimage recalls Şêx Ubeydullah's exile to the Hejaz, Henning admits that the answer remains open: did Kutay not know better, was it a misunderstanding, or was he knowingly removing the moments of resistance in order to foreground loyalty and collaboration?
The fact that Çetin's account cites no source makes it difficult to give a definitive answer to this question. But whichever possibility is true, the result does not change. A Kurdish mir's resistance against the Ottomans turned, in the pen of his own grandson, into a story of loyalty. This transformation is a small-scale but striking example of the official historiography that dissolves Kurdish history into Turkish history.
Kutay's practice of erasure was not directed only at his Kurdish roots. Henning shows that his mother's Syrian notable origins were also pushed into the background in later accounts, "consciously or at least conveniently", that some accounts claimed his mother's ancestors had come from Western Thrace, and that this confusion most likely goes back to Kutay himself.
Kutay took a sharp stance against everything Arab, persuaded a research assistant to change his name, which he found to be of Arabic origin, started the debate on the use of Turkish in religion with his book Turkish Worship, and in a remark reported after his death described himself and Atatürk as "Shamans".
The biography by his granddaughter Özlem Kuyaş, which runs to more than two hundred and fifty pages, does not mention the family's Kurdish origins with a single word, yet describes in detail the blond hair, blue eyes and cotton-white skin of Kutay's first child. The same biography also relates that Kutay personally chose the clothes of his wife and daughters and, by calling a Greek tailor to the house, carefully constructed the image of "a modern and Western Turkish family". In this picture identity is constructed not as an origin but as a performance of modernity staged anew every day.
Nevertheless, Kutay's picture is not monochrome, and reading him fairly requires seeing this multiplicity of colours. In a biographical interview he gave in 2001, Kutay spoke openly of his family's Kurdish origins. In the same interview, however, he presented himself as independent of his family, a self-made man, and said that despite losing his father early he had never felt like an orphan, because he had been "adopted" by the Turkish politicians, journalists and intellectuals in Ankara.
This metaphor shows with complete clarity how Kutay made sense of his own life. The place of a dead Kurdish father was taken by a new political family; loyalty to the Republic replaced the bond of blood.
Kutay met Musa Anter in 1951, and Anter bought a second-hand printing press from him. The Kurdish historian Rohat Alakom, for his part, wrote that Kutay displayed a stance of denial regarding his own ethnic origin. Today Kutay's legacy is celebrated in Turkish nationalist circles as "the memory of the nation", while in Kurdish historiography it is remembered as a symbol of denial. Kutay's story should be read less as an individual denial than as the story of a generation that internalised not telling its origin as a condition of advancement.
Vasıf Çınar's story intersects with Kutay's at many points. Çınar was the grandson of Salih Bey, Bedirxan Bey's brother, and was born in the first half of the 1890s, most likely in Crete. His father and grandfather had gone into exile in Crete together with Bedirxan Bey.
He finished the İzmir İdadi in 1910, studied law at the Darülfünun in the same years as his relatives Celadet and Kamuran, left in his third year and returned to İzmir as a teacher. Among his students was Adnan Menderes. In İzmir he met Mustafa Necati, who would become his lifelong friend and companion on the road,
and in 1915, together with him, he founded a school that gave special importance to physical education, and despite the opposition of local religious circles he played a role in opening the İzmir Türk Ocağı. This circle, which also included Celal Bayar, Kâzım Özalp and Süleyman Ferit Eczacıbaşı, largely overlapped, as Henning points out, with the circle that opened the door for Kutay in Ankara. The two relatives' entry into the Republic took place through two separate doors of the same Western Anatolian nationalist network.
Çınar's position in 1919 shows most sharply how the paths of the Bedirxan family diverged. Çınar, who was in Balıkesir during the Greek occupation, together with Mustafa Necati launched in November 1919 the newspaper İzmir'e Doğru, bearing the subtitle "Servant and Promoter of the National Movement", and in this newspaper, which was banned by the occupation forces, he advocated cutting all ties with the Damat Ferid government.
In the same months Emîn Alî Bedirxan and his sons, as well as Halil Bey Bedirxan, were in the circle of this government in Istanbul, while Celadet and Kamuran were touring Anatolia with the British officer Major Noel.
The names of Vasıf Çınar and his brother Esat do not appear in the minutes of the Bedirxan family meetings held in Istanbul in 1920. Henning is cautious in explaining Çınar's choice and points to two factors: his unwillingness to break away from his close circle of friends in İzmir, and the fact that the violent encounter with the Greek army forced him to draw the line between "us" and "them" in a different place. What determines the line along which identity is constructed is often less one's family tree than where, and on whose side, one lives through war.
Çınar's career in the Republic reveals the most extreme consequence of this choice. In July 1923 he was elected deputy for Saruhan, served briefly as a prosecutor at the Independence Tribunal, and became the sponsor of the Law on the Unification of Education, adopted on 3 March 1924.
With this law, adopted on the day the Caliphate was abolished, all educational institutions were placed under a single Ministry of Education, and then, by a circular Çınar issued in his capacity as Minister of Education, the medreses were closed.
When one considers that in Kurdistan the medreses had for centuries been the principal institutions in which Kurdish written culture, the works of Ehmedê Xanî and Melayê Cizîrî, were read and handed down, the meaning of this law for Kurdish cultural life is clear.
Çınar left office in November 1924 under criticism from conservative circles, served as envoy in Prague, Budapest and Moscow, briefly became Minister of Education again in 1929 upon the death of Mustafa Necati, was reappointed to Moscow after Rome, and died there in June 1935. At his funeral, Foreign Minister Tevfik Rüştü Aras remembered him as "a true child of the revolution".
Within this contrast there is a similarity that should not be overlooked. Vasıf Çınar and Celadet Alî Bedirxan were children of the same generation, the same schools and the same repertoire of modernisation. Both spoke from within a programme that was secular, based on the Latin alphabet, and that regarded language and education as the backbone of the nation. Çınar implemented this programme for the Turkish nation with the power of the state, while Celadet, for a stateless nation, in exile and with his own means, tried to build the same programme for Kurdish with Hawar, which he began publishing in Damascus in 1932. The difference between them lies not in the tools or in the mentality, but in on behalf of which nation and with what power these tools were used. This similarity also shows the limit of Henning's approach, which reads identity as choice. Even if the options were the same in form, behind one of them stood a state, and behind the other, exile and statelessness.
That one branch of the same family was putting Kurdish into writing in Latin letters while the other branch sponsored the law uniting all education in a single Turkish curriculum shows that, in the post-imperial world, the same language of modernisation wrote two different destinies for two nations.
How Vasıf Çınar was remembered after his death reveals the price of accommodation most clearly. In October 1999 the Turkish Education Association organised a commemorative meeting in his name. According to Henning's detailed analysis, the meeting opened with a moment of silence for Atatürk, after which the founding story of the association, already known to all participants, was told. The purpose of this narration was not to inform but to affirm a shared identity.
The opening biography, which listed Çınar's career chronologically, made no reference at all to his family origins. The historian Zeki Arıkan, who opened the first session, touched on the Ottoman-Kurdish family background, which Henning describes as "the elephant in the room", only after defining Çınar as a determined Republican; he stressed that Çınar "never pursued a narrow, ethnic racism" and pushed back against those who doubted Çınar's loyalty and regarded him as an opportunist who had switched to Mustafa Kemal's side at the last moment.
Tülay Alim Baran's thirty-two-page chapter "Who Is Vasıf Çınar?", for its part, contented itself with mentioning Çınar's mother and father in a single sentence. Here origin is treated not as secret knowledge, but as a known flaw that, when spoken of, requires a defence.
Kurdish historiography, for its part, has chosen a different but structurally similar silence regarding Çınar.
In his detailed compilation on the Bedirxan family, Malmisanîj, drawing on Mehmed Uzun, reports that Çınar was said to have been disowned by decision of the family "because he betrayed the Kurds and served the Kemalists", but he also honestly states that he found no written evidence of this decision. In this situation Vasıf Çınar stands in the shared blind spot of two national historiographies. Turkish historiography remembers him by separating him from his family, Kurdish historiography by expelling him from it. Neither narrative seeks to remember him in his entirety; both remember him by trimming him to fit within their own national boundaries. This trimming makes it easier to place individuals in a binary scheme of betrayal and loyalty, but it renders invisible the real complexity of the transition from empire to nation-state.
The most striking detail of the 1999 commemorative meeting, however, is the names that the meeting's proceedings list among the audience. While the businessman Orhun Köstem, grandson of Çınar's sister İsmet, recounted his memories, relatives in the audience also took the floor and joined him. Among them were Çınar's niece and the guardian of his memory, Neriman Selgin, and the historian Cemal Kutay.
The Bedirxan lineage, unnamed in the public speeches, lived on in the hall itself, in the presence of relatives who knew one another and carried one another's memories. The same continuity can be seen in the streets of Kadıköy.
The wooden mansion in Bahariye that Kutay bought in 1946 was, according to Henning, in a neighbourhood where the family of Evdirrehman Bedirxan, the grandchildren of Ali Şamil Pasha and Müveddet Gönensay lived. The family, removed from the public narrative, quietly went on existing in neighbourhoods, in marriages, in inherited notebooks and in commemoration halls.
Meziyet Çınar's life is the clearest example of this silent continuity. Meziyet, daughter of Emîn Alî Bedirxan and sister of Süreyya, Celadet and Kamuran, grew up in Istanbul and Cairo, worked as a teacher in the Republican period and died in 1986. According to Henning's findings, in her sixties, in 1967, she joined the Reliance Party, a secular and nationalist party founded by those who left the CHP under the leadership of Turhan Feyzioğlu, whose programme rested directly on the principles of Kemalism.
Here Henning also makes a correction. Although some sources refer to Meziyet Çınar as head of the party's women's branch, it is known that someone else was elected to this post at the party's first congress. Meziyet most likely headed the party's local women's branch in Istanbul and was known among the party base as "Meziyet Abla". This correction matters, because it allows her to be exaggerated neither as a leading politician of the Kemalist regime nor as a Kurdish national militant who had infiltrated the regime.
In the same years Meziyet Çınar maintained regular contact with Celadet in Syria and with Kamuran in Paris. She spoke with Kamuran by telephone every month, and through these conversations she brought Kurdish intellectuals and students in Istanbul together with her brother.
According to Orhan Miroğlu, Ebdulrehman Qasimlo, later one of the leaders of Rojhelat, established his connection with Kamuran through her, and thanks to this connection received a scholarship in Paris.
Musa Anter remembered her house in Şişli, near the Greek Cemetery, as a "place of pilgrimage" and a "centre of culture and memory" for the Kurdish intellectuals of his generation. Her friend from the Reliance Party, Yurdanur Serhat, recounts that she first met her future husband, the Kurdish lawyer and politician Medet Serhat, at a dinner at Meziyet's house. The house of a woman who ran the local women's branch of a Kemalist party was at the same time one of the informal meeting places of the Kurdish national movement in Istanbul.
