
ŞÊX FAXRÎ BÛKARKÎ: KÜRD DİRENİŞ TARİHİNİN VE DENGBÊJ GELENEĞİNİN UNUTULMAZ İSMİ
Bavê Behçet Şêxê Kubar'ın hayatı ve tarihî mirası
Kürd tarihinin yakın döneminde, yaşadığı coğrafyada bıraktığı izler yalnızca askerî mücadelelerle değil, halkın hafızasında yaşattığı kişiliğiyle de öne çıkan isimler vardır. Şêx Faxrî Bûkarkî, bu isimlerden biridir. Diyarbakır, Farqîn (Silvan), Pasûr (Kulp) ve Hazro çevresinde yürüttüğü silahlı direnişle tanınan Şêx Faxrî, aynı zamanda Kürd dengbêjlerinin kılamlarında yaşamaya devam eden tarihî şahsiyetlerden biridir.
Onun hayatını anlamak, yalnızca bir şeyhin veya yerel bir direniş önderinin biyografisini incelemek değildir. Aynı zamanda 1920'li ve 1930'lu yıllarda Kürd toplumunun karşı karşıya kaldığı siyasi baskıları, devletin güvenlik politikalarını, yerel güç ilişkilerini, sürgünleri ve sözlü tarih geleneğinin toplumsal hafızayı korumadaki rolünü de incelemek demektir.
Şêx Faxrî'nin hayatına ilişkin bilgiler biyografik anlatımlara, aile tanıklıklarına, dengbêjlerin eserlerine ve dönemin olaylarını ele alan tarihî çalışmalara dayanmaktadır. Bununla birlikte, bazı olayların tarihleri ve ayrıntıları kaynaklar arasında farklılık göstermektedir. Bu nedenle onun tarihî mirasını ele alırken sözlü anlatımlarla yazılı belgeleri birlikte değerlendirmek gerekir.
Şêxê Kubar: Naif kişiliğiyle halkın hafızasına yerleşen bir şahsiyet
Şêx Faxrî, Bûkarkî şeyh ailesinin mensuplarından biri olarak tanınır. Halk arasında kendisine verilen “Şêxê Kubar” lakabı, onun kişiliğiyle özdeşleşmiştir. Aktarılan anlatımlara göre, genel davranışlarındaki naiflik, uzun boylu ve narin yapılı oluşu, insanlarla kurduğu ilişkilerdeki nezaketi bu lakabın ortaya çıkmasında etkili olmuştur.
Kürdçedeki kubar sözcüğü, bağlama göre ağırbaşlı, vakur ve saygın bir kişiliği ifade edebilir. Bu bakımdan Şêxê Kubar lakabı, yalnızca fiziksel özelliklerini değil, toplumun ona atfettiği kişilik özelliklerini de yansıtmaktadır.
Şêx Faxrî'nin halkın hafızasında yer edinmesinde şeyh ailesine mensubiyetinin yanı sıra, yaşadığı dönemdeki siyasi ve toplumsal olayların içinde bulunması da etkili olmuştur.
Orhan Zuexpayic'in biyografik anlatımında Şêx Faxrî'nin 1899 yılında Diyarbakır'ın Farqîn yöresindeki Qamîşlı köyünde doğduğu belirtilmektedir. Aynı anlatımda Bûkarkî ailesinin dinî ve toplumsal geçmişine de değinilmektedir.
2. Vergi adaletsizliği, yerel baskılar ve direnişin başlangıcı
Şêx Faxrî'nin direniş hayatına ilişkin anlatımlarda, dönemin vergi uygulamalarına ve bölgede yaşanan baskılara karşı gösterdiği tepki önemli bir yer tutar. Bazı aktarımlarda, 1922 dolaylarında vergi adaletsizliğine ve yerel baskılara karşı silahlı bir grupla dağlara çekildiği, uzun yıllar boyunca bölgede faaliyet gösterdiği ifade edilir.
