
Kuşatmayı Yıkmak: Muhalif Değil Müdahil Olmak
Kürdler iki yüz yıldır milletin bütününü kucaklayan bir örgütlenmeden yoksun; dıştan kurulan kuşatmayı da içeride örülen ikinci bir kuşatmayı da ancak karşıtlıklarımızı aynı çatı altında buluşturan, muhalif değil müdahil bir örgütlenme kırabilir.
Anlaşabildiklerimiz üzerinden değil, karşıtlıklarımız üzerinden yürüyebildiğimiz ölçüde bir şeyler yapma şansına sahibiz. Kürdler, anlaştıkları şeylerden çok anlaşamadıkları şeyler üzerinden bir araya gelmenin yollarını bulmak zorundalar.
Bu söz ilk bakışta tersine çevrilmiş bir mantık gibi görünebilir. Oysa Kürd milletinin kendisine bakmak yeterlidir. Kurmancî, Kirmanckî, Soranî ve Hewramî konuşan; Sünni, Alevi, Ezidi ve Yarsan inancından gelen; köylüsü, kentlisi, aşireti, tarikatı, solcusu, muhafazakârı ve liberali olan bir milletten söz ediyoruz. Bu milletin anlaştığı şeylerin listesi kısa, anlaşamadığı şeylerin listesi uzundur. Kısa listeye sığmaya çalışan her birlik projesi, milletin büyük bölümünü dışarıda bırakmış ve sonunda kendi dar çevresinde kalmıştır. Birlik, karşıtlıkları ortadan kaldırarak değil, onları aynı çatı altında tutabilerek kurulur.
Kürdlerin iki yüz yıllık mücadeleden neden sonuç alamadığını soran her araştırma, sonunda aynı gerçeğe varıyor: Kürdler, milletin bütününü kucaklayan bir toplumsal örgütlenmeden yoksundur. Bu gerçek herkesi düşündürmelidir.
Bedirxan Beg'in 1847'de yenilgiyle biten direnişinden Şêx Ubeydullahê Nehrî'nin 1880 ayaklanmasına, Koçgirî'den Şêx Seîd'e, Agirî'den Dersim'e ve 1946'da Mahabad'da kurulan Kurdistan Cumhuriyeti'ne kadar uzanan zincire bakalım. Bu hareketlerin hiçbiri cesaretten, fedakârlıktan ya da ulusal bilinçten yoksun değildi. Her biri kendi bölgesinde güçlüydü, ama hemen hiçbiri bir mirliğin, bir aşiretin, bir tarikatın ya da bir bölgenin çatısını aşamadı. Komşu bölge çoğu zaman seyirci kaldı, kimi zaman da karşı safta yer aldı. Kuşatanlar bu tabloyu bizden iyi okudu ve bir bölgeyi ötekine, bir aşireti ötekine karşı kullanmayı bir yönetim yöntemi hâline getirdi.
Üstelik bu örgütsüzlük bir kader değildir. Kürdlerin bir iç örgütlenmesi vardı: mirlikleri, medreseleri, aşiret konfederasyonları, kendi hukuku ve kendi yerel iktidarları vardı. Bu yapılar on dokuzuncu yüzyılda birer birer tasfiye edildi; yirminci yüzyılda ise sürgün, zorunlu iskân, dil yasağı ve kırımlarla geriye kalan ne varsa dağıtıldı. Bugün yüz yüze olduğumuz şey, kendiliğinden oluşmuş bir dağınıklık değil, darmadağın edilmiş bir iç örgütlenmedir. Yeniden kurulması da ancak bilinçli bir çabayla mümkündür.
Bu yüzden muhalif değil, müdahil olmalıyız. Muhalif olan dışarıda durur, olup biteni eleştirir, karşı çıkar ve sorumluluğu başkasına bırakır. Müdahil olan ise sürecin içine girer, onu biçimlendirmeye çalışır ve sonucun yükünü de omuzlar. Kürdler iki yüz yıldır kendileri hakkında alınan kararlara karşı çıktılar; ama o kararların alındığı masada nadiren oturdular. Müdahil olmak için yeni konsensüslere ihtiyaç var. İlk adım neden karşıtlıklarımız üzerinde bir konsensüs olmasın?
Karşıtlıklar üzerinde konsensüs, herkesin aynı şeyi düşünmesi demek değildir. Tersine, herkesin başka türlü düşünmeye devam edeceğini baştan kabul edip birbirini yok saymama, birbirini hain ilan etmeme ve ulusal hedefi kimsenin tekeline bırakmama kuralında anlaşmak demektir. Hindistan Ulusal Kongresi 1885'te, Güney Afrika'daki Afrika Ulusal Kongresi 1912'de bu mantıkla kuruldu. İki örgütün çatısı altında da birbirine zıt eğilimler, farklı inançlar ve farklı sınıflar yan yana durdu. Daha önce de yazdığım gibi, Kurdistan'a uyarlanacak bir kongre hareketinde hiyerarşi yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya işlemelidir. Köyden, mahalleden, meslekten ve diasporadan başlayıp yukarıya doğru örülen bir örgütlenme, hiçbir partinin tek başına kuramayacağı bir temsil gücü taşır.
Kurdistan'daki herkesin ve her şeyin kendini içinde ve evinde bulacağı bir örgütlenme olmaksızın, Kürdlerin darmadağın edilmiş iç örgütlenmesi yeniden sağlanamaz.
Kuzey Kürdleri hayatın her alanında tam bir kuşatma altındadır. Bu kuşatma okulda anadilin yokluğuyla başlar, 1990'larda altı binden fazla köy ve mezranın boşaltılmasıyla derinleşir, seçilmiş belediye başkanlarının yerine atanan kayyumlarla sürer. Kürdlerin önemli bir bölümü bugün kendi vatanından kopmuş olarak batının büyük kentlerinde yaşıyor. Yeni yetişen kuşakların önemli bir kısmı Kürdçeyi anlıyor ama konuşamıyor; konuşanlar ise çoğu zaman okuyup yazamıyor. Ekonomik yoksullaştırma bu tabloyu tamamlıyor: vatanında iş bulamayan genç için göç, bir tercih olmaktan çıkıp bir zorunluluğa dönüşüyor.
"Kürd" siyasi hareketi olduğu iddiasındakiler ise bu kuşatmanın içinde ikinci bir kuşatma yaratarak Kürdleri hızla ruhi bir çöküşe götürüyor. İkinci kuşatma, tek bir doğruyu dayatarak, kendisi gibi düşünmeyeni dışlayarak ve Kürdlüğü ulusal bir hedeften koparıp başka adlarla ertelenen bir vaade dönüştürerek işliyor. Sonuçta Kürd, dışarıda kimliği yüzünden baskı görürken içeride de kimliğini sahiplendiği için yadırganır hâle geliyor. İki kuşatma arasında sıkışan bir milletin önce umudu, sonra kendine olan güveni tükenir.
Kürdler elbette mücadele etmelidir; biz de mücadele etmeliyiz. Lakin bu mücadele yerel kalmamalı, genele yayılmalıdır. Yayılması da yetmez, çünkü mücadele ancak talepleri ve hedefleri çok somut ve açık olduğunda anlam kazanır. Bir şehrin ya da bir ilçenin birkaç mahallesinde değil, hayatın her alanında mücadele edilmelidir. Dilini evde yaşatan anne de, Kürdçe yayın yapan gazeteci de, Kürd çocuklarının hakkını savunan avukat da, kendi vatanında iş kurmakta direnen esnaf da, yurt dışında Kurdistan meselesini diplomasinin gündemine taşıyan diasporalı da bu mücadelenin parçasıdır. Mücadeleyi yalnızca meydana ve sandığa sıkıştıran her anlayış, kuşatmanın geri kalan alanlarını boş bırakır.
Kürdlerin mücadelesi bir kurtuluş ve özgürlük, yani Rizgarî û Azadî mücadelesidir. Bu mücadele çığırından çıkarılmamalıdır. Çığırından çıkmak, ulusal hedefin yerine başka hedeflerin konması, mücadelenin takviminin başka başkentlerde belirlenmesi ve milletin kendi kaderini tayin hakkının pazarlık masasında bir koz olarak kullanılması demektir. Çığırından çıkan her mücadele, bir dönem sonra kuşatanların yedeğine düşmek anlamına gelir. Bugün Kurdistan'ın birçok parçasında çığırından çıkmış bir mücadelenin toparlanamaz hâli söz konusudur. Kazanılan mevziler başkalarının hesabına harcanıyor, dökülen kanın karşılığı ise milletin hanesine yazılmıyor.