Henning presents the case of Meziyet Çınar as proof that family members could live with contradiction, and this observation is apt. But it is necessary to pay attention to the spheres into which this contradiction was divided. Meziyet Çınar's Kemalist identity was lived in the public sphere, at party congresses and in the local organisation, while her Kurdish belonging was lived in the private sphere, in telephone conversations, at dinners and in her living room. This division of labour did not arise of its own accord.
In an order in which Kurdish was excluded from the public sphere and the political expression of Kurdish identity was prosecuted, Kurdishness could be sustained only by withdrawing behind the door of the home. For this reason living with contradiction is as much a way of life imposed by a regime that confined Kurdish belonging to the private sphere as it is an individual flexibility.
When these three lives are considered together, both the strong and the incomplete sides of Henning's objection come to light. Its strength is that it corrects the narrative that sees the Bedirxans inside the Republic as passive victims.
Kutay, the Çınar siblings and Meziyet Çınar skilfully used the networks of education, patronage and marriage they had inherited from the empire to gain a place in the new regime, and even joined its founding cadres. Its incompleteness lies in the fact that it does not sufficiently name what was demanded in return for this place.
No law forbade Kutay to write that his family was Kurdish; no circular ordered the Turkish Education Association not to mention Çınar's family. Yet the same silence appears again and again in Kutay's biography, in Çınar's commemorations and in Baran's book. This repetition suggests that the silence was less a personal choice than an unwritten condition of acceptance into the Republic. What Kurdish historiography calls "assimilation pressure" is perhaps exactly this: a forgetting brought about not by force but by reward.
This conclusion must be set side by side with the path of Celadet and Kamuran. The two brothers who chose the national movement lived far from their homeland, in Damascus and Paris, stateless and often in material hardship, but they were able to express their Kurdishness publicly, on the pages of journals, in grammar books and from the university lectern.
Their relatives who chose the Republic, by contrast, lived closer to their homeland, with office and security, but were forced to keep their origins outside public life. The choice between the two paths is the choice between an exile in which Kurdishness could be lived publicly and a homeland in which Kurdishness could be lived only in the private sphere.
Both of these options are the product not of an order the Bedirxans made themselves, but of an order determined by the states that divided Kurdistan and granted Kurdish identity no place in the public sphere. For this reason, rather than judging the Bedirxans inside the Republic, making visible the structure that drove them to these choices appears to be a more fruitful path for Kurdish historiography.
Within this fair reading, however, Cemal Kutay's role in official historiography deserves separate criticism. Kutay's not telling of his origin in public life can be read as an understandable choice within the climate of pressure created by the Republic. But Kutay was not merely an individual who kept silent about his own origin; he was a historian who reached millions of readers.
The silence of a historian who turned Bedirxan Bey's resistance into a story of loyalty, who kept state documents on Kurdistan in his archive but did not write the history these documents told, ceases to be a personal silence and becomes part of a public narrative. This tension between the individual's right to remain silent and the historian's obligation to tell is the real point that sets Kutay apart from the other Bedirxans inside the Republic.
That Cemal Kutay is remembered as the orphan adopted by Ankara, Vasıf Çınar as the child of the revolution, and Meziyet Çınar as a woman living between the Kemalist party organisation and the meeting room of Kurdish intellectuals, shows three different ways in which the same family settled inside the Republic. In all three, the family withdrew from the public narrative but went on existing in the fabric of private life.
When it is seen that assimilation worked not through law but through reward, accommodation not through rupture but by carrying old networks into the new centre, and silent continuity in homes, marriages and commemoration halls, the story of the Bedirxan kinship network inside the Republic can be read as the story of how official historiography made the Kurds forgotten, and of how this forgetting could never be completed.
Bibliography
- Alakom, R. (1998). The Kurds of Old Istanbul.
- Anter, M. (1991). My Memoirs.
- Baran, T. A. (2001). Vasıf Çınar and His Writings in the Newspaper İzmir'e Doğru.
- Çetin, M. (2005). Voices of Kart-Kurt.
- Henning, B. (2018). Narratives of the History of the Ottoman-Kurdish Bedirxan Family in Imperial and Post-Imperial Contexts.
- Kavcar, C. (1999). Vasıf Çınar: His Life and Services.
- Kutay, C. (1998). The Longing Atatürk Took With Him: Worship in Turkish.
- Kuyaş, Ö. (2009). My Grandfather, Historian and Writer Cemal Kutay: The Man Who Brought History to Life.
- Malmisanîj. (1994). The Bedirxanis of Cizira Botan and the Minutes of the Bedirxani Family Association.
- Miroğlu, O. (2013). A Life Story Stretching from Istanbul to Vienna: Abdurrahman Qasimlo.
بدرخانیانِ درون جمهوری: سازگاری، سکوت و تداوم
زندگی جمال کوتای، واصف چنار و مزیّت چنار شرطِ نانوشتهٔ پذیرفتهشدن در جمهوری را نشان میدهد: فراموشیای که نه با زور، بلکه با پاداش تحقق یافت.
داستان خاندان بدرخان در سدهٔ بیستم، در حافظهٔ ملی کرد، بیشتر بهعنوان داستانی به یاد آورده میشود که در تبعید نوشته شده است. مجلهٔ هاوار که جلادت عالی بدرخان در دمشق منتشر میکرد و کارهای زبانی و فرهنگیای که کامران عالی بدرخان در پاریس پی میگرفت، در کانون این حافظه قرار دارند. با این همه، بسیاری از اعضای همین خاندان در ترکیه ماندند و در درون جمهوری کمالیستی بهعنوان نمایندهٔ مجلس، وزیر، سفیر، معلم و تاریخنگار جایگاهی یافتند.
بخشی از رسالهٔ دکتریِ تاریخنگار آلمانی، باربارا هنینگ، که در سال ۲۰۱۸ در دانشگاه بامبرگ از آن دفاع شد، سه تن از کسانی را که این راه را پیمودند، یعنی تاریخنگار جمال کوتای، وزیر معارف واصف چنار، و مزیّت چنار، خواهر جلادت و کامران، به تفصیل بررسی میکند. در این بررسی، این سه زندگی بر محور مفاهیم همانندسازی، سازگاری، تداوم خاموش، شبکهٔ خویشاوندی و تاریخنگاری رسمی کاویده میشوند.
بخش هنینگ با اعتراضی آشکار به تاریخنگاری کردی آغاز میشود. به گفتهٔ هنینگ، بخش مهمی از تاریخنگاری ملی کرد چنین فرض میکند که بدرخانیانی که پس از تأسیس جمهوری در استانبول ماندند رنج کشیدند، تبعیض دیدند و زیر فشار همانندسازی زیستند، و بدینسان هویت کردی را برای اعضای خاندان همچون دادهای تغییرناپذیر و گریزناپذیر در نظر میگیرد.
هنینگ در برابر این فرض، زندگینامههایی مینهد که نشان میدهند اعضای خاندان انتخابهایی آگاهانه کردهاند، این انتخابها میتوانستند بسته به شرایط دگرگون شوند و برخی از آنان بهطرزی شگفتانگیز توانستهاند با تناقض زندگی کنند. این اعتراض را باید جدی گرفت، زیرا بخش مهمی از بدرخانیانی که در درون جمهوری جای گرفتند، نه قربانیانی که از نظر مادی به فقر رانده شده باشند، بلکه کسانی بودند که به محافل نخبهٔ رژیم تازه پیوستند.
با این حال، یافتههای خودِ هنینگ نشان میدهد که رابطهٔ میان انتخاب و فشار پیچیدهتر از آن است که او مطرح میکند.
در این سه زندگی، فشار نه به شکل ممنوعیت یا مجازات، بلکه به شکل خاستگاهی پدیدار میشود که از روایت عمومی حذف شده است.
جمال کوتای پسر طاهر بیگ، پسر میر بدرخان، است. به گفتهٔ بیشتر منابع در سال ۱۹۰۹ در قونیه زاده شد؛ برخی منابع سال ۱۹۱۲ را ذکر میکنند. پدرش حقوقدانی بود که در دستگاه قضایی عثمانی ارتقا یافته بود.
او در سال ۱۹۰۶ ریاست دادگاه استیناف حلب را بر عهده داشت، پس از جنگ در قونیه وکالت کرد و در آغاز دههٔ ۱۹۲۰ رئیس دادگاه استیناف سیواس شد. مادرش، ثریا خانم، از شریّفزادهها، یکی از خاندانهای اعیان سوریهٔ عثمانی، بود.
هنگامی که طاهر بیگ در سال ۱۹۲۲ درگذشت، کوتای سیزده ساله بود و بهعنوان بزرگترین پسرِ بازمانده ناگزیر شد معاش کل خانواده را بر دوش گیرد. بهجای رفتن به دانشگاه، آموزش متوسطه را با شتاب به پایان رساند و در اواخر دههٔ ۱۹۲۰ به آنکارا رفت.
جزئیاتی که هنینگ بر آن انگشت میگذارد این است که دری که به این جوان امکان داد در آنکارا جای پایی بیابد، چگونه گشوده شد. کوتای به شاگردان پیشین پدرش در مدرسهٔ حقوق قونیه روی آورد. نمایندگان قونیه، بکیر رفیق کورالتان و نعیم حازم اونات، از جملهٔ این شاگردان بودند و همانها نخستین کار کوتای را در روزنامهٔ حاکمیت ملیه برایش فراهم کردند.
این دری که به روی نخبگان تازهٔ جمهوری گشوده شد، محصول رابطهٔ استاد و شاگردیای بود که در واپسین دورههای عثمانی شکل گرفته بود، یعنی محصول شبکهٔ حمایتیای که از امپراتوری به ارث رسیده بود.
این شبکهٔ حمایتی بهتنهایی گذار خاندان به جمهوری را توضیح نمیدهد. راهبردهای ازدواج که هنینگ به تفصیل دنبال کرده، نشان میدهد که سازگاری چگونه همچون یک کردار خانوادگی بافته شد. فائقه، یکی از خواهران کوتای، با محمد شوکی یازمان، مهندس برقِ دانشآموختهٔ دانشکدهٔ نظامی، ازدواج کرد. یازمان برای مجلهٔ کادرو مینوشت و در دههٔ ۱۹۵۰ نمایندهٔ الازیغ در مجلس شد.
فخریه با افسری به نام صبحی آکگون ازدواج کرد. شوکت تورگوت، همسر نیّره، نیز در سالهای ۱۹۴۳ تا ۱۹۵۰ نمایندهٔ قیرشهر از حزب جمهوریخواه خلق بود.
اما حسن صدیق حیدری، همسر فطنت، خواهر چهارم، این تصویر را به شکلی جالب برهم میزند. حیدری زمینداری کرد و از سرشناسان عشیرهٔ حیدران، متحد تاریخی بدرخانیان، بود و در سالهای ۱۹۲۰ تا ۱۹۲۳ بهعنوان نمایندهٔ وان در مجلس نخست حضور داشت. این ازدواجها که در یک نسل با افسران، با تکنوکراتی از محفل کادرو، با نمایندهای از حزب جمهوریخواه خلق که پسر یکی از وزیران جنگ پیشین عثمانی بود، و با یک رهبر عشیرهٔ کرد بسته شدند، نشان میدهند که خاندان میان نخبگان جمهوری ترک و نخبگان کرد توازنی را رعایت میکرد. از این نظر، سازگاری نه یک گسست، بلکه تلاشی بود برای جای گرفتن در مرکزی تازه بیآنکه پیوندهای کهن فدا شوند.