Ancak 1922'de başlayan direnişin ayrıntılarını, bu tarihteki vergi uygulamalarını ve silahlı grubun büyüklüğünü doğrulayan bağımsız belgeler bu anlatımlarda yeterince ortaya konulmamaktadır. Bu nedenle söz konusu tarih, kesinleşmiş bir başlangıç tarihi olarak değil, araştırılması gereken bir tarihî iddia olarak değerlendirilmelidir.
Buna karşılık, Şêx Faxrî'nin 1920'li yılların sonlarında ve 1930'lu yılların başlarında bölgede silahlı bir güçle faaliyet gösterdiği, yayımlanmış biyografik anlatımlarda açıkça yer almaktadır.
Kurmay Albay Reşat Hallı'nın Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar (1924–1938) adlı çalışmasına atıf yapan araştırmalarda, 24 Ekim 1927'de başlayan askerî harekâtın hedefleri arasında Şeyh Fahri ve Şeyh Fevzi'nin faaliyet bölgelerinin bulunduğu aktarılır. Bu bilgi, Şêx Faxrî'nin faaliyetlerinin 1933'teki son çatışmadan çok önce devletin askerî gündeminde yer aldığını göstermesi bakımından önemlidir.
Böylece Şêx Faxrî'nin mücadelesi, yalnızca 1925 Şeyh Said Hareketi'nin kısa bir uzantısı olarak değil, daha uzun bir zaman dilimine yayılan bölgesel silahlı direniş çerçevesinde ele alınmalıdır.
3. Şeyh Said Hareketi ve Bûkarkî ailesinin yaşadığı kayıplar
1925 yılında meydana gelen Şeyh Said Hareketi, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşanan en önemli siyasi ve askerî olaylardan biridir. Hareketin dinî, toplumsal ve Kürd ulusal kimliğiyle ilişkili boyutları tarihçiler tarafından farklı biçimlerde değerlendirilmiştir.
Şêx Faxrî'nin de bu hareketin içinde yer aldığı, aile ve biyografi anlatımlarında belirtilmektedir. Ailesinden bazı kişilerin hareket sırasında veya sonrasında ağır cezalarla karşılaştığı aktarılmaktadır.
Bu anlatımlara göre, amcası Şêx Şemseddin, Şeyh Said ile bağlantılı olaylar nedeniyle yargılanmış ve idam edilmiştir. Diğer amcası Şêx Nureddin'in de aynı dönemde idam edildiği belirtilir. Bununla birlikte, her iki kişinin yargılanma ve infaz tarihleriyle ilgili ayrıntıların mahkeme kayıtları üzerinden ayrıca doğrulanması gerekir.
Aile anlatımlarında yer alan bu kayıplar, dönemin siyasi baskılarının yalnızca doğrudan silahlı mücadeleye katılan kişilerle sınırlı kalmadığını, onların yakın çevrelerini de etkilediğini göstermektedir.
Şêx Faxrî'nin Şeyh Said Hareketi'ndeki kesin askerî rütbesi, komuta ettiği birliklerin büyüklüğü ve faaliyet gösterdiği bütün bölgeler hakkında ise ihtiyatlı davranılmalıdır. Onu hareketin en önemli bölge komutanlarından biri olarak tanımlamak için ayrıntılı askerî kayıtlar ve birbirinden bağımsız kaynaklarla desteklenen kanıtlar gereklidir.
4. Dağlardaki direniş ve Godernê çevresindeki karargâh
Şêx Faxrî'nin hayatındaki en dikkat çekici dönemlerden biri, 1920'li yılların sonlarından 1933'e kadar uzanan silahlı faaliyetleridir.
Orhan Zuexpayic'in biyografik anlatımına göre Şêx Faxrî, 1928–1933 yılları arasında Farqîn yöresindeki Malê-Gır (Dolap Dere) köyünde bir askerî karargâh kurmuş ve burada Kürd savaşçılarını eğitmiştir.