Kürdler tarih boyunca hiçbir dönemde kurtuluş ve özgürlüğe bugün olduğu kadar yakın olmadılar. Güney'de kendi parlamentosu, kendi kurumları ve Eylül 2026'da tek bir çatı altında birleşen kendi Pêşmerge gücü olan bir Kurdistan var. Kurdistan meselesi hiçbir dönemde dünya kamuoyunun gündeminde bugünkü kadar yer tutmadı. Dünyanın dört bir yanına dağılmış diaspora, iki yüz yıl önce hayal bile edilemeyecek bir bilgi, birikim ve ilişki ağına sahip. Bütün bu imkânlara rağmen kendimize bu kadar yabancılaşmış olmamızın bir nedeni olmalıdır ve bu neden bilince çıkarılmak zorundadır. Dilini kaybeden çocuklar, birbirine düşman partiler, birbirinin acısını görmeyen parçalar bu yabancılaşmanın en görünür işaretleridir.
Bunun adı kuşatmadır. Dışarıdan kurulan kuşatma da, içeriden örülen ikinci kuşatma da ancak karşıtlıklarımızı aynı çatı altında buluşturabilen bir örgütlenmeyle kırılabilir. Anlaşabildiklerimizin kısa listesine sığınmak yerine karşıtlıklarımızın uzun listesini kucaklayabilen bir örgütlenme kurmadıkça, iki yüz yıllık zincire yeni bir halka eklemekten öteye geçemeyiz.
Ya kuşatmayı yıkacağız ya da bir yüzyıl sonra "bir varmış, bir yokmuş" diye başlayan bir "Kürdler varmış" masalıyla tarihte yer bulacağız.
Şikandina Dorpêçê: Ne Dijber, Beşdar Bûn
Kurdan ev du sed sal in bêpar in ji rêxistineke ku tevahiya miletî di nava xwe de bihewîne; hem dorpêça ji derve hatiye danîn û hem jî dorpêça duyemîn a li hundir hatiye hûnandin, tenê bi rêxistineke ku nakokiyên me di bin heman banî de kom bike, ne dijber lê beşdar be, dikare bê şikandin.
Em ne bi rêya tiştên ku em li ser li hev dikin, lê bi qasî ku em dikarin bi rêya nakokiyên xwe bimeşin, xwedî şansê kirina tiştekî ne. Kurd neçar in rêyên hatina ba hev, ne li ser tiştên ku li hev dikin, lê li ser tiştên ku li hev nakin bibînin.
Ev gotin di nihêrîna ewil de dibe ku wekî mentiqekî berevajîkirî xuya bike. Lê belê, bes e ku mirov li miletê Kurd binêre. Em behsa miletekî dikin ku bi Kurmancî, Kirmanckî, Soranî û Hewramî diaxive; ji baweriyên Sunnî, Elewî, Êzidî û Yarsan tê; gundî, bajarî, eşîr, terîqet, çepgir, muhafazakar û lîberalên wî hene. Lîsteya tiştên ku ev milet li ser li hev dike kurt e, lîsteya tiştên ku li ser li hev nake dirêj e. Her projeya yekîtiyê ya ku hewl dide xwe di lîsteya kurt de bihewîne, beşeke mezin a milet li derve hiştiye û di dawiyê de di derdora xwe ya teng de maye. Yekîtî ne bi rakirina nakokiyan, lê bi karîna girtina wan di bin heman banî de tê avakirin.
Her lêkolîna ku dipirse çima Kurd ji têkoşîna du sed salî encamê nagirin, di dawiyê de digihîje heman rastiyê: Kurd ji rêxistineke civakî ya ku tevahiya miletî di nava xwe de bihewîne bêpar in. Divê ev rastî her kesî bide fikirandin.
Werin em li wê zincîra ku ji berxwedana Bedirxan Beg ya ku di sala 1847an de bi têkçûnê bi dawî bû, heta serhildana Şêx Ubeydullahê Nehrî ya sala 1880î, ji Koçgirî heta Şêx Seîd, ji Agirî heta Dersimê û heta Komara Kurdistanê ya ku di sala 1946an de li Mahabadê hat avakirin, binêrin. Yek ji van tevgeran ne ji wêrekî, ne ji fedakariyê û ne jî ji hişmendiya neteweyî bêpar nebû. Her yek ji wan li herêma xwe xurt bû, lê hema hema tu yek ji wan nekarî ji çarçoveya mîrnişînekê, eşîrekê, terîqetekê an jî herêmekê derkeve. Herêma cîran pirî caran bû temaşevan, carinan jî di refên dijber de cih girt. Yên ku me dorpêç kirin, ev tablo ji me baştir xwendin û bikaranîna herêmekê li dijî ya din, eşîrekê li dijî ya din, kirin rêbazeke rêveberiyê.
Her wiha ev bêrêxistinî ne qederek e. Kurdan rêxistineke xwe ya navxweyî hebû: mîrgehên wan, medreseyên wan, konfederasyonên eşîran, hiqûqa wan û desthilatên wan ên xwecihî hebûn. Ev avahî di sedsala nozdehan de yek bi yek hatin tasfiyekirin; di sedsala bîstan de jî bi sirgûn, koçberiya bi zorê, qedexeya ziman û komkujiyan çi mabû hat belavkirin. Tişta ku em îro pê re rû bi rû ne, ne belavbûneke xwezayî ye, belkî rêxistineke navxweyî ya ku hatiye perçiqandin e. Ji nû ve avakirina wê jî tenê bi hewldaneke hişmendî pêkan e.
Ji ber vê yekê divê em ne dijber, lê beşdar bin. Kesê ku dijber e li derve dimîne, tiştên diqewimin rexne dike, li dij derdikeve û berpirsyariyê davêje ser milê kesên din. Lê yê ku beşdar e, dikeve nav pêvajoyê, hewl dide wê şekil bide û barê encamê jî hildigire ser milê xwe. Kurd du sed sal in li dijî biryarên ku derbarê wan de hatine girtin derketine; lê kêm caran li ser wê maseya ku biryar lê hatine girtin rûniştine. Ji bo beşdarbûnê pêwîstî bi lihevkirinên nû heye. Çima gava yekem li ser dijberiyên me nebe lihevkirinek?
Lihevkirina li ser nakokiyan, nayê wê wateyê ku her kes heman tiştî bifikire. Berevajî vê, tê wê wateyê ku mirov ji destpêkê ve qebûl bike ku her kes dê bi awayekî din bifikire û li ser vê rêgezê li hev bikin ku hevdu tune nehesibînin, hevdu bi xiyanetê tawanbar nekin û armanca neteweyî ji kesî re nehiêlin. Kongreya Neteweyî ya Hindistanê di sala 1885an de, Kongreya Neteweyî ya Afrîkayê li Afrîkaya Başûr di sala 1912an de bi vê mentiqê hatin avakirin. Di bin banê her du rêxistinan de jî meylên dijber, baweriyên cuda û çînên cuda li kêleka hev sekinîn. Wekî ku min berê jî nivîsandibû, di tevgereke kongreyê de ku wê ji bo Kurdistanê bê adaptekirin, hiyerarşî divê ne ji jor ber bi jêr, lê ji jêr ber bi jor ve bixebite. Rêxistineke ku ji gund, ji tax, ji pîşe û ji diyasporayê dest pê bike û ber bi jor ve bê hûnandin, xwedî hêzeke temsîliyê ye ku tu partî nikare bi tena serê xwe ava bike.
Bêyî rêxistineke ku her kes û her tiştê li Kurdistanê xwe tê de û li mala xwe bibîne, rêxistinbûna navxweyî ya Kurdan a ku hatiye belavkirin, nayê sererastkirin.
Kurdên Bakur di hemû warên jiyanê de di bin dorpêçeke temam de ne. Ev dorpêç li dibistanan bi nebûna zimanê zikmakî dest pê dike, di salên 1990î de bi valakirina zêdetirî sê hezar gund û gundikan kûrtir dibe û bi tayînkirina qeyûman li şûna şaredarên hatine hilbijartin didome. Beşeke girîng a Kurdan îro ji welatê xwe qut bûne û li bajarên mezin ên rojava dijîn. Beşeke mezin a nifşên nû Kurdî fêm dikin lê nikarin pê biaxivin; yên ku diaxivin jî pir caran nikarin bixwînin û binivîsin. Xizaniya aborî vê tabloyê temam dike: ji bo ciwanê ku li welatê xwe kar nabîne, koçberî êdî ne bijarteyek e, lê dibe mecbûriyetek.