کارنامهٔ روزنامهنگاری کوتای بهسرعت اوج گرفت. در کنار فالح رفقی آتای از نمونهخوانی به خبرنگاری رسید، در خبرگزاری آناتولی و روزنامهٔ اولوس کار کرد و در سال ۱۹۳۹، هنگامی که به روایت خودش بیآنکه هیچ دلیلی ارائه شود از کارش برکنار شد، به استانبول نقل مکان کرد. در آنجا انتشاراتی تأسیس کرد و روزنامه و «مجلهٔ ملت» را منتشر کرد.
دو نامهای که هنینگ در آرشیو جمهوریِ نخستوزیری یافته، چهرهٔ دیگری از این سالها را نشان میدهد. در ژوئیهٔ ۱۹۵۰ کوتای به نخستوزیر تازه، عدنان مندرس، نامه نوشت و برای زندگینامهٔ جلال بایار درخواست حمایت کرد؛ در همان روزها کاظم نامی دورو نیز به مندرس مراجعه کرد و نوشت که کوتای ۷۲٬۰۰۰ لیره بدهی دارد و در آستانهٔ بیرون رانده شدن از خانهاش است، و پیشنهاد کرد که بانکهای نزدیک به دولت بهطور منظم در مجله آگهی بدهند. مجله در همان سال تعطیل شد و کوتای مدتی ناچار شد رستورانی را اداره کند.
این جزئیات نشان میدهد که جای گرفتن در درون جمهوری نه تضمینی پایدار، بلکه رابطهای حمایتی بود که باید پیوسته تجدید میشد.
کوتای در دهههای بعد این رابطه را از نو برقرار کرد. در اواخر دههٔ ۱۹۵۰ عضو هیئتمدیرهٔ بانک املاک و اعتبار بود، در دههٔ ۱۹۷۰ شبکهٔ خوانندگان و مشترکانش را برای گردآوری سرمایه برای یک پروژهٔ مسکونی به کار گرفت و با محافل تجاری نزدیک به خاندان کوچ دوستی برقرار کرد. اما تأثیر اصلی او در عرصهٔ تاریخنگاری بود.
زندگینامهنویسانش از بیش از صد و پنجاه، و حتی بیش از صد و هشتاد و هفت اثر سخن میگویند. «تاریخ مبارزهٔ استقلال و آزادی ترکیه» در بیست جلد، «تاریخ ناشناختهٔ ما» و کتابهایش دربارهٔ تشکیلات مخصوصه، آمادهسازی خاطرات فتحی اوکیار برای انتشار و زندگینامهٔ کوشچوباشی اشرف، نمونههای شناختهشدهٔ این تولیدند.
کوتای در باشگاههای افسران برای جوانان تاریخ گفت، در اواخر دههٔ ۱۹۹۰ با گفتوگوهای طولانیِ تلویزیونی بهعنوان «آرشیو زنده» دوباره به تودههای گسترده معرفی شد، و هنگامی که در فوریهٔ ۲۰۰۶ درگذشت، تابوتش پیچیده در پرچم ترکیه در قرهجهاحمد به خاک سپرده شد. به تعبیر هنینگ، کوتای هشت تا ده سال بهطور فعال در شکلگیری و انتقال روایت رسمی تاریخ جمهوری ترکیه مشارکت داشت.
در این نقطه، پرسشی که هنینگ مطرح میکند در کانون این مقاله نیز قرار دارد: کوتای چگونه با میراثی خانوادگی روبهرو شد که در بهترین حالت در روایت رسمی تاریخ جایی نداشت و در بدترین حالت آشکارا با آن در تضاد بود؟ نشانههای بسیاری هست که کوتای از این میراث بیخبر نبود.
دفتر مظلومه شاهینگرای، دخترعمویش و نوهٔ دیگر میر بدرخان، که خاطرات همسرش محمد رشید شاهینگرای را در خود داشت، پس از درگذشت وارثانش به کوتای سپرده شد. عموی کوتای، خلیل بیگ بدرخان، با نام «بدرخانی خلیل رحمی» در فهرست «صد و پنجاه نفر» نامطلوب که در سال ۱۹۲۴ قطعی شد، جای داشت و کوتای یکی از نخستین روایتهای جامع از این تبعید را همراه با زندگینامهٔ همهٔ افراد فهرست به رشتهٔ تحریر درآورد.
همچنین گزارش شده است که در آرشیو شخصی کوتای گزارشی محرمانه وجود دارد که جلال بایار در سال ۱۹۳۶ دربارهٔ رویدادهای شرق برای مصطفی کمال نوشته بود. اینکه این گزارش به سالی تعلق دارد که لشکرکشی درسیم در آن تدارک دیده میشد، نشان میدهد که کوتای تاریخنگاری نزدیک به اسناد دولتی مربوط به کردستان بود. کوتای در برابر ما همچون تاریخنگاری ظاهر میشود که به تاریخ خاندانش و کردستان دسترسی داشت، اما روایت نکردن این تاریخ را برگزید یا نتوانست آن را روایت کند.
روایت کوتای از میر بدرخان از این نظر بهویژه آموزنده است. به نقل محمود چتین، کوتای هیچ سخنی از قیام ۱۸۴۷ به میان نیاورد و میر بدرخان را کسی روایت کرد که پس از شرکت در جنگ با روسیه از سوی سلطان عبدالمجید به استانبول دعوت شد، به والیگری کرت منصوب شد و در راه حج درگذشت.
هنینگ تصریح میکند که این روایت تا حد زیادی بیپایه است و میر بدرخان هرگز در کرت در دستگاه اداری عثمانی منصبی نداشت. میر بدرخان در برابر تقسیم بوتان میان دیاربکر و موصل ایستادگی کرد، پس از شکست همراه با خانوادهاش به کرت تبعید شد و زندگیاش را در دمشق به پایان برد.
هنینگ که این را نیز یادآور میشود که موتیفِ مرگ در راه حج، تبعید شیخ عبیدالله به حجاز را تداعی میکند، میپذیرد که پاسخ باز میماند: آیا کوتای بهتر از این نمیدانست، آیا پای سوءتفاهمی در میان بود، یا آگاهانه لحظههای ایستادگی را حذف میکرد و وفاداری و همکاری را برجسته میساخت؟
اینکه نقل چتین منبعی ذکر نمیکند، دادن پاسخی قطعی به این پرسش را دشوار میسازد. اما هر کدام از این احتمالها درست باشد، نتیجه تغییری نمیکند. ایستادگی یک میر کرد در برابر عثمانی، به قلم نوهٔ خودش به داستانی از وفاداری بدل شده است. این دگرگونی نمونهای کوچکمقیاس اما چشمگیر از تاریخنگاری رسمیای است که تاریخ کرد را در تاریخ ترک ذوب میکند.
کردار پاککردنِ کوتای تنها متوجه ریشههای کردی نبود. هنینگ نشان میدهد که خاستگاه اعیانیِ سوریِ مادرش نیز در روایتهای بعدی «آگاهانه، یا دستکم به شکلی که به سودش بود» به حاشیه رانده شد، در برخی نقلها گفته شد که نیاکان مادرش از تراکیه غربی آمدهاند، و این آشفتگی به احتمال زیاد به خود کوتای بازمیگردد.
کوتای در برابر هر آنچه عربی بود موضعی تند گرفت، یکی از دستیاران پژوهشیاش را قانع کرد که نامش را که عربیتبار میدانست تغییر دهد، با کتاب «عبادت ترکی» بحث کاربرد زبان ترکی در دین را آغاز کرد و در سخنی که پس از مرگش نقل شد، خود و آتاتورک را «شَمَن» توصیف کرد.
زندگینامهٔ بیش از دویست و پنجاه صفحهای که نوهاش، اوزلم کویاش، نوشته است، حتی با یک کلمه از ریشههای کردی خاندان یاد نمیکند، اما در عوض موهای بور، چشمان آبی و پوست سپید چون پنبهٔ نخستین فرزند کوتای را به تفصیل شرح میدهد. از همین زندگینامه نقل میشود که کوتای لباسهای همسر و دخترانش را شخصاً انتخاب میکرد و با فراخواندن یک خیاط رومی به خانه، تصویر «یک خانوادهٔ ترک مدرن و غربی» را با وسواس میساخت. در این تصویر، هویت نه بهعنوان یک خاستگاه، بلکه بهعنوان اجرای مدرنیتهای ساخته میشود که هر روز از نو به صحنه میرود.
با این همه، تصویر کوتای تکرنگ نیست و خواندن منصفانهٔ او مستلزم دیدن این چندرنگی است. کوتای در گفتوگویی زندگینامهای در سال ۲۰۰۱ آشکارا از ریشههای کردی خاندانش سخن گفت. اما در همان گفتوگو خود را فردی مستقل از خانوادهاش و خودساخته معرفی کرد و گفت که با وجود از دست دادن زودهنگام پدرش هرگز احساس یتیمی نکرده است، زیرا سیاستمداران، روزنامهنگاران و روشنفکران ترک در آنکارا او را «به فرزندی پذیرفته بودند».
این استعاره با تمام روشنی نشان میدهد که کوتای چگونه به زندگی خود معنا میبخشید. خانوادهای سیاسی و تازه جای پدری کرد را که درگذشته بود گرفت و وفاداری به جمهوری جای پیوند خونی را.
کوتای در سال ۱۹۵۱ با موسی عنتر آشنا شد و عنتر از او یک چاپخانهٔ دستدوم خرید. اما روهات آلاکوم، تاریخنگار کرد، نوشته است که کوتای دربارهٔ خاستگاه قومی خود موضعی انکارآمیز داشت. میراث کوتای امروز در محافل ملیگرای ترک بهعنوان «حافظهٔ ملت» گرامی داشته میشود، حال آنکه در تاریخنگاری کردی بهعنوان نماد انکار از آن یاد میشود. داستان کوتای را باید بیش از آنکه انکاری فردی بدانیم، داستان نسلی خواند که روایت نکردنِ خاستگاه خود را همچون شرط ترقی درونی کرده بود.
داستان واصف چنار در بسیاری نقاط با داستان کوتای تلاقی میکند. چنار نوهٔ صالح بیگ، برادر میر بدرخان، است و در نیمهٔ نخست دههٔ ۱۸۹۰، به احتمال زیاد در کرت، زاده شد. پدر و پدربزرگش همراه با میر بدرخان به تبعید کرت رفته بودند.