Aynı anlatımda, faaliyet alanının Farqîn, Pasûr ve Hazro arasındaki dağlık coğrafyaya yayıldığı belirtilmektedir. Godernê vadisi ve çevresindeki mağaralar da bu mücadelenin önemli mekânları arasında gösterilir.
Dağlık coğrafya, bölgedeki silahlı gruplar açısından hem barınma hem de askerî hareketlilik bakımından önemli imkânlar sunuyordu. Buna karşılık, devletin askerî birlikleriyle yaşanan çatışmalar ve yerel güçlerle kurulan ittifaklar, direnişçilerin hareket alanını da belirliyordu.
Aynı şekilde, Xoybûn Cemiyeti'nin Şêx Faxrî'nin faaliyetlerini doğrudan yönlendirdiği veya kendisine askerî strateji belirlediği iddiası da ayrıca belgelendirilmelidir. Xoybûn'un Kürd ulusal hareketi içindeki tarihî rolü bilinse de, bu genel tarihî bağlam tek başına Şêx Faxrî ile örgüt arasında doğrudan bir emir-komuta ilişkisi bulunduğunu kanıtlamaz.
Bununla birlikte, Şêx Faxrî'nin uzun süre silahlı faaliyet yürütmesi, dönemin bölgesel direniş tarihi içinde incelenmesini gerekli kılmaktadır.
5. 1933–1934: Godernê çatışması ve Şêx Faxrî'nin ölümü
Şêx Faxrî'nin hayatının son dönemine ilişkin en önemli olay, Godernê vadisi ve Hazro çevresinde gerçekleştirilen askerî operasyondur.
Orhan Zuexpayic'in çalışmasında, 17 Ekim 1933 tarihinde Farqîn–Pasûr–Hazro üçgenindeki Geliyê Godernê ve Hesîka vadileri çevresinde geniş çaplı bir operasyon düzenlendiği aktarılır. Anlatıma göre, Şêx Faxrî ve beraberindeki silahlı grup, Şikefta Ganike olarak anılan mağara çevresinde kuşatılmış ve uzun süren çatışmaların ardından Şêx Faxrî ile çok sayıda arkadaşı hayatını kaybetmiştir.
Aynı kaynakta, Şêx Faxrî'nin torunu Medeni Bûkarkî'nin aile anlatımına dayanan bilgiler de aktarılmaktadır. Bu anlatıma göre, çatışmada Şêx Faxrî ile birlikte 17 arkadaşı yaşamını yitirmiş, üç kişi ise kurtulmuştur. Ölenlerin cenazelerinin Hazro'daki Gire Cirit mezarlığına toplu olarak defnedildiği belirtilir.
Mustafa Balbal'ın Şêx Faxrî'nin direnişini ele alan yazısında ise ölüm süreci 1934 yılıyla ilişkilendirilir. Balbal ayrıca Bazil Nikitin'in Kürtler adlı eserinin 341. sayfasına atıf yaparak, 1933'te Diyarbakır civarında Şeyh Fahri'ye karşı bir polis harekâtı düzenlendiğini ve 1934'te idam ve müebbet hapis cezalarının verildiğini aktarır.
Burada önemli bir ayrım vardır: Nikitin'e atfedilen ifade, Şêx Faxrî'ye karşı yürütülen operasyonu ve ardından gelen cezaları anlatmaktadır. Bu ifade, tek başına Şêx Faxrî'nin ölümünün 1934'te gerçekleştiğini kanıtlamaz. Nitekim biyografik anlatımda 17 Ekim 1933 tarihi verilmektedir.
Bu nedenle en temkinli tarihî değerlendirme şudur: Şêx Faxrî'nin silahlı direnişi 1933'te sona ermiş görünmektedir; ölüm tarihi ve operasyonun sonraki yargılamalarla ilişkisi hakkındaki ayrıntılar ise kaynaklar arasında karşılaştırılmalıdır.