Kesên ku îdia dikin tevgera siyasî ya "Kurd" in, di nava vê dorpêçê de dorpêçeke duyemîn çêdikin û Kurdan bi lez ber bi hilweşîneke ruhî ve dibin. Dorpêça duyemîn bi ferzkirina rastiyeke tenê, bi dûrxistina kesên wekî wan nefikirin û bi dûrxistina Kurdbûnê ji armanceke neteweyî û veguherandina wê bo sozeke ku bi navên din tê paşxistin, kar dike. Di encamê de, Kurd dema li derve ji ber nasnameya xwe rastî zextan tê, li hundir jî ji ber ku xwedî li nasnameya xwe derdikeve, tê şermezarkirin. Miletê ku di navbera her du dorpêçan de asê maye, pêşî hêviya wî, paşê jî baweriya wî ya bi xwe diqede.
Kurdistanî bêguman divê têbikoşin; divê em jî têbikoşin. Lê belê ev têkoşîn divê neyê herêmîkirin, divê belavî seranserî bibe. Belavbûn jî têrê nake, çimkî têkoşîn tenê dema daxwaz û armancên wê gelek zelal û eşkere bin, wateyê distîne. Divê ne tenê li çend taxên bajarekî an navçeyekî, divê di her qada jiyanê de têkoşîn bê kirin. Dayika ku zimanê xwe li malê dijînê, rojnamevanê ku bi Kurdî weşanê dike, parêzerê ku mafê zarokên Kurd diparêze, karsazê ku li welatê xwe di avakirina kar de li ber xwe dide, û kesê li diyasporayê ku meseleya Kurdistanê tîne rojeva dîplomasiyê, hemû beşek ji vê têkoşînê ne. Her têgihîştina ku têkoşînê tenê di nav meydan û sindoqan de teng dike, qadên din ên dorpêçê vala dihêle.
Têkoşîna Kurdan, têkoşîna rizgarî û azadiyê ye. Divê ev têkoşîn ji rê dernekeve. Ji rê derketin, tê wateya danîna armancên din li şûna armanca neteweyî, diyarkirina rojeva têkoşînê li paytextên din û bikaranîna mafê çarenivîsa milet wekî amûrekê li ser maseya bazarê. Her têkoşîna ku ji rê derdikeve, piştî demekê tê wateya ketina bin bandora wan kesên ku dorpêçê dikin. Îro li gelek beşên Kurdistanê, rewşeke wiha heye ku têkoşîna ji rê derketî, êdî nayê sererastkirin. Ew cihên ku hatine bidestxistin, li ser hesabê kesên din tên xerckirin û berdêla xwîna hatî rijandin jî, ne li ser navê milet tê nivîsandin.
Kurdan di tu serdemên dîrokê de wekî îro nêzîkî rizgarî û azadiyê nebûne. Li Başûr Kurdistanek heye ku parlamentoya wê, saziyên wê û hêza wê ya Pêşmerge heye ku di Îlona 2026an de di bin banekî de bûne yek. Meseleya Kurdistanê di tu serdemê de wekî îro di rojeva raya giştî ya cîhanê de cih negirtiye. Diyasporaya ku li çar aliyên cîhanê belav bûye, xwedî zanyarî, ezmûn û torên têkiliyan e ku du sed sal berê nedihate xeyalkirin jî. Tevî hemû van derfetan, divê sedemek hebe ku em ewqas ji xwe biyanî bûne û divê ev sedem were fêmkirin. Zarokên ku zimanê xwe winda dikin, partiyên ku dijminê hev in, perçeyên ku êşa hev nabînin, nîşanên herî diyar ên vê biyaniybûnê ne.
Navê vê dorpêç e. Hem dorpêça ku ji derve hatiye danîn û hem jî dorpêça duyemîn a ku ji hundir ve hatiye hûnandin, tenê bi rêxistineke ku dikare dijberiyên me di bin heman banî de bîne cem hev, dikare were şikandin. Heya ku em rêxistineke ku dikare lîsteya dirêj a dijberiyên me hembêz bike ava nekin, li şûna ku em xwe bispêrin lîsteya kurt a kesên ku em pê re li hev dikin, em ê nikaribin ji zêdekirina halkayeke nû li zincîra du sed salî wêdetir biçin.
Em ê yan dorpêçê bişkînin yan jî piştî sedsalekê em ê di dîrokê de bi çîrokeke ku bi "carekê hebû, carekê tune bû" dest pê dike û dibêje "Kurd hebûn" cih bigirin.
شکاندنی گەمارۆ: بەشداربوون، نەک ئۆپۆزیسیۆنبوون
کورد دووسەد ساڵە لە ڕێکخستنێک بێبەشە کە هەموو نەتەوە لە باوەش بگرێت؛ هەم ئەو گەمارۆیەی لە دەرەوە دانراوە و هەم گەمارۆی دووەم کە لە ناوەوە چنراوە، تەنیا ڕێکخستنێکی بەشدار، نەک ئۆپۆزیسیۆن، دەتوانێت بیانشکێنێت؛ ڕێکخستنێک کە ناکۆکییەکانمان لە ژێر یەک سەقفدا کۆ بکاتەوە.
بە ئەندازەی ئەوەی بتوانین نەک لەسەر ئەو شتانەی لەسەریان ڕێک دەکەوین، بەڵکوو لەسەر ناکۆکییەکانمان هەنگاو بنێین، دەرفەتی ئەوەمان هەیە کە شتێک بکەین. کورد ناچارە ڕێگاکانی کۆبوونەوە زیاتر لەسەر ئەو شتانەی لەسەریان ڕێک ناکەوێت بدۆزێتەوە، نەک لەسەر ئەو شتانەی لەسەریان ڕێک دەکەوێت.
ئەم قسەیە لە یەکەم نیگادا لەوانەیە وەک لۆژیکێکی سەرەوژێرکراو دەربکەوێت. بەڵام بەسە سەیری خودی نەتەوەی کورد بکەین. باس لە نەتەوەیەک دەکەین کە بە کورمانجی، کرمانجکی، سۆرانی و هەورامی قسە دەکات؛ لە باوەڕی سوننی، عەلەوی، ئێزیدی و یارسانەوە دێت؛ گوندنشین و شارنشین، عەشیرەت و تەریقەت، چەپ و پارێزگار و لیبراڵی تێدایە. لیستی ئەو شتانەی ئەم نەتەوەیە لەسەریان ڕێک دەکەوێت کورتە، لیستی ئەو شتانەی لەسەریان ڕێک ناکەوێت درێژە. هەر پرۆژەیەکی یەکێتی کە هەوڵی داوە خۆی بخاتە ناو لیستە کورتەکەوە، بەشی زۆری نەتەوەی لە دەرەوە هێشتووەتەوە و لە کۆتاییدا لە بازنە تەسکەکەی خۆیدا ماوەتەوە. یەکێتی بە لابردنی ناکۆکییەکان دانامەزرێت، بەڵکوو بەوە دادەمەزرێت کە بتوانرێت لە ژێر یەک سەقفدا ڕابگیرێن.
هەر لێکۆڵینەوەیەک کە بپرسێت بۆچی کورد لە خەباتی دووسەد ساڵەیدا ئەنجامی بەدەست نەهێناوە، لە کۆتاییدا دەگاتە هەمان ڕاستی: کورد لە ڕێکخستنێکی کۆمەڵایەتی بێبەشە کە هەموو نەتەوە لە باوەش بگرێت. ئەم ڕاستییە دەبێت هەمووان بخاتە بیرکردنەوە.