او اعدادیهٔ ازمیر را در سال ۱۹۱۰ به پایان رساند، در همان سالهایی که خویشاوندانش جلادت و کامران در دارالفنون حقوق میخواندند او نیز در آنجا حقوق خواند، در سال سوم تحصیل را رها کرد و بهعنوان معلم به ازمیر بازگشت. عدنان مندرس نیز در میان شاگردانش بود. در ازمیر با مصطفی نجاتی آشنا شد که دوست و همراه همیشگیاش شد،
در سال ۱۹۱۵ همراه با او مدرسهای تأسیس کرد که به تربیت بدنی اهمیتی ویژه میداد و با وجود مخالفت محافل دینی محلی، در گشایش «کانون ترک» ازمیر نقش داشت. این محفل که جلال بایار، کاظم اوزآلپ و سلیمان فریت اجزاجیباشی نیز در آن بودند، چنانکه هنینگ یادآور میشود، تا حد زیادی با محفلی که در آنکارا دری به روی کوتای گشود همپوشانی دارد. ورود این دو خویشاوند به جمهوری، از دو در جداگانهٔ یک شبکهٔ ملیگرای واحد در غرب آناتولی صورت گرفت.
موقعیت چنار در سال ۱۹۱۹ به تیزترین شکل نشان میدهد که راههای خاندان بدرخان چگونه از هم جدا شد. چنار که در هنگام اشغال یونان در بالیکسیر بود، همراه با مصطفی نجاتی در نوامبر ۱۹۱۹ روزنامهٔ ازمیره دوغرو را با زیرعنوان «خادم و مروّج حرکت ملیه» منتشر کرد و در این روزنامه که نیروهای اشغالگر توقیفش کردند، از گسستن همهٔ پیوندها با دولت داماد فرید دفاع کرد.
در همان ماهها، امین عالی بدرخان و پسرانش و نیز خلیل بیگ بدرخان در پیرامون همین دولت در استانبول بودند، و جلادت و کامران همراه با افسر انگلیسی، سرگرد نوئل، در آناتولی سفر میکردند.
در صورتجلسههای نشستهای خاندان بدرخان که در سال ۱۹۲۰ در استانبول برگزار شد، نامی از واصف چنار و برادرش اسعد دیده نمیشود. هنینگ در توضیح انتخاب چنار محتاطانه رفتار میکند و به دو عامل اشاره دارد: نخواستن او برای بریدن از حلقهٔ دوستان نزدیکش در ازمیر، و اینکه رویارویی خشونتبار با ارتش یونان او را وامیداشت مرز میان «ما» و «آنان» را از جای دیگری بکشد. آنچه تعیین میکند هویت بر کدام مرز ساخته شود، اغلب نه شجرهنامه، بلکه این است که انسان جنگ را کجا و در کنار چه کسی تجربه کرده است.
کارنامهٔ چنار در جمهوری، افراطیترین پیامد این انتخاب را آشکار میسازد. در ژوئیهٔ ۱۹۲۳ به نمایندگی صاروخان برگزیده شد، مدت کوتاهی در دادگاه استقلال دادستان بود و پیشنهاددهندهٔ قانون یکپارچهسازی آموزش شد که در ۳ مارس ۱۹۲۴ تصویب شد.
با این قانون که در روز الغای خلافت تصویب شد، همهٔ نهادهای آموزشی تابع یک وزارت معارف واحد شدند، و سپس با بخشنامهای که چنار در مقام وزیر معارف صادر کرد، مدرسههای دینی بسته شدند.
اگر در نظر آوریم که در کردستان، مدرسههای دینی در طول سدهها نهادهای اصلیای بودند که فرهنگ مکتوب کردی و آثار احمد خانی و ملای جزیری در آنها خوانده و منتقل میشد، معنای این قانون برای زندگی فرهنگی کرد روشن است.
چنار در نوامبر ۱۹۲۴ زیر انتقاد محافل محافظهکار از سمتش کناره گرفت، در پراگ، بوداپست و مسکو سفیر بود، در سال ۱۹۲۹ پس از مرگ مصطفی نجاتی مدت کوتاهی دوباره وزیر معارف شد، پس از رم دوباره به مسکو منصوب شد و در ژوئن ۱۹۳۵ در همانجا درگذشت. وزیر امور خارجه، توفیق رشدی آراس، در مراسم تشییع از او بهعنوان «فرزند تمامعیار انقلاب» یاد کرد.
در دل این تقابل، شباهتی هست که نباید از نظر دور بماند. واصف چنار و جلادت عالی بدرخان فرزندان یک نسل، یک مدرسهها و یک گنجینهٔ واژگانی نوسازیاند. هر دو از درون برنامهای سخن میگویند که لائیک است، بر الفبای لاتین تکیه دارد و زبان و آموزش را ستون فقرات ملت میشمارد. چنار این برنامه را برای ملت ترک با نیروی دولت اجرا کرد، و جلادت همین برنامه را برای ملتی بیدولت، در تبعید و با امکانات خودش، با هاوار که از سال ۱۹۳۲ در دمشق منتشر کرد، برای زبان کردی کوشید بنا کند. تفاوت میان آن دو نه در ابزارها یا در طرز فکر، بلکه در این است که این ابزارها به نام کدام ملت و با کدام نیرو به کار گرفته شدند. این شباهت مرز رویکرد هنینگ را نیز که هویت را همچون انتخاب میخواند نشان میدهد. حتی اگر گزینهها از نظر شکل یکسان باشند، پشت یکی دولتی ایستاده است و پشت دیگری تبعید و بیوطنی.
اینکه یک شاخهٔ خاندان کردی را با الفبای لاتین به نوشتار درمیآورد و شاخهٔ دیگر قانونی را پیشنهاد میکرد که همهٔ آموزش را در یک برنامهٔ درسی ترکیِ واحد یکپارچه میساخت، نشان میدهد که در جهان پساامپراتوری، یک زبانِ نوسازیِ واحد برای دو ملت دو سرنوشت جداگانه رقم زد.
اینکه واصف چنار پس از مرگش چگونه به یاد آورده شد، بهای سازگاری را به روشنترین شکل آشکار میکند. انجمن آموزش ترک در اکتبر ۱۹۹۹ به نام او نشستی یادبود برگزار کرد. بنا بر تحلیل مفصل هنینگ، نشست با یک دقیقه سکوت به احترام آتاتورک آغاز شد و سپس داستان تأسیس انجمن که همهٔ شرکتکنندگان از پیش میدانستند روایت شد. هدف این روایت نه اطلاعرسانی، بلکه تأیید هویت مشترک بود.
در زندگینامهٔ آغازین که کارنامهٔ چنار را به ترتیب زمانی برمیشمرد، هیچ اشارهای به خاستگاه خانوادگیاش نشد. تاریخنگار زکی آریکان، که نخستین نشست را گشود، تنها پس از آنکه چنار را جمهوریخواهی استوار توصیف کرد، به پیشینهٔ خانوادگی عثمانی-کردی او اشاره کرد که هنینگ آن را «فیلِ توی اتاق» مینامد؛ تأکید کرد که او «هرگز در پی نژادپرستی تنگنظرانهٔ قومی نرفت» و با کسانی که در وفاداری چنار تردید داشتند و او را فرصتطلبی میدانستند که در واپسین لحظه به جبههٔ مصطفی کمال پیوست، مخالفت کرد.
بخش سیودو صفحهای تولای عالم باران با عنوان «واصف چنار کیست؟» نیز تنها به یاد کردن از پدر و مادر چنار در یک جمله بسنده کرده است. در اینجا خاستگاه نه اطلاعاتی پنهان، بلکه همچون عیبی تلقی میشود که همه از آن آگاهاند اما بر زبان آوردنش دفاع میطلبد.
اما تاریخنگاری کردی در برابر چنار سکوتی متفاوت اما از نظر ساختاری مشابه را برگزیده است.
مالمیسانژ در مجموعهٔ مفصلی که دربارهٔ خاندان بدرخان فراهم آورده، با استناد به محمد اوزون نقل کرده است که گفته میشود چنار با تصمیم خاندان، «چون به کردها خیانت کرد و به کمالیستها خدمت کرد»، از فرزندی طرد شد، اما صادقانه یادآور شده که به هیچ سند مکتوبی از این تصمیم برنخورده است. بدینسان واصف چنار در نقطهٔ کورِ مشترک دو تاریخنگاری ملی ایستاده است. تاریخنگاری ترک او را با جدا کردن از خانوادهاش، و تاریخنگاری کردی با بیرون راندنش از خانواده به یاد میآورد. هر دو روایت نه به یاد آوردنِ تماموکمال او، بلکه به یاد آوردنش با بریدن و پیراستن به شکلی را دنبال میکنند که در مرزهای ملی خودشان بگنجد. این پیرایش، جای دادن افراد در طرحی دوگانه میان خیانت و وفاداری را آسان میکند، اما پیچیدگی واقعیِ گذار از امپراتوری به دولت-ملت را نامرئی میسازد.
اما چشمگیرترین جزئیات نشست یادبود ۱۹۹۹، نامهایی است که صورتجلسهٔ نشست در میان حاضران برمیشمرد. هنگامی که اورخون کوستم، بازرگان و نوهٔ عصمت، خواهر چنار، خاطراتش را بازمیگفت، خویشاوندانِ حاضر در میان شنوندگان نیز رشتهٔ سخن را به دست گرفتند و او را همراهی کردند. در میان آنان نریمان سلگین، دختر یکی از خواهر و برادرانِ چنار و نگهبان حافظهاش، و تاریخنگار جمال کوتای نیز بودند.
تبار بدرخان که نامش در سخنرانیهای عمومی برده نمیشد، در خودِ تالار، در حضور خویشاوندانی که یکدیگر را میشناختند و یاد یکدیگر را با خود داشتند، زنده بود. همین تداوم در کوچههای قاضیکوی نیز دیده میشود.
به نقل هنینگ، کوشک چوبیای که کوتای در سال ۱۹۴۶ در بهاریه خرید، در محلهای بود که خانوادهٔ عبدالرحمن بدرخان، نوادگان علی شامل پاشا و مودّت گوننسای در آن میزیستند. خاندانی که از روایت عمومی بیرون رانده شده بود، در محلهها، در ازدواجها، در دفترهای به ارث رسیده و در تالارهای یادبود، خاموش به هستی خود ادامه داد.
زندگی مزیّت چنار روشنترین نمونهٔ این تداوم خاموش است. مزیّت، دختر امین عالی بدرخان و خواهر ثریا، جلادت و کامران، در استانبول و قاهره بزرگ شد، در دوران جمهوری معلمی کرد و در سال ۱۹۸۶ درگذشت. بنا بر یافتههای هنینگ، او در شصتسالگی به حزب اعتماد پیوست؛ حزبی لائیک و ملیگرا که در سال ۱۹۶۷ جداشدگان از حزب جمهوریخواه خلق به رهبری تورهان فیضیاوغلو تأسیس کرده بودند و برنامهاش مستقیماً بر اصول کمالیسم تکیه داشت.
هنینگ در اینجا تصحیحی نیز انجام میدهد. با آنکه در برخی منابع از مزیّت چنار بهعنوان رئیس شاخهٔ زنان حزب یاد میشود، معلوم است که در نخستین کنگرهٔ حزب کس دیگری به این سمت برگزیده شد. مزیّت به احتمال زیاد در رأس شاخهٔ محلی زنان حزب در استانبول بود و در بدنهٔ حزب با نام «مزیّت آبلا» شناخته میشد. این تصحیح مهم است، زیرا اجازه نمیدهد که او را نه همچون سیاستمداری برجسته در رژیم کمالیستی و نه همچون مبارز ملی کردی که در درون رژیم رخنه کرده، بزرگنمایی کنیم.