Çatışmada hayatını kaybedenlerin sayısı, operasyonun bütün aşamaları ve cenazelerin defnedildiği yer konusunda da aile tanıklıkları ile resmî kayıtların birlikte incelenmesi, tarihî anlatının daha sağlam temellere oturmasını sağlayacaktır.
6. Ailenin sürgünü ve Dılşa'nın yaşadığı trajedi
Şêx Faxrî'nin hikâyesi, onun ölümüyle sona ermez. Ailesinin yaşadığı sürgün, ayrılık ve kayıplar da bu tarihî anlatının önemli bir parçasıdır.
Aktarılan bilgilere göre, 1933 yılında Bûkarkî ailesinin çok sayıda mensubu hakkında sürgün kararı çıkarılmıştır. Şêx Faxrî'nin eşi Dılşa ile çocuklarının da bu uygulamadan etkilendiği belirtilmektedir.
Aile anlatımında Dılşa'nın, henüz 15 yaşında olduğu ifade edilen oğlu Becet (Behçet) ve diğer çocukları Paşa, Ali İhsan, Mücahit ve Şirin ile birlikte sürgüne gönderildiği aktarılır. Kafile, çeşitli şehirlerden geçirildikten sonra Kütahya'ya yerleştirilmiştir.
Sürgün edilen aile üyelerinin yeni çevrelerinde dışlanma ve yoksunluk yaşadıkları, Dılşa'nın hayatının ağır kayıplarla geçtiği anlatılmaktadır.
Bu anlatıma göre, Dılşa'nın Kütahya'daki evinde çıkan bir yangında oğlu Mücahit hayatını kaybetmiştir. Yangının nedeni konusunda kesin bir bilgi bulunmadığı için olayın kasıtlı olduğu ileri sürülmemelidir.
Aynı aile anlatımında, Şirin'in bir general tarafından annesinden alınarak götürüldüğü, daha sonra dayısı Dewrêş Ağa'nın onu bulup annesine geri teslim ettiği belirtilir. Becet'in ise gençlik yıllarında kendisine ilaç içirilmesi sonucunda beyin hasarı yaşadığı ve 1990'lı yıllara kadar bu durumla yaşadığı ileri sürülmektedir. Bu son olayın ayrıntıları da bağımsız belgelerle doğrulanmış değildir.
Bu hikâyeler, Bûkarkî ailesinin kolektif hafızasında önemli bir yer tutmaktadır. Ancak tarihî bir makalede, aile tanıklığına dayanan bilgiler ile bağımsız biçimde doğrulanmış olguların birbirinden ayrılması gerekir. Böyle bir yaklaşım, yaşanan acıları küçültmez; aksine, anlatının güvenilirliğini artırır.
7. Dengbêjlik: Şêxê Kubar'ın tarihî hafızadaki yeri
Şêx Faxrî'nin adının günümüze kadar ulaşmasında Kürd dengbêjlik geleneğinin önemli bir rolü vardır.
Dengbêjlik, Kürd toplumunda tarihî olayların, toplumsal çatışmaların, aşiret ilişkilerinin, kahramanlık anlatılarının ve bireysel trajedilerin sözlü olarak aktarılmasını sağlayan önemli bir kültürel gelenektir. Dengbêjler, geçmişte yaşanan olayları yalnızca anlatmakla kalmaz; onları toplumun ortak hafızasında yeniden şekillendirir ve sonraki kuşaklara aktarırlar.
Şêx Faxrî de bu geleneğin içinde yaşamaya devam eden şahsiyetlerden biridir. Şakiro ile özdeşleşen “Şêxê Kubar, Bavê Becet” adlı kılam, onun adını ve hikâyesini geniş bir dinleyici kitlesine taşımıştır. Şakiro'nun müzik kayıtlarında “Bavê Becet” adıyla yayımlanmış bir eser de bulunmaktadır.