با سەیری ئەو زنجیرەیە بکەین کە لە بەرخۆدانی بەدرخان بەگەوە کە لە ١٨٤٧دا بە شکست کۆتایی هات، تا ڕاپەڕینی ١٨٨٠ی شێخ عوبەیدوڵڵای نەهری، لە کۆچگیرییەوە تا شێخ سەعید، لە ئاگرییەوە تا دەرسیم و تا کۆماری کوردستان کە لە ١٩٤٦دا لە مەهاباد دامەزرا، درێژ دەبێتەوە. هیچ کام لەم بزووتنەوانە لە ئازایەتی، فیداکاری یان هۆشیاریی نەتەوەیی بێبەش نەبوون. هەر یەکەیان لە ناوچەی خۆیدا بەهێز بوو، بەڵام نزیکەی هیچ کامیان نەیتوانی لە سەقفی میرنشینێک، عەشیرەتێک، تەریقەتێک یان ناوچەیەک تێپەڕێت. ناوچەی دراوسێ زۆربەی جار تەماشاکەر ما، هەندێک جاریش لە بەرەی بەرامبەردا جێی گرت. گەمارۆدەران ئەم وێنەیەیان لە ئێمە باشتر خوێندەوە و بەکارهێنانی ناوچەیەک دژی ناوچەیەکی تر و عەشیرەتێک دژی عەشیرەتێکی تریان کردە شێوازێکی حوکمڕانی.
لە سەروو ئەمەشەوە، ئەم بێڕێکخستنییە چارەنووس نییە. کورد ڕێکخستنێکی ناوخۆیی هەبوو: میرنشین، مەدرەسە، کۆنفیدراسیۆنی عەشیرەتی، یاسای خۆی و دەسەڵاتی ناوچەیی خۆی هەبوو. ئەم پێکهاتانە لە سەدەی نۆزدەهەمدا یەک لە دوای یەک لەناو بران؛ لە سەدەی بیستەمیشدا بە دوورخستنەوە، نیشتەجێکردنی زۆرەملێ، قەدەغەکردنی زمان و کۆمەڵکوژییەکان هەرچی مابووەوە پەرتەوازە کرا. ئەوەی ئەمڕۆ ڕووبەڕووی بووینەتەوە، پەرشوبڵاوییەکی خۆڕسک نییە، بەڵکوو ڕێکخستنێکی ناوخۆیی پەرتوپەرتکراوە. دووبارە دامەزراندنەوەشی تەنیا بە هەوڵێکی هۆشیارانە دەکرێت.
بۆیە دەبێت نەک ئۆپۆزیسیۆن، بەڵکوو بەشدار بین. ئۆپۆزیسیۆن لە دەرەوە دەوەستێت، ڕەخنە لە ڕووداوەکان دەگرێت، دژایەتی دەکات و بەرپرسیارێتی بۆ کەسانی تر جێ دەهێڵێت. بەڵام بەشدار دەچێتە ناو پرۆسەکەوە، هەوڵ دەدات شێوەی پێ بدات و باری ئەنجامەکەشی دەگرێتە ئەستۆ. کورد دووسەد ساڵە دژایەتیی ئەو بڕیارانەی کردووە کە لەسەری دراون؛ بەڵام بە دەگمەن لەسەر ئەو مێزە دانیشتووە کە ئەو بڕیارانەی لێ دراون. بۆ بەشداربوون پێویستمان بە کۆدەنگیی نوێ هەیە. بۆچی یەکەم هەنگاو کۆدەنگییەک لەسەر ناکۆکییەکانمان نەبێت؟
کۆدەنگی لەسەر ناکۆکییەکان بەو واتایە نییە کە هەمووان هەمان شت بیر بکەنەوە. بە پێچەوانەوە، واتای ئەوەیە کە لە سەرەتاوە قبووڵ بکەین هەر کەسە بە شێوەیەکی جیاواز بیرکردنەوەی درێژە پێ دەدات، و لەسەر ئەو یاسایە ڕێک بکەوین کە یەکتر پشتگوێ نەخەین، یەکتر بە خائین ڕانەگەیەنین و ئامانجی نەتەوەیی نەخەینە قۆرخی هیچ کەسێکەوە. کۆنگرەی نیشتمانیی هیندستان لە ١٨٨٥دا و کۆنگرەی نیشتمانیی ئەفریقی لە ئەفریقای باشوور لە ١٩١٢دا بەم لۆژیکە دامەزران. لە ژێر سەقفی هەردوو ڕێکخراوەکەدا ئاراستەی دژبەیەک، باوەڕی جیاواز و چینی جیاواز شان بە شانی یەک ڕاوەستان. وەک پێشتریش نووسیومە، لە بزووتنەوەیەکی کۆنگرەییدا کە بۆ کوردستان بگونجێنرێت، پلەبەندی دەبێت نەک لە سەرەوە بۆ خوارەوە، بەڵکوو لە خوارەوە بۆ سەرەوە کار بکات. ڕێکخستنێک کە لە گوند، گەڕەک، پیشە و دیاسپۆراوە دەست پێ بکات و بەرەو سەرەوە بچنرێت، هێزێکی نوێنەرایەتی هەڵدەگرێت کە هیچ پارتێک بە تەنیا ناتوانێت دایبمەزرێنێت.
بەبێ ڕێکخستنێک کە هەموو کەس و هەموو شتێکی کوردستان خۆی تێیدا و لە ماڵی خۆیدا ببینێتەوە، ڕێکخستنی ناوخۆیی پەرتوپەرتکراوی کورد دووبارە بنیات نانرێتەوە.
کوردانی باکوور لە هەموو بوارێکی ژیاندا لە ژێر گەمارۆیەکی تەواودان. ئەم گەمارۆیە لە قوتابخانەدا بە نەبوونی زمانی دایک دەست پێ دەکات، لە نەوەدەکاندا بە چۆڵکردنی زیاتر لە سێ هەزار گوند و مەزرا قووڵ دەبێتەوە، و بە قەیومەکان کە لە جیاتی سەرۆکشارەوانە هەڵبژێردراوەکان دادەنرێن درێژە دەکێشێت. بەشێکی گرنگی کورد ئەمڕۆ دابڕاو لە نیشتمانی خۆی، لە شارە گەورەکانی خۆرئاوادا دەژی. بەشێکی گرنگی نەوە نوێیەکان لە کوردی تێدەگەن بەڵام ناتوانن قسەی پێ بکەن؛ ئەوانەش کە قسەی پێ دەکەن، زۆربەی جار ناتوانن پێی بخوێننەوە و بنووسن. هەژارکردنی ئابووری ئەم وێنەیە تەواو دەکات: بۆ گەنجێک کە لە نیشتمانی خۆیدا کار نادۆزێتەوە، کۆچ لە هەڵبژاردنێکەوە دەبێتە ناچارییەک.
ئەوانەی بانگەشەی ئەوە دەکەن کە بزووتنەوەی سیاسیی «کورد»ن، لە ناو ئەم گەمارۆیەدا گەمارۆیەکی دووەم دروست دەکەن و کورد بە خێرایی بەرەو داڕمانێکی دەروونی دەبەن. گەمارۆی دووەم بە سەپاندنی تاکە ڕاستییەک، بە دوورخستنەوەی هەر کەسێک کە وەک خۆی بیر ناکاتەوە، و بە دابڕینی کوردبوون لە ئامانجێکی نەتەوەیی و گۆڕینی بۆ بەڵێنێک کە بە ناوی ترەوە دوا دەخرێت، کار دەکات. لە ئەنجامدا کورد لە دەرەوە بەهۆی ناسنامەکەیەوە ستەمی لێ دەکرێت، لە ناوەوەش لەبەر ئەوەی خاوەندارێتی لە ناسنامەکەی دەکات، بە چاوی نامۆ سەیر دەکرێت. نەتەوەیەک کە لە نێوان دوو گەمارۆدا گیر بخوات، سەرەتا هیوای و پاشان متمانەی بە خۆی تەواو دەبێت.
بێگومان کورد دەبێت خەبات بکات؛ ئێمەش دەبێت خەبات بکەین. بەڵام ئەم خەباتە نابێت ناوچەیی بمێنێتەوە، دەبێت گشتگیر ببێت. بڵاوبوونەوەشی بەس نییە، چونکە خەبات تەنیا کاتێک واتا پەیدا دەکات کە داخوازی و ئامانجەکانی زۆر بەرجەستە و ڕوون بن. نەک لە چەند گەڕەکێکی شارێک یان قەزایەکدا، بەڵکوو دەبێت لە هەموو بوارێکی ژیاندا خەبات بکرێت. ئەو دایکەی زمانەکەی لە ماڵدا زیندوو ڕادەگرێت، ئەو ڕۆژنامەنووسەی بە کوردی بڵاوکردنەوە دەکات، ئەو پارێزەرەی بەرگری لە مافی منداڵانی کورد دەکات، ئەو کاسبکارەی بۆ دامەزراندنی کار لە نیشتمانی خۆیدا بەرخۆدان دەکات، و ئەو کەسەی دیاسپۆرا کە لە دەرەوەی وڵات مەسەلەی کوردستان دەخاتە ڕۆژەڤی دیپلۆماسییەوە، هەموویان بەشێکن لەم خەباتە. هەر تێگەیشتنێک کە خەبات تەنیا لە گۆڕەپان و سندووقی دەنگداندا قەتیس بکات، بوارەکانی تری گەمارۆکە بە بەتاڵی جێ دەهێڵێت.