در همان سالها مزیّت چنار با جلادت در سوریه و با کامران در پاریس پیوندی منظم برقرار کرد. هر ماه با کامران تلفنی گفتوگو میکرد و از طریق این گفتوگوها روشنفکران و دانشجویان کرد در استانبول را با برادرش پیوند میداد.
به نقل اورهان میراوغلو، عبدالرحمن قاسملو، که بعدها از رهبران کردستان شرقی شد، از طریق او با کامران ارتباط برقرار کرد و به برکت همین ارتباط در پاریس بورس تحصیلی گرفت.
موسی عنتر از خانهٔ او در شیشلی، نزدیک گورستان رومیها، بهعنوان یک «زیارتگاه» و یک «کانون فرهنگ و خاطره» برای روشنفکران کرد نسل خود یاد کرده است. یوردانور سرحد، دوست او از حزب اعتماد، نیز بازمیگوید که نخستین بار با همسر آیندهاش، وکیل و سیاستمدار کرد مدد سرحد، در یک شام در خانهٔ مزیّت آشنا شد. خانهٔ زنی که شاخهٔ محلی زنان یک حزب کمالیستی را اداره میکرد، در عین حال یکی از محلهای دیدار غیررسمی جنبش ملی کرد در استانبول شد.
هنینگ نمونهٔ مزیّت چنار را گواهی بر این عرضه میکند که اعضای خاندان میتوانستند با تناقض زندگی کنند، و این ارزیابی بجاست. اما باید به این توجه کرد که این تناقض در چه حوزههایی تقسیم شده است. هویت کمالیستی مزیّت چنار در حوزهٔ عمومی، در کنگرههای حزب و در تشکیلات محلی، و تعلق کردیاش در حوزهٔ خصوصی، در گفتوگوهای تلفنی، در شامها و در تالار خانهاش زیسته میشود. این تقسیم کار خودبهخود پدید نیامده است.
در نظمی که زبان کردی از حوزهٔ عمومی کنار گذاشته شده بود و بیان سیاسی هویت کردی محاکمه میشد، کردبودن تنها با عقب کشیدن به پشت درِ خانه میتوانست ادامه یابد. از همین رو، زندگی کردن با تناقض به همان اندازه که انعطافی فردی است، شیوهٔ زیستی است که رژیمی آن را تحمیل کرده که تعلق کردی را در حوزهٔ خصوصی زندانی میکند.
هنگامی که این سه زندگی با هم سنجیده شوند، هم جنبههای قوی و هم جنبههای ناقص اعتراض هنینگ آشکار میشود. جنبهٔ قوی آن این است که روایتی را که بدرخانیانِ درون جمهوری را قربانیانی منفعل میبیند تصحیح میکند.
کوتای، برادران چنار و مزیّت چنار با به کار گرفتن ماهرانهٔ شبکههای آموزشی، حمایتی و ازدواجیای که از امپراتوری به ارث برده بودند، در رژیم تازه جایگاهی یافتند و حتی به کادرهای مؤسس آن پیوستند. جنبهٔ ناقص آن این است که بهقدر کافی نام نمیبرد که در ازای این جایگاه چه چیزی طلب شد.
هیچ قانونی کوتای را از نوشتن اینکه خانوادهاش کرد است منع نکرد، و هیچ بخشنامهای به انجمن آموزش ترک دستور نداد که از خانوادهٔ چنار یاد نکند. اما در زندگینامهٔ کوتای، در یادبودهای چنار و در کتاب باران، همان سکوت بارها و بارها پدیدار میشود. این تکرار نشان میدهد که سکوت بیش از آنکه انتخابی شخصی باشد، شرط نانوشتهٔ پذیرفتهشدن در جمهوری بود. آنچه تاریخنگاری کردی «فشار همانندسازی» مینامد، شاید دقیقاً همین باشد: فراموشیای که نه با زور، بلکه با پاداش تحقق یافت.
این نتیجه را باید در کنار راه جلادت و کامران نهاد. این دو برادر که جنبش ملی را برگزیدند، دور از وطن خود، در دمشق و پاریس، بیدولت و اغلب در تنگنای مادی زیستند، اما توانستند کردبودن خود را بهطور عمومی، در صفحات مجله، در کتابهای دستور زبان و بر کرسی دانشگاه بیان کنند.
اما خویشاوندانشان که جمهوری را برگزیدند، نزدیکتر به وطن خود، در مقام و امنیت زیستند، اما ناگزیر شدند خاستگاه خود را بیرون از زندگی عمومی نگه دارند. انتخاب میان این دو راه، انتخاب میان تبعیدی است که در آن کردبودن را میتوان بهطور عمومی زیست، و وطنی که در آن کردبودن را تنها در حوزهٔ خصوصی میتوان زیست.
هر دوی این گزینهها نه محصول نظمی که بدرخانیان خود ساخته باشند، بلکه محصول نظمیاند که دولتهایی تعیین کردند که کردستان را تقسیم کردند و برای هویت کردی در حوزهٔ عمومی جایی قائل نشدند. از همین رو، بهجای داوری دربارهٔ بدرخانیان درون جمهوری، آشکار کردن ساختاری که آنان را به این انتخابها راند، راهی ثمربخشتر برای تاریخنگاری کردی به نظر میرسد.
اما نقش جمال کوتای در تاریخنگاری رسمی، در دل این خوانش منصفانه، جداگانه سزاوار نقد است. اینکه کوتای خاستگاهش را در زندگی عمومی روایت نکرد، میتواند در فضای سرکوبی که جمهوری پدید آورده بود انتخابی قابلفهم خوانده شود. اما کوتای تنها فردی نیست که دربارهٔ خاستگاه خود سکوت کرده باشد، بلکه تاریخنگاری است که به میلیونها خواننده رسیده است.
سکوت تاریخنگاری که ایستادگی میر بدرخان را به داستانی از وفاداری بدل کرد، اسناد دولتی مربوط به کردستان را در آرشیو خود نگه داشت اما تاریخی را که این اسناد بازمیگفتند ننوشت، از سکوتی شخصی فراتر میرود و به بخشی از یک روایت عمومی بدل میشود. این کشاکش میان حق فرد به سکوت و تعهد تاریخنگار به روایت کردن، نقطهٔ اصلیای است که کوتای را از دیگر بدرخانیانِ درون جمهوری جدا میکند.
اینکه جمال کوتای همچون یتیمی که آنکارا به فرزندی پذیرفت، واصف چنار همچون فرزند انقلاب، و مزیّت چنار همچون زنی که میان تشکیلات حزبی کمالیستی و تالار دیدار روشنفکران کرد میزیست به یاد آورده میشوند، سه شیوهٔ متفاوتِ جایگیری یک خاندان را در درون جمهوری نشان میدهد. در هر سه، خاندان از روایت عمومی کنار کشیده شد، اما در بافت زندگی خصوصی به هستی خود ادامه داد.
هنگامی که ببینیم همانندسازی نه با قانون بلکه با پاداش، سازگاری نه با گسستن بلکه با انتقال شبکههای کهن به مرکز تازه، و تداوم خاموش در خانهها، ازدواجها و تالارهای یادبود عمل کرده است، داستان شبکهٔ خویشاوندی بدرخان در درون جمهوری را میتوان داستان این خواند که تاریخنگاری رسمی چگونه کردها را به فراموشی سپرد و این فراموشی هرگز نتوانست کامل شود.
منابع
- آلاکوم، ر. (۱۹۹۸). کردهای استانبول قدیم.
- عنتر، م. (۱۹۹۱). خاطرات من.
- باران، ت. ع. (۲۰۰۱). واصف چنار و نوشتههایش در روزنامهٔ ازمیره دوغرو.
- چتین، م. (۲۰۰۵). صداهای کارت-کورت.
- هنینگ، ب. (۲۰۱۸). روایتهایی دربارهٔ تاریخ خاندان عثمانی-کرد بدرخان در بسترهای امپراتوری و پساامپراتوری.
- کاوجار، ج. (۱۹۹۹). واصف چنار: زندگی و خدمات.
- کوتای، ج. (۱۹۹۸). حسرتی که آتاتورک با خود برد: عبادت به زبان ترکی.
- کویاش، ا. (۲۰۰۹). پدربزرگم، جمال کوتای، تاریخنگار و نویسنده: مردی که تاریخ را زنده کرد.
- مالمیسانژ. (۱۹۹۴). بدرخانیان جزیرهٔ بوتان و صورتجلسههای انجمن خاندان بدرخانی.
- میراوغلو، ا. (۲۰۱۳). سرگذشت زندگیای از استانبول تا وین: عبدالرحمن قاسملو.
البدرخانيون داخل الجمهورية: التكيّف والصمت والاستمرارية
تكشف حياة جمال كوتاي وواصف تشينار ومزيّت تشينار عن الشرط غير المكتوب للقبول في الجمهورية: نسيانٌ يتحقق لا بالإكراه، بل بالمكافأة.
تُستعاد قصة عائلة بدرخان في القرن العشرين، في الذاكرة القومية الكردية، غالبًا بوصفها قصةً كُتبت في المنفى. فمجلة هاوار التي أصدرها جلادت علي بدرخان في دمشق، والأعمال اللغوية والثقافية التي واصلها كاميران علي بدرخان في باريس، تقف في قلب هذه الذاكرة. غير أن كثيرين من العائلة نفسها بقوا في تركيا، واتخذوا لأنفسهم مكانًا داخل الجمهورية الكمالية نوابًا ووزراء وسفراء ومعلمين ومؤرخين.
يتناول فصلٌ من أطروحة الدكتوراه التي ناقشتها المؤرخة الألمانية باربرا هينينغ عام 2018 في جامعة بامبرغ، بالتفصيل، ثلاثة أشخاص سلكوا هذا الطريق: المؤرخ جمال كوتاي، ووزير المعارف واصف تشينار، ومزيّت تشينار شقيقة جلادت وكاميران. وتُعالَج هذه الحيوات الثلاث في تلك الدراسة على محور مفاهيم الصهر والتكيّف والاستمرارية الصامتة وشبكة القرابة وكتابة التاريخ الرسمي.
يبدأ فصل هينينغ باعتراضٍ صريح على التأريخ الكردي. فبحسب هينينغ، يفترض جانب مهم من التأريخ القومي الكردي أن البدرخانيين الذين بقوا في إسطنبول بعد تأسيس الجمهورية عانوا وتعرّضوا للتمييز وعاشوا تحت ضغط الصهر، فيتعامل بذلك مع الهوية الكردية لأفراد العائلة كأنها معطًى ثابت لا مفرّ منه.
وتضع هينينغ في مواجهة هذا الافتراض سِيَرًا تُظهر أن أفراد العائلة اتخذوا خيارات واعية، وأن هذه الخيارات كانت قابلة للتغيّر بحسب الظروف، وأن بعضهم استطاع أن يعيش مع التناقض إلى حدٍّ مدهش. وهذا الاعتراض ينبغي أن يؤخذ على محمل الجد، لأن جانبًا مهمًا من البدرخانيين الذين استقروا داخل الجمهورية لم يكونوا ضحايا دُفعوا إلى الفقر المادي، بل أشخاصًا انضموا إلى الأوساط النخبوية للنظام الجديد.