خەباتی کورد خەباتی ڕزگاربوون و سەربەستییە، واتە خەباتی ڕزگاری و ئازادییە. ئەم خەباتە نابێت لە ڕێڕەوی خۆی لابدرێت. لە ڕێڕەو لادان واتە دانانی ئامانجی تر لە جیاتی ئامانجی نەتەوەیی، دیاریکردنی ڕۆژژمێری خەبات لە پایتەختەکانی تردا، و بەکارهێنانی مافی چارەی خۆنووسینی نەتەوە وەک کارتێک لەسەر مێزی سەودا. هەر خەباتێک لە ڕێڕەوی خۆی لابدات، دوای ماوەیەک دەکەوێتە ڕیزی یەدەگی گەمارۆدەرانەوە. ئەمڕۆ لە زۆر بەشی کوردستاندا دۆخی خەباتێکی لە ڕێڕەو لادراو هەیە کە ناتوانرێت ڕێک بخرێتەوە. سەنگەرە بەدەستهاتووەکان بۆ حیسابی کەسانی تر خەرج دەکرێن و بەرامبەری ئەو خوێنەی ڕژاوە بە ناوی نەتەوەوە تۆمار ناکرێت.
کورد بە درێژایی مێژوو لە هیچ سەردەمێکدا هێندەی ئەمڕۆ لە ڕزگاری و ئازادییەوە نزیک نەبووە. لە باشوور کوردستانێک هەیە کە پەرلەمانی خۆی، دامەزراوەکانی خۆی و هێزی پێشمەرگەی خۆی هەیە کە لە سێپتەمبەری ٢٠٢٦دا لە ژێر یەک سەقفدا یەکیان گرت. مەسەلەی کوردستان لە هیچ سەردەمێکدا هێندەی ئەمڕۆ جێگەی لە ڕۆژەڤی ڕای گشتیی جیهاندا نەگرتووە. دیاسپۆرا کە بە هەموو لایەکی جیهاندا بڵاو بووەتەوە، خاوەنی تۆڕێکی زانیاری، ئەزموون و پەیوەندییە کە دووسەد ساڵ لەمەوبەر خەونیشی پێوە نەدەبینرا. سەرەڕای هەموو ئەم دەرفەتانە، دەبێت هۆیەک هەبێت کە ئێمە هێندە لە خۆمان نامۆ بووین، و ئەم هۆیە دەبێت بهێنرێتە ئاستی هۆشیاری. ئەو منداڵانەی زمانی خۆیان لە دەست دەدەن، ئەو پارتانەی دوژمنی یەکترن، ئەو بەشانەی ئازاری یەکتر نابینن، دیارترین نیشانەکانی ئەم نامۆبوونەن.
ناوی ئەمە گەمارۆیە. هەم ئەو گەمارۆیەی لە دەرەوە دانراوە و هەم گەمارۆی دووەم کە لە ناوەوە چنراوە، تەنیا بە ڕێکخستنێک دەشکێن کە بتوانێت ناکۆکییەکانمان لە ژێر یەک سەقفدا کۆ بکاتەوە. تا ڕێکخستنێک دانەمەزرێنین کە لە جیاتی پەنابردن بۆ لیستە کورتەکەی ئەو شتانەی لەسەریان ڕێک دەکەوین، بتوانێت لیستە درێژەکەی ناکۆکییەکانمان لە باوەش بگرێت، ناتوانین لەوە زیاتر بڕۆین کە ئەڵقەیەکی نوێ بخەینە سەر زنجیرە دووسەد ساڵەکە.
یان گەمارۆکە دەڕووخێنین، یان سەدەیەک دواتر بە چیرۆکێکی «کورد هەبوون» کە بە «هەبوو نەبوو» دەست پێ دەکات، لە مێژوودا جێگە دەگرین.
Breaking the Siege: Not Opponents, but Participants
For two hundred years the Kurds have lacked an organization that embraces the whole nation; both the siege imposed from outside and the second siege woven from within can be broken only by an organization that brings our differences under one roof, an organization that is not merely oppositional but takes part.
We have the chance to act only to the extent that we can move forward on the basis of our contradictions, not on the basis of what we agree on. Kurds must find ways to come together through what they disagree on rather than through what they agree on.
At first glance this may seem like a reversed logic. Yet looking at the Kurdish nation itself is enough. We speak of a people who speak Kurmanji, Kirmancki, Sorani and Hewrami; who belong to Sunni, Alevi, Yazidi and Yarsan faiths; who are villagers, city‑dwellers, tribal, affiliated with orders, left‑leaning, conservative and liberal. The list of things this nation agrees on is short; the list of things it disagrees on is long. Every unity project that tries to fit into the short list has excluded the vast majority of the nation and ultimately remained confined to its own narrow circle. Unity is built not by eliminating contradictions but by keeping them under the same roof.
Every study that asks why the Kurds have not achieved results after two hundred years of struggle arrives at the same fact: Kurds lack a social organization that embraces the whole nation. This truth should make everyone think.
From Bedirxan Beg’s failed resistance in 1847 to Sheikh Ubeydullah Nehri’s 1880 uprising, from Koçgiri to Sheikh Said, from Ağrı to Dersim, and the Kurdish Republic of Mahabad established in 1946, let us trace the chain of events. None of these movements lacked courage, sacrifice, or a sense of national consciousness. Each was strong in its own region, yet none managed to transcend the boundaries of a tribe, a clan, a religious order, or a province. The neighboring region often remained a spectator, and at times even stood on the opposite side. The besiegers read this picture well and turned the tactic of pitting one region against another, one tribe against another, into a method of governance.
Moreover, this lack of organization is not destiny. The Kurds had an internal organization: tribal confederations, madrasas, mirliks, their own law and local authorities. These structures were dismantled one by one in the 19th century; in the 20th century, exile, forced settlement, language bans and massacres scattered whatever remained. What we face today is not a spontaneously formed chaos, but a devastated internal organization. Its reconstruction is possible only through a conscious effort.
Therefore we must be participants, not opponents. The opponent stays outside, criticizes what is happening, objects, and leaves responsibility to others. The participant enters the process, tries to shape it, and also bears the burden of the outcome. For two hundred years the Kurds have opposed decisions made about them; yet they have rarely sat at the table where those decisions were taken. New consensuses are needed to be participants. Why not start with a consensus on our points of contention?
Consensus on oppositions does not mean that everyone thinks the same. On the contrary, it means accepting from the outset that people will continue to think differently, agreeing not to ignore each other, not to label each other traitors, and not to let the national goal become anyone’s exclusive domain. The Indian National Congress was founded in 1885, and the African National Congress in South Africa in 1912, on this logic. Under the umbrella of both organisations, opposing tendencies, different beliefs and different classes stood side by side. As I have written before, a congress movement adapted to Kurdistan must have hierarchy that works from the bottom up, not from the top down. An organization that starts in the village, the neighbourhood, the profession and the diaspora and weaves upward carries a representational power that no single party can achieve alone.
Without an organization in which everyone and everything in Kurdistan can find itself at home, the shattered internal organization of the Kurds cannot be restored.
Northern Kurds are under a full siege in every aspect of life. This siege starts with the absence of the mother tongue in schools, deepens in the 1990s with the evacuation of more than three thousand villages and hamlets, and continues under trustees appointed in place of elected mayors. A large portion of Kurds now lives in major Western cities, cut off from their homeland. A significant part of the new generation understands Kurdish but cannot speak it; those who do speak often cannot read or write it. Economic impoverishment completes this picture: for a young person who cannot find work at home, migration turns from a choice into a necessity.
Those who claim there is a “Kurd” political movement create a second siege within the first, driving Kurds rapidly toward a mental collapse. The second siege operates by imposing a single truth, excluding anyone who does not share that view, and by detaching Kurdish identity from a national goal and turning it into a promise postponed under other names. As a result, the Kurd is oppressed outside because of his identity, and inside he becomes alienated for having claimed that identity. A nation trapped between two sieges first loses its hope, then its confidence in itself.