ومع ذلك، فإن نتائج هينينغ نفسها توحي بأن العلاقة بين الاختيار والإكراه أعقد مما تقترحه.
في هذه الحيوات الثلاث لا يظهر الإكراه في صورة حظرٍ أو عقوبة، بل في صورة أصلٍ أُسقط من السردية العامة.
جمال كوتاي هو ابن طاهر بك، ابن الأمير بدرخان. وُلد في قونية عام 1909 بحسب معظم المصادر، فيما تذكر بعض المصادر عام 1912. وكان أبوه حقوقيًا ترقّى في سلك القضاء العثماني.
ففي عام 1906 كان على رأس محكمة الاستئناف في حلب، ومارس المحاماة في قونية بعد الحرب، وتولّى في مطلع العشرينيات رئاسة محكمة الاستئناف في سيواس. أما أمه ثريا خانم فمن آل شُرَيِّف زاده، إحدى عائلات الأعيان في سوريا العثمانية.
وحين توفي طاهر بك عام 1922 كان كوتاي في الثالثة عشرة من عمره، فاضطر، بوصفه أكبر الأبناء الذكور الأحياء، إلى تحمّل إعالة أسرة بأكملها. فأنهى تعليمه الثانوي على عجل بدلًا من الالتحاق بالجامعة، وانتقل إلى أنقرة في أواخر العشرينيات.
والتفصيل الذي تلفت إليه هينينغ هو الكيفية التي فُتح بها الباب الذي مكّن هذا الشاب من أن يثبّت قدمه في أنقرة. فقد لجأ كوتاي إلى تلاميذ أبيه السابقين في مدرسة الحقوق بقونية. وكان نائبا قونية بكر رفيق كورالتان ونعيم حازم أونات من بين هؤلاء التلاميذ، وهما من أمّنا لكوتاي أول عمل له في صحيفة «حاكميت مليه».
إن هذا الباب المفتوح على النخب الجديدة للجمهورية هو ثمرة علاقة أستاذ بتلميذ نشأت في أواخر العهد العثماني، أي ثمرة شبكة رعاية موروثة عن الإمبراطورية.
ولا تفسّر شبكة الرعاية هذه وحدها انتقال العائلة إلى الجمهورية. فاستراتيجيات المصاهرة التي تتبّعتها هينينغ بالتفصيل تُظهر كيف نُسج التكيّف بوصفه ممارسة عائلية. فقد تزوجت فائقة، إحدى شقيقات كوتاي، من مهندس الكهرباء محمد شوقي يازمان، خريج المدرسة الحربية. وكان يازمان قد كتب في مجلة «كادرو»، وصار في الخمسينيات نائبًا عن إلازيغ.
وتزوجت فخرية من الضابط صبحي آق غون. أما شوكت تورغوت، زوج نيّرة، فكان نائبًا عن قيرشهير عن حزب الشعب الجمهوري بين عامي 1943 و1950.
أما حسن صدّيق حيدري، زوج الشقيقة الرابعة فطنات، فيكسر هذه الصورة على نحو لافت. فحيدري مالك أراضٍ كردي من وجهاء عشيرة حيدران، الحليفة التاريخية للبدرخانيين، وكان نائبًا عن وان في المجلس الأول بين عامي 1920 و1923. وهذه المصاهرات التي عُقدت في الجيل نفسه مع ضباط، ومع تكنوقراطي من محيط «كادرو»، ومع نائب عن حزب الشعب الجمهوري هو ابن ناظر حربية عثماني سابق، ومع زعيم عشائري كردي، توحي بأن العائلة راعت توازنًا بين نخب الجمهورية التركية والنخب الكردية. فالتكيّف، من هذه الزاوية، ليس قطيعة، بل سعيٌ إلى الاستقرار في مركز جديد من دون التفريط بالروابط القديمة.
صعدت مسيرة كوتاي الصحفية بسرعة. فقد انتقل إلى جانب فالح رفقي أتاي من التصحيح إلى العمل مراسلًا، وعمل في وكالة الأناضول وفي صحيفة «أولوس»، ثم انتقل إلى إسطنبول عام 1939 بعدما أُبعد عن عمله، بحسب روايته، من دون إبداء أي مبرر. وهناك أسس دار نشر، وأصدر صحيفة و«مجلة ملّت».
وتكشف رسالتان عثرت عليهما هينينغ في أرشيف الجمهورية التابع لرئاسة الوزراء وجهًا آخر لهذه السنوات. ففي تموز/يوليو 1950 كتب كوتاي إلى رئيس الوزراء الجديد عدنان مندريس طالبًا الدعم لسيرةٍ عن جلال بايار، وفي الأيام نفسها توجّه كاظم نامي دورو بدوره إلى مندريس، فكتب أن على كوتاي دينًا قدره 72 ألف ليرة، وأنه على وشك الطرد من بيته، واقترح أن تنشر المصارف القريبة من الحكومة إعلانات منتظمة في المجلة. وأُغلقت المجلة في العام نفسه، واضطر كوتاي إلى إدارة مطعم لبعض الوقت.
يُظهر هذا التفصيل أن اتخاذ مكانٍ داخل الجمهورية لم يكن ضمانةً دائمة، بل علاقة رعاية ينبغي تجديدها باستمرار.
وقد أعاد كوتاي بناء هذه العلاقة في العقود التالية. ففي أواخر الخمسينيات كان عضوًا في مجلس إدارة مصرف الائتمان العقاري، وفي السبعينيات استخدم شبكة قرّائه ومشتركيه لجمع الأموال لمشروع سكني، وأقام صداقات مع أوساط الأعمال القريبة من عائلة كوتش. لكن أثره الحقيقي كان في ميدان كتابة التاريخ.
يتحدث كتّاب سيرته عن أكثر من مئة وخمسين عملًا، بل عن أكثر من مئة وسبعة وثمانين. ومن الأمثلة المعروفة على هذا الإنتاج: «تاريخ نضال تركيا من أجل الاستقلال والحرية» في عشرين مجلدًا، و«تاريخنا المجهول»، وكتبه عن «التشكيلات المخصوصة»، وإعداده مذكرات فتحي أوكيار للنشر، وسيرة أشرف كوشجو باشي.
روى كوتاي التاريخ للشباب في نوادي الضباط، وأُعيد تقديمه إلى جمهور واسع في أواخر التسعينيات بوصفه «الأرشيف الحي» عبر مقابلات مطوّلة بُثّت على التلفزيون، وحين توفي في شباط/فبراير 2006 لُفّ نعشه بالعلم التركي ودُفن في مقبرة قره جه أحمد. وبتعبير هينينغ، فقد شارك كوتاي على مدى ثماني إلى عشر سنوات مشاركةً فاعلة في تشكيل السردية التاريخية الرسمية للجمهورية التركية ونقلها.
وهنا يقع السؤال الذي تطرحه هينينغ، وهو في قلب هذه المقالة أيضًا: كيف واجه كوتاي إرثًا عائليًا لا مكان له في السردية التاريخية الرسمية في أحسن الأحوال، ويتعارض معها صراحةً في أسوئها؟ والدلائل كثيرة على أن كوتاي لم يكن غافلًا عن هذا الإرث.
فدفتر ابنة عمه مظلومة شاهين غراي، وهي حفيدة أخرى للأمير بدرخان، الذي يضم مذكرات زوجها محمد رشيد شاهين غراي، سُلّم إلى كوتاي بعد وفاة ورثتها. وكان عمّ كوتاي، خليل بك بدرخان، مدرجًا باسم «بدرخاني خليل رحمي» في قائمة «المئة والخمسين» من الأشخاص غير المرغوب فيهم، التي أُقرّت نهائيًا عام 1924، وكوتاي هو من كتب واحدة من أولى الروايات الشاملة عن هذا النفي، مع سِيَر جميع المدرجين في القائمة.
ويُنقل كذلك أن في الأرشيف الشخصي لكوتاي تقريرًا سريًا كتبه جلال بايار إلى مصطفى كمال عام 1936 حول الأحداث في الشرق. وكون هذا التقرير يعود إلى السنة التي كانت تُعدّ فيها حملة ديرسم يُظهر أن كوتاي كان مؤرخًا قريبًا من وثائق الدولة المتعلقة بكردستان. يظهر كوتاي أمامنا مؤرخًا كان بوسعه الوصول إلى تاريخ عائلته وتاريخ كردستان، لكنه اختار ألّا يروي هذا التاريخ، أو لم يستطع أن يرويه.
ورواية كوتاي عن الأمير بدرخان مفيدة على نحو خاص من هذه الزاوية. فبحسب ما ينقله محمود تشتين، لم يأتِ كوتاي على ذكر انتفاضة 1847 إطلاقًا، وقدّم الأمير بدرخان بوصفه رجلًا دعاه السلطان عبد المجيد إلى إسطنبول بعد مشاركته في الحرب مع روسيا، وعُيّن واليًا على كريت، ومات في الطريق وهو ذاهب إلى الحج.
وتشير هينينغ إلى أن هذه الرواية تفتقر إلى السند إلى حد بعيد، وأن الأمير بدرخان لم يتولَّ قطّ أي منصب في الإدارة العثمانية في كريت. فقد قاوم الأمير بدرخان تقسيم بوتان بين ديار بكر والموصل، ونُفي بعد هزيمته مع عائلته إلى كريت، وأمضى بقية حياته في دمشق.
وتلاحظ هينينغ أيضًا أن موتيف الموت في الطريق إلى الحج يستحضر نفي الشيخ عبيد الله إلى الحجاز، وتقرّ بأن الجواب يبقى مفتوحًا: هل كان كوتاي لا يعرف أفضل من ذلك، أم كان الأمر سوء فهم، أم أنه كان يحذف لحظات المقاومة عن قصد ليُبرز الولاء والتعاون؟
وعدم إحالة تشتين إلى مصدرٍ في ما ينقله يجعل الإجابة القاطعة عن هذا السؤال عسيرة. لكن النتيجة لا تتغير أيًّا كان الاحتمال الصحيح. فمقاومة أميرٍ كردي للعثمانيين تحوّلت، بقلم حفيده نفسه، إلى قصة ولاء. ويمثّل هذا التحوّل مثالًا صغير الحجم لكنه صارخ على كتابة التاريخ الرسمي التي تُذيب التاريخ الكردي داخل التاريخ التركي.
ولم تقتصر ممارسة المحو لدى كوتاي على جذوره الكردية. إذ تُبيّن هينينغ أن أصل أمه من أعيان سوريا دُفع هو الآخر إلى الخلفية في الروايات اللاحقة «عن وعي، أو على الأقل على نحو يخدم مصلحته»، وأن بعض الروايات زعمت أن أجداد أمه جاؤوا من تراقيا الغربية، وأن هذا الالتباس يعود على الأرجح إلى كوتاي نفسه.
واتخذ كوتاي موقفًا حادًا من كل ما هو عربي، فأقنع مساعدَ أبحاثٍ بتغيير اسمه الذي رآه عربيّ الأصل، وأطلق بكتابه «العبادة بالتركية» الجدل حول استخدام التركية في الدين، ووصف نفسه وأتاتورك، في عبارة نُقلت عنه بعد وفاته، بأنهما «شامانيان».