Kurds must of course struggle; we must also struggle. However, this struggle should not remain local, it must spread to the broader public. Even spreading is not enough, because the struggle only gains meaning when its demands and goals are very concrete and clear. It should be fought not in just a few neighborhoods of a city or district, but in every sphere of life. The mother who keeps her language alive at home, the journalist who publishes in Kurdish, the lawyer defending the rights of Kurdish children, the shopkeepers who persist in establishing businesses in their own homeland, and the diaspora that brings the question of Kurdistan onto the diplomatic agenda abroad are all part of this struggle. Any approach that confines the struggle only to the streets and the ballot box leaves the rest of the siege empty.
The struggle of the Kurds is a fight for rescue and freedom, i.e., Rizgarî û Azadî. This struggle must not be taken off its track.
Taking it off its track means replacing the national goal with other goals, setting the calendar of the struggle in other capitals, and using the people's right to self‑determination as a bargaining chip.
Every struggle that leaves its track will, after a time, fall into the hands of its besiegers.
Today, in many parts of Kurdistan, a struggle that has left its track is beyond repair. The gains are spent at the expense of others, and the blood shed is not recorded in the nation's ledger.
Kurdish people have never been as close to liberation and freedom as they are today, at any point in history. In the South there is a Kurdistan with its own parliament, its own institutions, and, as of September 2026, its own Peshmerga force united under a single roof. The question of Kurdistan has never occupied the world public agenda as much as it does now. The diaspora scattered across the globe possesses a network of knowledge, experience and relationships unimaginable two hundred years ago. Yet, despite all these possibilities, there must be a reason for our profound alienation from ourselves, and that reason has to be brought to consciousness. Children who have lost their language, rival parties that are enemies to each other, and factions that do not see each other's suffering are the most visible signs of this alienation.
This phenomenon is called a siege. Both the siege imposed from outside and the second siege woven from within can only be broken by an organization capable of bringing our oppositions together under the same roof. Unless we build a structure that can embrace the long list of our contradictions rather than retreat to a short list of things we agree on, we will not go beyond merely adding another link to a two‑century‑old chain.
Either we will break the siege, or a century later we will find our place in history with a “once upon a time” tale that starts “There were Kurds.”
شکستن محاصره: نه مخالف، بلکه مداخلهگر
کردها به مدت دویست سال از یک سازماندهی اجتماعی که تمام ملت را در بر میگیرد، محروم هستند؛ نه تنها محاصرهای که از بیرون تحمیل میشود، بلکه محاصرهٔ دوم که درون ساخته میشود، تنها توسط یک سازماندهی مداخلهگر که تضادهای ما را زیر یک سقف جمع میکند، نه مخالف، میتواند شکسته شود.
ما این فرصت را داریم که به اندازهای که بتوانیم بر پایهٔ تضادهایمان پیش برویم، اقدام کنیم، نه بر پایهٔ آنچه میتوانیم توافق کنیم. کردها مجبورند راههای همگرایی را از طریق مسائلی که با آنها توافق ندارند، نه از مسائلی که توافق دارند، پیدا کنند.
این جمله در نگاه اول ممکن است بهنظر منطق معکوس باشد. اما کافی است به خود ملت کرد نگاه کنیم. ما دربارهٔ ملّتی صحبت میکنیم که به گویشهای کرمانجی، کرمانجکی، سورانی و هورامی سخن میگویند؛ از ادیانی چون سنی، علوی، ایزدی و یارسان؛ از روستاییان، شهروندان، قبیلهها، طوائف، چپگراها، محافظهکاران و لیبرالها تشکیل شده است. فهرست مسائلی که این ملت با هم توافق دارند کوتاه است، در حالی که فهرست مسائلی که با هم اختلاف دارند طولانی است. هر پروژهٔ اتحادی که سعی دارد در این فهرست کوتاه جا بگیرد، بخش عمدهای از ملت را در حاشیه رها کرده و در نهایت در محفل محدود خود باقی میماند. اتحاد نه با حذف تضادها، بلکه با نگه داشتن آنها زیر یک سقف ساخته میشود.
هر تحقیقی که دلیل عدم دستیابی کردستان به نتایج پس از دو قرن مبارزه را میپرسد، در نهایت به همان حقیقت میرسد: کردها از یک سازماندهی اجتماعی که تمام ملت را در بر میگیرد، بیبهرهاند. این حقیقت باید همه را به فکر فروبرد.
بیندازیم نگاهی به زنجیرهای که از مقاومت بدیرخان بیگ که در سال ۱۸۴۷ با شکست پایان یافت، تا قیام شیخ عبیدالله نهرئی در سال ۱۸۸۰، از کوچگیری تا شیخ سعید، از آگری تا درسیم و تا جمهوری کردستان که در سال ۱۹۴۶ در ماهباد تأسیس شد، امتداد دارد. هیچیک از این جنبشها از شجاعت، فداکاری یا آگاهی ملی خالی نبود. هر یک در منطقهٔ خود قدرتمند بود، اما بهسرعت هیچیک نتوانست سقف یک میره، یک قبیله، یک طریقت یا یک ناحیه را پشت سر بگذارد. منطقهٔ همسایه اغلب تماشاچی ماند و گاهی در خط مقابل قرار گرفت. محاصران این صحنه را بهتر از ما خواندند و استفاده از یک منطقه علیه دیگری، یک قبیله را در مقابل دیگری بهعنوان روشی مدیریتی به کار گرفتند.
علاوه بر این، این بیسازمانگی سرنوشت نیست. کردها یک سازمان داخلی داشتند: میرلِکها، مدرسههای دینی، کنفدراسیونهای قبیلهای، قوانین خود و قدرتهای محلی خود را داشتند. این ساختارها در قرن نوزدهم یکییکی منحل شدند؛ در قرن بیستم نیز تبعید، اسکان اجباری، ممنوعیت زبان و سرکوبها هر چه باقی مانده بود را از بین بردند. امروز آنچه با آن روبرو هستیم، یک بینظمی خودبهخودی نیست، بلکه سازمان داخلی بهطور کامل ویران شده است. بازسازی آن تنها با تلاشی آگاهانه ممکن است.
به همین دلیل باید مخالف نباشیم، بلکه مداخلهکننده باشیم. مخالف بودن در بیرون ایستادن، انتقاد کردن از آنچه رخ میدهد، مخالفت کردن و واگذار کردن مسئولیت به دیگران است. مداخلهکننده وارد فرآیند میشود، سعی میکند آن را شکل دهد و بار نتایج را نیز بر دوش میکشد. کردها به مدت دو قرن در برابر تصمیمهای اتخاذ شده درباره خود ایستادهاند؛ اما به ندرت در میزی که این تصمیمها گرفته میشود، حضور داشتهاند. برای مداخله کردن به توافقهای جدیدی نیاز است. اولین گام چرا توافقی بر سر اختلافاتمان نباشد؟
اتفاق بر سر تضادها به این معنا نیست که همه یکسان فکر کنند. برعکس، پذیرش اینکه هر کس به شکل متفاوتی فکر میکند، عدم نادیدهگیری یکدیگر، عدم اعلان یکدیگر به عنوان خائن و عدم واگذاری هدف ملی به تکدست کسی، به معنای توافق بر این قاعده است. کنگره ملی هند در سال ۱۸۸۵ و کنگره ملی آفریقا در آفریقای جنوبی در سال ۱۹۱۲ بر پایه این منطق تأسیس شدند. زیر سایهٔ این دو سازمان، گرایشهای متضاد، باورهای مختلف و طبقات گوناگون در کنار هم ایستادند. همانطور که پیشتر نوشتهام، در حرکتی کنگرهای که برای کردستان تطبیق مییابد، سلسلهمراتب باید از پایین به بالا باشد، نه از بالا به پایین. سازمانی که از روستا، محله، حرفه و دیاسپورا آغاز شده و به سمت بالا گره میخورد، قدرت نمایندگیای دارد که هیچ حزبی به تنهایی نمیتواند به دست آورد.
بدون سازمانی که هر کس و هر چیز در کردستان بتواند خود را در آن پیدا کند و در خانهٔ خود حس کند، بازسازی سازمان داخلی پراکندهٔ کردها امکانپذیر نیست.
کردهای شمالی در تمام جنبههای زندگی تحت محاصرهٔ کامل قرار دارند. این محاصره در مدرسه با عدم وجود زبان مادری آغاز میشود، در دههٔ ۱۹۹۰ با تخلیه بیش از سه هزار روستا و مزرعه عمیقتر میشود و با قیمومداران منصوبشده به جای رؤسای منتخب شهرداری ادامه مییابد. بخش قابل توجهی از کردها امروزه به عنوان افراد جدا شده از سرزمین خود در شهرهای بزرگ غرب زندگی میکنند. بخشی مهم از نسلهای نوظهور زبان کردی را میفهمند اما نمیتوانند صحبت کنند؛ کسانی که میگویند نیز اغلب نمیتوانند بخوانند و بنویسند. فقر اقتصادی این تصویر را تکمیل میکند: برای جوانی که در سرزمین خود شغلی پیدا نمیکند، مهاجرت از یک انتخاب به یک ضرورت تبدیل میشود.
آنهایی که ادعا میکنند «جنبش سیاسی کردی» وجود دارد، در داخل این محاصره، محاصرهای دوم ایجاد میکنند و کردها را به سرعت به فروپاشی روانی میکشند. محاصره دوم با تحمیل یک حقیقت واحد، کسانی که با او همنظر نیستند را کنار میگذارد و کرد بودن را از هدف ملی جدا کرده و به وعدهای تبدیل میکند که با نامهای دیگر به تعویق افتاده است. در نهایت، کرد هم در بیرون بهدلیل هویتش تحت فشار قرار میگیرد و هم در داخل بهدلیل تصاحب هویت خود مورد انتقاد قرار میآید. ملکی که بین دو محاصره گرفتار شده، ابتدا امیدش و سپس اعتماد بهنفسش را از دست میدهد.
کردها البته باید مبارزه کنند؛ ما نیز باید مبارزه کنیم. اما این مبارزه نباید محلی بماند، باید به همهجا گسترش یابد. گسترش آن نیز کافی نیست، چرا که مبارزه تنها زمانی معنا پیدا میکند که خواستهها و اهداف بسیار واضح و مشخص باشند. باید نه تنها در چند محله از یک شهر یا یک بخش، بلکه در تمام حوزههای زندگی مبارزه شود. مادری که زبان را در خانه زنده میدارد، روزنامهنگاری که به کردی مینویسد، وکیلی که حقوق کودکان کرد را دفاع میکند، کارآفرینی که در سرزمین خود به راهاندازی کسبوکار میپردازد، و دیاسپورایی که مسئله کردستان را به برنامه دیپلوماسی در خارج از کشور میآورد، همگی بخشی از این مبارزهاند. هر رویکردی که مبارزه را فقط به میدان و صندوق رای محدود کند، بقیهٔ محاصره را خالی میگذارد.
مبارزهٔ کردها مبارزهای برای نجات و آزادی، یعنی مبارزهٔ رهایی و آزادی است. این مبارزه نباید از مسیر خود منحرف شود. منحرف شدن به این معناست که اهداف ملی با اهداف دیگری جایگزین میشوند، تقویم مبارزه در پایتختهای دیگر تعیین میشود و حق تعیین سرنوشت خود مردم به عنوان کارت بازی در میز مذاکره به کار گرفته میشود. هر مبارزهای که از مسیر خود منحرف شود، پس از مدتی به هدف محاصران تبدیل میشود. امروزه در بسیاری از بخشهای کردستان، وضعیتی پیش آمده که مبارزهای که از مسیر خود منحرف شده، دیگر قابل جمعآوری نیست. مواضع به دست آمده به هزینهٔ دیگران صرف میشود، در حالی که هزینهٔ خون ریخته شده به حساب مردم نوشته نمیشود.
کردها در طول تاریخ هرگز به اندازه امروز به آزادی و رهایی نزدیک نشدهاند. در جنوب، کردستانی با پارلمان خود، نهادهای خود و نیروی پشمرگهای که در سپتامبر ۲۰۲۶ زیر یک سقف متحد شد، وجود دارد. مسئله کردستان هرگز در هیچ دورهای به اندازه امروز در برنامه عمومی جهان جایگاهی نداشت. دیاسپورای پراکنده در سراسر جهان، شبکهای از اطلاعات، سرمایه و روابط دارد که دو صد سال پیش حتی تصورش نیز ممکن نبود. با وجود تمام این امکانات، باید دلیلی برای اینکه ما اینچنین به خودمان بیگانه شدهایم وجود داشته باشد و این دلیل باید به آگاهی برگردانده شود. کودکانی که زبان خود را از دست دادهاند، احزاب دشمن یکدیگر، بخشهایی که درد یکدیگر را نمیبینند، واضحترین نشانههای این بیگانگی هستند.
این پدیده محاصره نام دارد. محاصرهای که از بیرون تحمیل میشود و محاصرهٔ دوم که از درون بافته میشود، تنها با سازمانی میتواند شکسته شود که بتواند تضادهای ما را زیر یک سقف جمع کند. تا زمانی که سازمانی نساختهایم که به جای پناه بردن به فهرست کوتاه توافقها، فهرست طولانی تضادهای ما را در آغوش بگیرد، نمیتوانیم بیش از افزودن یک حلقهٔ جدید به زنجیرهٔ دو صد ساله پیش برویم.
یا محاصره را از بین میبریم یا پس از یک قرن با قصهای که با «یک بود، یک نبود» شروع میشود و «کردها وجود داشتند» میگویند، در تاریخ جای میگیریم.
كسر الحصار: أن نكون منخرطين لا معارضين
يفتقر الكرد منذ مئتي عام إلى تنظيمٍ يحتضن الأمة بأسرها؛ ولا يكسر الحصارَ المضروب من الخارج ولا الحصارَ الثاني المحبوك في الداخل إلا تنظيمٌ منخرطٌ لا معارض، يجمع تناقضاتنا تحت سقف واحد.
إن فرصتنا في إنجاز شيءٍ ما تتوقف على قدرتنا على المضيّ قدماً لا انطلاقاً مما نتفق عليه، بل انطلاقاً من تناقضاتنا. فالكرد مضطرون إلى إيجاد سبل الالتقاء انطلاقاً مما يختلفون عليه أكثر مما يتفقون عليه.
قد يبدو هذا القول للوهلة الأولى منطقاً مقلوباً. غير أن النظر إلى الأمة الكردية نفسها يكفي. فنحن نتحدث عن أمةٍ يتكلم أبناؤها لهجات الكرمانجية والكرمانجكية والسورانية والهورامية؛ ويتحدّرون من السنة والعلويين والإيزيديين واليارسان؛ وفيها القروي والمديني، والعشائر والطرق الصوفية، واليساري والمحافظ والليبرالي. قائمة ما تتفق عليه هذه الأمة قصيرة، وقائمة ما تختلف عليه طويلة. وكل مشروع وحدةٍ حاول أن يحشر نفسه في القائمة القصيرة ترك القسم الأكبر من الأمة خارجه، وانتهى به المطاف حبيس دائرته الضيقة. لا تُبنى الوحدة بإلغاء التناقضات، بل بالقدرة على إبقائها تحت سقف واحد.
كل بحثٍ يتساءل لماذا لم يحقق الكرد نتيجةً من نضالٍ دام مئتي عام ينتهي إلى الحقيقة نفسها: الكرد يفتقرون إلى تنظيمٍ اجتماعي يحتضن الأمة بأسرها. وهذه الحقيقة ينبغي أن تحمل الجميع على التفكير.
لننظر إلى السلسلة الممتدة من مقاومة بدرخان بك التي انتهت بالهزيمة عام 1847 إلى انتفاضة الشيخ عبيد الله النهري عام 1880، ومن كوجكري إلى الشيخ سعيد، ومن آگري إلى ديرسم، وصولاً إلى جمهورية كردستان في مهاباد التي قامت عام 1946. لم تكن أيٌّ من هذه الحركات تفتقر إلى الشجاعة أو التضحية أو الوعي القومي. كانت كل واحدةٍ منها قوية في منطقتها، لكن لا تكاد واحدةٌ منها تتجاوز سقف إمارةٍ كردية أو عشيرةٍ أو طريقةٍ صوفية أو منطقةٍ بعينها. فكثيراً ما وقفت المنطقة المجاورة موقف المتفرج، وأحياناً اصطفّت في الخندق المقابل. وقد قرأ المحاصِرون هذه الصورة أفضل منا، فجعلوا من استخدام منطقةٍ ضد أخرى وعشيرةٍ ضد أخرى أسلوباً في الحكم.