أما سيرة حفيدته أوزلم كوياش، التي تتجاوز مئتين وخمسين صفحة، فلا تذكر الأصول الكردية للعائلة بكلمة واحدة، لكنها في المقابل تصف بالتفصيل شعر طفل كوتاي الأول الأشقر وعينيه الزرقاوين وبشرته البيضاء كالقطن. ويُنقل من السيرة نفسها أن كوتاي كان يختار بنفسه ملابس زوجته وبناته، وأنه كان يستدعي خيّاطًا روميًا إلى البيت، فيبني بعناية صورة «عائلة تركية حديثة وغربية». في هذه الصورة لا تُبنى الهوية بوصفها أصلًا، بل بوصفها أداءً للحداثة يُعاد تمثيله كل يوم.
ومع ذلك فصورة كوتاي ليست أحادية اللون، وقراءتها قراءةً منصفة تقتضي رؤية تعدد ألوانها. فقد تحدث كوتاي صراحةً عن الأصول الكردية لعائلته في مقابلة عن سيرته أجراها عام 2001. لكنه قدّم نفسه في المقابلة ذاتها شخصًا مستقلًا عن عائلته، عصاميًا، وقال إنه على الرغم من فقده أباه مبكرًا لم يشعر قطّ باليتم، لأن السياسيين والصحفيين والمثقفين الأتراك في أنقرة «تبنّوه».
تُظهر هذه الاستعارة بكل وضوح كيف كان كوتاي يُضفي المعنى على حياته. فقد حلّت محلّ الأب الكردي الراحل عائلةٌ سياسية جديدة، وحلّ الولاء للجمهورية محلّ رابطة الدم.
تعرّف كوتاي عام 1951 إلى موسى عنتر، فاشترى عنتر منه مطبعة مستعملة. أما المؤرخ الكردي روهات آلاكوم فقد كتب أن كوتاي اتخذ موقفًا إنكاريًا من أصله الإثني. وفي حين يُحتفى بإرث كوتاي اليوم في الأوساط القومية التركية بوصفه «ذاكرة الأمة»، يُذكر في التأريخ الكردي رمزًا للإنكار. ينبغي أن تُقرأ قصة كوتاي لا بوصفها إنكارًا فرديًا، بل بوصفها قصة جيلٍ استبطن عدم البوح بأصله شرطًا للصعود.
تتقاطع قصة واصف تشينار مع قصة كوتاي في نقاط كثيرة. فتشينار حفيد صالح بك، شقيق الأمير بدرخان، وقد وُلد في النصف الأول من تسعينيات القرن التاسع عشر، في كريت على الأرجح. وكان أبوه وجده قد رافقا الأمير بدرخان إلى منفاه في كريت.
أنهى إعدادية إزمير عام 1910، ودرس الحقوق في دار الفنون في السنوات نفسها التي درس فيها قريباه جلادت وكاميران، ثم تركها في سنته الثالثة وعاد إلى إزمير معلمًا. وكان عدنان مندريس من بين تلاميذه. وفي إزمير تعرّف إلى مصطفى نجاتي الذي سيصبح صديقه ورفيق دربه مدى الحياة،
وأسس معه عام 1915 مدرسة تولي التربية البدنية أهمية خاصة، وأدّى دورًا في افتتاح «الموقد التركي» في إزمير رغم معارضة الأوساط الدينية المحلية. وهذه الدائرة، التي ضمّت أيضًا جلال بايار وكاظم أوزالب وسليمان فريد أجزاجي باشي، تتطابق إلى حد بعيد، كما تلفت هينينغ، مع الدائرة التي فتحت لكوتاي الباب في أنقرة. لقد دخل القريبان الجمهورية من بابين مختلفين للشبكة القومية نفسها في غرب الأناضول.
يُظهر موقع تشينار عام 1919 بأوضح صورة كيف افترقت دروب عائلة بدرخان. فخلال الاحتلال اليوناني كان تشينار في باليكسير، وأصدر مع مصطفى نجاتي في تشرين الثاني/نوفمبر 1919 صحيفة «إزميره دوغرو» (نحو إزمير) التي حملت عنوانًا فرعيًا هو «خادم الحركة الوطنية ومروّجها»، ودعا في هذه الصحيفة، التي حظرتها قوات الاحتلال، إلى قطع كل الروابط مع حكومة الداماد فريد.
وفي الأشهر نفسها كان أمين علي بدرخان وأبناؤه وخليل بك بدرخان في محيط هذه الحكومة في إسطنبول، بينما كان جلادت وكاميران يجوبان الأناضول مع الضابط الإنكليزي الرائد نويل.
ولا يرد اسم واصف تشينار ولا اسم شقيقه أسعد في محاضر اجتماعات عائلة بدرخان التي عُقدت في إسطنبول عام 1920. وتتحلى هينينغ بالحذر في تفسير اختيار تشينار، فتشير إلى عاملين: عدم رغبته في الانفصال عن دائرة أصدقائه المقربين في إزمير، وأن المواجهة العنيفة مع الجيش اليوناني دفعته إلى رسم الخط الفاصل بين «نحن» و«هم» من موضع آخر. فما يحدد الخط الذي تُبنى عليه الهوية كثيرًا ما يكون المكان الذي عاش فيه المرء الحرب والطرف الذي عاشها إلى جانبه، أكثر من شجرة نسبه.
تكشف مسيرة تشينار في الجمهورية عن أقصى نتائج هذا الاختيار. ففي تموز/يوليو 1923 انتُخب نائبًا عن صاروخان، وعمل مدعيًا عامًا في محكمة الاستقلال لفترة قصيرة، وكان صاحب مقترح قانون توحيد التعليم الذي أُقرّ في 3 آذار/مارس 1924.
فبهذا القانون، الذي أُقرّ في اليوم نفسه الذي أُلغيت فيه الخلافة، رُبطت جميع المؤسسات التعليمية بوزارة معارف واحدة، ثم أُغلقت المدارس الدينية بتعميم أصدره تشينار بصفته وزيرًا للمعارف.
وإذا أخذنا في الحسبان أن المدارس الدينية في كردستان كانت، على مدى قرون، المؤسسات الرئيسية التي تُقرأ فيها الثقافة المكتوبة باللغة الكردية، وأعمال أحمدي خاني وملا الجزيري، وتُنقل من جيل إلى جيل، يتضح ما يعنيه هذا القانون للحياة الثقافية الكردية.
ترك تشينار منصبه في تشرين الثاني/نوفمبر 1924 تحت وطأة انتقادات الأوساط المحافظة، وعمل سفيرًا في براغ وبودابست وموسكو، ثم عاد لفترة قصيرة وزيرًا للمعارف عام 1929 إثر وفاة مصطفى نجاتي، وعُيّن بعد روما في موسكو مجددًا، وتوفي هناك في حزيران/يونيو 1935. وقد رثاه وزير الخارجية توفيق رشدي آراس في جنازته بوصفه «ابنًا حقيقيًا للثورة».
وفي قلب هذا التضاد ثمة تشابه لا ينبغي أن يغيب عن النظر. فواصف تشينار وجلادت علي بدرخان ابنا الجيل نفسه، والمدارس نفسها، ومعجم التحديث نفسه. وكلاهما يتحدث من داخل برنامج علماني، قائم على الحروف اللاتينية، يرى في اللغة والتعليم العمود الفقري للأمة. فقد طبّق تشينار هذا البرنامج للأمة التركية بقوة الدولة، أما جلادت فقد سعى إلى إقامة البرنامج ذاته لأمةٍ بلا دولة، في المنفى وبإمكاناته الخاصة، للغة الكردية، عبر مجلة هاوار التي بدأ إصدارها في دمشق عام 1932. فالفرق بينهما لا يكمن في الأدوات ولا في الذهنية، بل في الأمة التي استُخدمت هذه الأدوات باسمها، وفي القوة التي استُخدمت بها. ويُظهر هذا التشابه أيضًا حدود مقاربة هينينغ التي تقرأ الهوية بوصفها اختيارًا. فحتى لو كانت الخيارات متماثلة من حيث الشكل، فإن خلف أحدها دولة، وخلف الآخر المنفى وفقدان الوطن.
إن قيام أحد فرعي العائلة نفسها بتدوين الكردية بالحروف اللاتينية، بينما يقترح الفرع الآخر القانون الذي يوحّد التعليم كله في منهاج تركي واحد، يُظهر أن لغة التحديث نفسها كتبت، في عالم ما بعد الإمبراطورية، مصيرين مختلفين لأمّتين.
إن الطريقة التي تُستعاد بها ذكرى واصف تشينار بعد وفاته تكشف بأوضح صورة عن ثمن التكيّف. فقد نظّمت جمعية التعليم التركية في تشرين الأول/أكتوبر 1999 اجتماعًا لإحياء ذكراه. وبحسب التحليل المفصّل لهينينغ، افتُتح الاجتماع بالوقوف دقيقة صمت إجلالًا لأتاتورك، ثم رُويت قصة تأسيس الجمعية التي يعرفها جميع الحاضرين أصلًا. ولم يكن الغرض من هذه الرواية تقديم معلومة، بل تأكيد الهوية المشتركة.
ولم تتطرق السيرة الافتتاحية التي سردت مسيرة تشينار سردًا زمنيًا إلى أصله العائلي قطّ. أما المؤرخ زكي أريكان، الذي افتتح الجلسة الأولى، فلم يتطرق إلى الماضي العائلي العثماني-الكردي، الذي تصفه هينينغ بأنه «الفيل في الغرفة»، إلا بعد أن عرّف تشينار جمهوريًا حازمًا، وشدّد على أنه «لم يسعَ قطّ وراء عنصرية إثنية ضيقة»، واعترض على من يشككون في ولاء تشينار ويعدّونه انتهازيًا التحق بصفّ مصطفى كمال في اللحظة الأخيرة.
أما فصل تولاي عليم باران المعنون «من هو واصف تشينار؟»، الواقع في اثنتين وثلاثين صفحة، فقد اكتفى بذكر والدَي تشينار في جملة واحدة. هنا لا يُعامل الأصل بوصفه معلومة سرية، بل كأنه عيبٌ معروف يستلزم الدفاع حين يُذكر.
أما التأريخ الكردي فقد آثر في مواجهة تشينار صمتًا مختلفًا، لكنه مشابه من حيث البنية.
ينقل مالميسانيج في مجموعته المفصلة عن عائلة بدرخان، استنادًا إلى محمد أوزون، أنه يقال إن العائلة تبرّأت من تشينار بقرار منها «لأنه خان الكرد وخدم الكماليين»، لكنه يذكر بأمانة أيضًا أنه لم يعثر على دليل مكتوب على هذا القرار. وفي هذه الحال يقف واصف تشينار في النقطة العمياء المشتركة بين تأريخين قوميين. فالتأريخ التركي يتذكره بفصله عن عائلته، والتأريخ الكردي بإخراجه من عائلته. وكلتا الروايتين لا تتجه إلى تذكّره كاملًا، بل إلى تذكّره مقتطَعًا على نحو يتسع له داخل حدودها القومية. وهذا الاقتطاع يسهّل وضع الأشخاص في ثنائية الخيانة والولاء، لكنه يحجب التعقيد الحقيقي للانتقال من الإمبراطورية إلى الدولة القومية.
أما أكثر تفاصيل اجتماع الإحياء عام 1999 لفتًا للنظر فهي الأسماء التي عدّدتها محاضر الاجتماع بين الحاضرين. فحين روى رجل الأعمال أورهون كوستم، حفيد عصمت شقيقة تشينار، ذكرياته، شاركه أقاربٌ من بين الحاضرين بالكلام. ومن بين هؤلاء نريمان سلجين، ابنة أحد إخوة تشينار وحارسة ذاكرته، والمؤرخ جمال كوتاي.
فنسب بدرخان الذي لا يُذكر اسمه في الخطابات العامة يحيا في القاعة نفسها، في حضور الأقارب الذين يعرف بعضهم بعضًا ويحمل كلٌّ منهم ذكرى الآخر. وتظهر الاستمرارية نفسها في شوارع قاضي كوي أيضًا.
فالقصر الخشبي في بهارية الذي اشتراه كوتاي عام 1946 كان، بحسب ما تنقله هينينغ، في حيّ تسكنه عائلة عبد الرحمن بدرخان وأحفاد علي شامل باشا ومودّت غونن صاي. لقد واصلت العائلة التي أُخرجت من السردية العامة حضورها بصمت في الأحياء والمصاهرات والدفاتر الموروثة وقاعات الإحياء.
حياة مزيّت تشينار هي أوضح مثال على هذه الاستمرارية الصامتة. فمزيّت، ابنة أمين علي بدرخان وشقيقة ثريا وجلادت وكاميران، نشأت في إسطنبول والقاهرة، وعملت معلمة في العهد الجمهوري، وتوفيت عام 1986. وبحسب ما توصلت إليه هينينغ، انضمت وهي في الستينيات من عمرها إلى حزب الثقة، وهو حزب علماني وقومي أسسه عام 1967 المنشقون عن حزب الشعب الجمهوري بقيادة توران فيض أوغلو، ويستند برنامجه مباشرة إلى مبادئ الكمالية.
وتُجري هينينغ هنا تصحيحًا أيضًا. فعلى الرغم من أن مزيّت تشينار تُذكر في بعض المصادر رئيسةً للفرع النسائي في الحزب، فمن المعروف أن شخصًا آخر انتُخب لهذا المنصب في المؤتمر الأول للحزب. والأرجح أن مزيّت كانت على رأس الفرع النسائي المحلي للحزب في إسطنبول، وكانت تُعرف بين قاعدة الحزب باسم «أبلة مزيّت». وهذا التصحيح مهم، لأنه لا يسمح بتضخيم صورتها لا بوصفها سياسية بارزة في النظام الكمالي، ولا بوصفها مناضلة قومية كردية تسللت إلى داخل النظام.
وفي السنوات نفسها أقامت مزيّت تشينار صلة منتظمة بجلادت في سوريا وبكاميران في باريس. فكانت تتحدث مع كاميران هاتفيًا كل شهر، ومن خلال هذه المكالمات كانت تصل المثقفين والطلاب الكرد في إسطنبول بأخيها.
وبحسب ما ينقله أورهان ميرأوغلو، فإن عبد الرحمن قاسملو، أحد قادة شرق كردستان في ما بعد، أقام صلته بكاميران عن طريقها، وحصل بفضل هذه الصلة على منحة دراسية في باريس.
ووصف موسى عنتر بيتها في شيشلي، قرب مقبرة الروم، بأنه كان «مزارًا» و«مركزًا للثقافة والذكريات» للمثقفين الكرد من جيله. أما رفيقتها في حزب الثقة يوردانور سرحد فتروي أنها تعرّفت إلى زوجها المستقبلي، المحامي والسياسي الكردي مدد سرحد، أول مرة في عشاء ببيت مزيّت. لقد صار بيت امرأةٍ تدير الفرع النسائي المحلي لحزب كمالي، في الوقت نفسه، أحد أماكن الالتقاء غير الرسمية للحركة القومية الكردية في إسطنبول.
تقدّم هينينغ حالة مزيّت تشينار دليلًا على أن أفراد العائلة استطاعوا العيش مع التناقض، وهذه ملاحظة في محلها. غير أنه ينبغي الانتباه إلى المجالات التي انقسم إليها هذا التناقض. فالهوية الكمالية لمزيّت تشينار كانت تُعاش في المجال العام، في مؤتمرات الحزب وتنظيمه المحلي، أما انتماؤها الكردي فكان يُعاش في المجال الخاص، في المكالمات الهاتفية وموائد العشاء وصالون بيتها. ولم ينشأ هذا التقسيم من تلقاء نفسه.
ففي نظامٍ أُقصيت فيه اللغة الكردية من المجال العام، وكان التعبير السياسي عن الهوية الكردية يُحاكَم، لم يكن ممكنًا الحفاظ على الانتماء الكردي إلا بسحبه إلى ما وراء باب البيت. ولذلك فإن العيش مع التناقض ليس مرونةً فردية فحسب، بل هو أيضًا نمط عيش يفرضه نظام يحبس الانتماء الكردي في المجال الخاص.
حين يُنظر إلى هذه الحيوات الثلاث معًا تتكشف جوانب القوة والنقص في اعتراض هينينغ. فجانب قوته أنه يصحّح السردية التي ترى البدرخانيين داخل الجمهورية ضحايا سلبيين.
فقد اتخذ كوتاي والأخوان تشينار ومزيّت تشينار لأنفسهم مكانًا في النظام الجديد، بل انضموا إلى كوادره المؤسِّسة، مستخدمين ببراعة شبكات التعليم والرعاية والمصاهرة التي ورثوها عن الإمبراطورية. أما جانب نقصه فهو أنه لا يسمّي بما يكفي ما الذي طُلب في مقابل هذا المكان.
لم يمنع أي قانون كوتاي من أن يكتب أن عائلته كردية، ولم يأمر أي تعميم جمعيةَ التعليم التركية بألّا تذكر عائلة تشينار. ومع ذلك يتكرر الصمت نفسه مرارًا في سيرة كوتاي، وفي مناسبات إحياء ذكرى تشينار، وفي كتاب باران. وهذا التكرار يوحي بأن الصمت لم يكن خيارًا شخصيًا بقدر ما كان شرطًا غير مكتوب للقبول في الجمهورية. وربما كان ما يسميه التأريخ الكردي «ضغط الصهر» هو هذا بالضبط: نسيانٌ يتحقق لا بالإكراه، بل بالمكافأة.
ينبغي وضع هذه النتيجة إلى جانب طريق جلادت وكاميران. فالأخوان اللذان اختارا الحركة القومية عاشا بعيدًا عن وطنهما، في دمشق وباريس، بلا دولة وفي ضائقة مادية في أغلب الأحيان، لكنهما استطاعا التعبير عن كرديّتهما علنًا، في صفحات المجلات وكتب القواعد وعلى منبر الجامعة.
أما أقاربهما الذين اختاروا الجمهورية فقد عاشوا أقرب إلى وطنهم، في المناصب والأمان، لكنهم اضطروا إلى إبقاء أصولهم خارج الحياة العامة. فالاختيار بين الطريقين هو اختيار بين منفى يمكن فيه عيش الهوية الكردية علنًا، ووطنٍ لا يمكن فيه عيشها إلا في المجال الخاص.
وكلا الخيارين ليس نتاج نظامٍ صنعه البدرخانيون بأنفسهم، بل نتاج نظام حدّدته الدول التي قسّمت كردستان ولم تعترف للهوية الكردية بمكان في المجال العام. ولذلك يبدو أن جعل البنية التي دفعتهم إلى هذه الخيارات مرئيةً، بدلًا من محاكمة البدرخانيين داخل الجمهورية، طريقٌ أجدى للتأريخ الكردي.
أما دور جمال كوتاي في كتابة التاريخ الرسمي فيستحق، ضمن هذه القراءة المنصفة، نقدًا مستقلًا. فعدم رواية كوتاي لأصله في الحياة العامة يمكن أن يُقرأ خيارًا مفهومًا في ظل مناخ الإكراه الذي خلقته الجمهورية. لكن كوتاي ليس مجرد فرد يصمت عن أصله، بل مؤرخ يصل إلى ملايين القراء.
إن صمت مؤرخٍ حوّل مقاومة الأمير بدرخان إلى قصة ولاء، واحتفظ في أرشيفه بوثائق الدولة المتعلقة بكردستان لكنه لم يكتب التاريخ الذي ترويه تلك الوثائق، يكفّ عن أن يكون صمتًا شخصيًا ليغدو جزءًا من سردية عامة. وهذا التوتر بين حق الفرد في الصمت وواجب المؤرخ في الرواية هو النقطة الجوهرية التي تميّز كوتاي عن سائر البدرخانيين داخل الجمهورية.
إن تذكّر جمال كوتاي يتيمًا تبنّته أنقرة، وواصف تشينار ابنًا للثورة، ومزيّت تشينار امرأةً عاشت بين تنظيم حزب كمالي وصالونٍ يلتقي فيه المثقفون الكرد، يكشف عن ثلاثة أنماط مختلفة لاستقرار العائلة نفسها داخل الجمهورية. وفي الحالات الثلاث انسحبت العائلة من السردية العامة، لكنها واصلت حضورها في نسيج الحياة الخاصة.
حين يتبيّن أن الصهر يعمل لا بالقانون بل بالمكافأة، وأن التكيّف يعمل لا بالقطيعة بل بنقل الشبكات القديمة إلى المركز الجديد، وأن الاستمرارية الصامتة تعمل في البيوت والمصاهرات وقاعات الإحياء، يمكن أن تُقرأ قصة شبكة القرابة البدرخانية داخل الجمهورية بوصفها قصة الكيفية التي دفعت بها كتابةُ التاريخ الرسمي إلى نسيان الكرد، وقصة أن هذا النسيان لم يكتمل قطّ.
المراجع
- آلاكوم، ر. (1998). أكراد إسطنبول القديمة.
- عنتر، م. (1991). مذكراتي.
- باران، ت. ع. (2001). واصف تشينار وكتاباته في صحيفة «نحو إزمير».
- تشتين، م. (2005). أصوات «كارت-كورت».
- هينينغ، ب. (2018). روايات حول تاريخ عائلة بدرخان العثمانية-الكردية في السياقات الإمبراطورية وما بعد الإمبراطورية.
- كافجار، ج. (1999). واصف تشينار: حياته وخدماته.
- كوتاي، ج. (1998). الحسرة التي حملها أتاتورك معه: العبادة بالتركية.
- كوياش، أ. (2009). جدّي المؤرخ الكاتب جمال كوتاي: الرجل الذي أحيا التاريخ.
- مالميسانيج. (1994). البدرخانيون من جزيرة بوتان ومحاضر جمعية عائلة بدرخان.
- ميرأوغلو، أ. (2013). قصة حياة ممتدة من إسطنبول إلى فيينا: عبد الرحمن قاسملو.