ثم إن هذا الافتقار إلى التنظيم ليس قدراً محتوماً. فقد كان للكرد تنظيمهم الداخلي: كانت لهم إماراتهم الكردية ومدارسهم الدينية واتحاداتهم العشائرية، وكان لهم قانونهم الخاص وسلطاتهم المحلية. وقد صُفّيت هذه البنى واحدةً تلو الأخرى في القرن التاسع عشر؛ ثم بُدّد في القرن العشرين كل ما تبقى منها بالنفي والتوطين القسري وحظر اللغة والمجازر. فما نواجهه اليوم ليس تشتتاً نشأ من تلقاء نفسه، بل تنظيمٌ داخلي جرى تمزيقه إرباً. ولا سبيل إلى إعادة بنائه إلا بجهدٍ واعٍ.
لهذا يجب ألا نكون معارضين، بل منخرطين. فالمعارض يقف في الخارج، ينتقد ما يجري ويعترض عليه ويترك المسؤولية لغيره. أما المنخرط فيدخل في صميم العملية، ويسعى إلى تشكيلها، ويحمل على كتفيه عبء نتيجتها أيضاً. لقد اعترض الكرد طوال مئتي عام على القرارات التي اتُّخذت بشأنهم، لكنهم نادراً ما جلسوا إلى الطاولة التي اتُّخذت عليها تلك القرارات. والانخراط يحتاج إلى توافقات جديدة. فلماذا لا تكون الخطوة الأولى توافقاً على تناقضاتنا؟
التوافق على التناقضات لا يعني أن يفكر الجميع في الشيء نفسه. بل على العكس، يعني أن نقبل منذ البداية بأن كلاً منا سيواصل التفكير على نحوٍ مختلف، وأن نتفق على قاعدةٍ قوامها ألا يُلغي بعضنا بعضاً، وألا يُخوِّن بعضنا بعضاً، وألا يُترك الهدف القومي حكراً على أحد. على هذا المنطق تأسس المؤتمر الوطني الهندي عام 1885، والمؤتمر الوطني الأفريقي في جنوب أفريقيا عام 1912. وتحت سقف كلا التنظيمين تجاورت نزعاتٌ متضادة ومعتقداتٌ مختلفة وطبقاتٌ متباينة. وكما كتبتُ من قبل، فإن التراتبية في حركة مؤتمرٍ تُكيَّف مع كردستان ينبغي أن تعمل من الأسفل إلى الأعلى لا من الأعلى إلى الأسفل. فالتنظيم الذي يبدأ من القرية والحيّ والمهنة والشتات ويُحاك صعوداً يحمل قوةً تمثيلية لا يستطيع أي حزبٍ أن يبنيها بمفرده.
من دون تنظيمٍ يجد فيه كلُّ مَن في كردستان وكلُّ ما فيها نفسَه في داخله وفي بيته، لا يمكن استعادة التنظيم الداخلي للكرد الذي جرى تمزيقه إرباً.
يعيش كرد الشمال (باكور) تحت حصارٍ كامل في كل مجالات الحياة. يبدأ هذا الحصار بغياب اللغة الأم في المدرسة، ويتعمق بإخلاء أكثر من ثلاثة آلاف قرية ومزرعة في تسعينيات القرن الماضي، ويستمر بالأوصياء المعيَّنين مكان رؤساء البلديات المنتخبين. ويعيش قسمٌ كبير من الكرد اليوم في المدن الكبرى في الغرب منقطعين عن وطنهم. وقسمٌ كبير من الأجيال الناشئة يفهم الكردية لكنه لا يتكلمها؛ أما من يتكلمها فكثيراً ما لا يجيد قراءتها وكتابتها. ويُكمل الإفقار الاقتصادي هذه الصورة: فالهجرة بالنسبة إلى الشاب الذي لا يجد عملاً في وطنه تكفّ عن أن تكون خياراً وتتحول إلى ضرورة.
أما الذين يدّعون أنهم الحركة السياسية «الكردية»، فإنهم يخلقون داخل هذا الحصار حصاراً ثانياً، ويسوقون الكرد سريعاً نحو انهيارٍ روحي. يعمل الحصار الثاني عبر فرض حقيقةٍ واحدة، وإقصاء كل من لا يفكر مثله، وانتزاع الكردية من كونها هدفاً قومياً وتحويلها إلى وعدٍ يُرجأ تحت مسمياتٍ أخرى. وفي النتيجة، صار الكردي يتعرض للقمع في الخارج بسبب هويته، ويُستغرَب في الداخل لأنه يتمسك بهويته. إن أمةً محشورة بين حصارين تنفد أولاً آمالها، ثم ثقتها بنفسها.
لا بد للكرد بطبيعة الحال أن يناضلوا؛ ونحن أيضاً لا بد أن نناضل. غير أن هذا النضال يجب ألا يبقى محلياً، بل أن يتسع ليشمل الكل. ولا يكفي أن يتسع، لأن النضال لا يكتسب معناه إلا حين تكون مطالبه وأهدافه ملموسةً وواضحةً تماماً. ينبغي النضال لا في بضعة أحياء من مدينةٍ أو بلدة، بل في كل مجالات الحياة. فالأم التي تُبقي لغتها حيةً في البيت، والصحفي الذي ينشر بالكردية، والمحامي الذي يدافع عن حقوق الأطفال الكرد، والتاجر الصغير الذي يصرّ على إقامة عمله في وطنه، وابن الشتات الذي يحمل مسألة كردستان إلى جدول أعمال الدبلوماسية في الخارج، كلهم جزءٌ من هذا النضال. وكل فهمٍ يحصر النضال في الساحات وصناديق الاقتراع وحدها يترك سائر ميادين الحصار خالية.
نضال الكرد نضالُ خلاصٍ وحرية، أي نضال رزگاري و ئازادي. ولا يجوز أن يُحرَف هذا النضال عن مساره. والانحراف عن المسار يعني أن تحلّ أهدافٌ أخرى محل الهدف القومي، وأن يُحدَّد جدول النضال الزمني في عواصم أخرى، وأن يُستخدم حق الأمة في تقرير مصيرها ورقةَ مساومة على طاولة التفاوض. كل نضالٍ ينحرف عن مساره ينتهي بعد حين إلى أن يصير احتياطاً في يد المحاصِرين. واليوم نشهد في كثيرٍ من أجزاء كردستان حال نضالٍ انحرف عن مساره وبات عاجزاً عن لملمة نفسه. فالمواقع المكتسبة تُستنزف لحساب الآخرين، والدم المسفوك لا يُقيَّد مقابله في رصيد الأمة.
لم يكن الكرد في أي حقبةٍ من تاريخهم أقرب إلى الخلاص والحرية مما هم عليه اليوم. ففي الجنوب (باشور) ثمة كردستان لها برلمانها ومؤسساتها وقوة البيشمركة الخاصة بها التي توحّدت تحت سقفٍ واحد في أيلول/سبتمبر 2026. ولم تحتلّ مسألة كردستان في أي حقبةٍ مكاناً في جدول أعمال الرأي العام العالمي كما تحتله اليوم. والشتات المنتشر في أرجاء العالم الأربع يملك شبكةً من المعرفة والخبرة والعلاقات لم يكن من الممكن حتى تخيّلها قبل مئتي عام. ولا بد أن يكون لاغترابنا عن ذواتنا إلى هذا الحد، رغم كل هذه الإمكانات، سببٌ، ولا بد من إخراج هذا السبب إلى دائرة الوعي. فالأطفال الذين يفقدون لغتهم، والأحزاب المتعادية، والأجزاء التي لا يرى بعضها ألم بعض، هي أوضح علامات هذا الاغتراب.
اسم هذا هو الحصار. فالحصار المضروب من الخارج، والحصار الثاني المحبوك من الداخل، لا يمكن كسرهما إلا بتنظيمٍ قادر على جمع تناقضاتنا تحت سقفٍ واحد. وما لم نبنِ تنظيماً قادراً على احتضان القائمة الطويلة لتناقضاتنا بدلاً من الاحتماء بالقائمة القصيرة لما نتفق عليه، فلن نتجاوز إضافة حلقةٍ جديدة إلى سلسلةٍ عمرها مئتا عام.
فإما أن نكسر الحصار، وإما أن نجد لنا مكاناً في التاريخ بعد قرنٍ من الزمن في حكايةٍ عنوانها «كان هناك كرد» تبدأ بـ«كان يا ما كان».