Bu tür eserler, Şêx Faxrî'nin hayatına ilişkin tarihî araştırmalar açısından önemlidir. Ancak dengbêj kılamları ile arşiv belgeleri aynı türden kaynaklar değildir. Kılamlar, toplumun olayları nasıl hatırladığını, hangi kişileri öne çıkardığını ve hangi acıları kuşaklar boyunca yaşattığını anlamamıza yardımcı olur. Olayların kesin tarihlerini, kişi sayılarını veya askerî ayrıntıları belirlemek içinse başka kaynaklarla karşılaştırılmaları gerekir.
Şêx Faxrî'nin hikâyesi, bu bakımdan sözlü tarih ile yazılı tarih arasındaki ilişkinin dikkat çekici örneklerinden biridir.
Dengbêjlik geleneği, resmî belgelerde sınırlı yer bulan kişilerin ve olayların halk hafızasında yaşamasını sağlayabilir. Fakat bu geleneğin asıl değeri, her ayrıntıyı değişmez bir belge gibi sunmasından değil, toplumun geçmişini, acılarını ve tarihî tecrübelerini korumasından kaynaklanır.
8. Badıki ve Xiya aşiretleri hakkındaki anlatımlar
Şêx Faxrî'nin ölümüne ilişkin anlatımlarda Badıki ve Xiya (Hiya) aşiretlerinden bazı kişilerin devlet güçleriyle iş birliği yaptığı ve operasyonda rol oynadığı ileri sürülmektedir.
Bu iddialar, özellikle Mustafa Balbal'ın yazısında öne çıkarılmaktadır. Ancak tarihî değerlendirmede, bir aşiretin bütün mensuplarını aynı siyasi tutumla özdeşleştirmek doğru değildir. Belirli kişilerin veya aşiret ileri gelenlerinin rolü söz konusuysa, bunların isimleri, eylemleri ve dönemin kayıtları üzerinden ayrı ayrı incelenmeleri gerekir.
Dengbêj Şakiro'nun “Ez Rebenım” ve “Şêxê Kubar, Bavê Becet” gibi kılamları, bölgedeki çatışmaların ve bazı yerel güç ilişkilerinin halk hafızasındaki yansımalarını araştırmak açısından önemlidir.
Bununla birlikte, kılamlarda dile getirilen suçlamaların tarihî sorumlulukları kesin biçimde belirleyebilmesi için bağımsız belgelerle desteklenmesi gerekir. Böylece hem dengbêjlik geleneğinin tanıklığı korunur hem de tarihî değerlendirme belirli kişi ve topluluklara yönelik genellemelere dayandırılmamış olur.
9. Şêx Faxrî'nin siyasi mirası nasıl değerlendirilmelidir?
Şêx Faxrî Bûkarkî'nin hayatı, 1920'li ve 1930'lu yıllarda Kürd bölgelerinde yaşanan silahlı direnişlerin ve devletle yerel güçler arasındaki çatışmaların tarihinden ayrı düşünülemez.
Onun Şeyh Said Hareketi'yle ilişkisi, daha sonraki yıllarda da silahlı faaliyetlerini sürdürmesi ve ölümünden sonra ailesinin sürgün edilmesi, hayatının siyasi ve toplumsal boyutlarını ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte, Şêx Faxrî'nin faaliyetlerini devlet tarafından dini veya çete diye yaftalanmaktadır.
Bu dönemde dinî otorite, yerel toplumsal ilişkiler, devlet politikaları ve Kürd kimliğiyle bağlantılı siyasi talepler iç içe geçebiliyordu.
Şêx Faxrî'nin siyasi düşüncelerini, Xoybûn ile ilişkisini Kürd ulusal programını daha kesin biçimde değerlendirebilmek için mektuplar, örgütsel belgeler, dönemin raporları ve güvenilir tanıklıklar gereklidir.
Ancak mevcut biyografik anlatımlar ve sözlü tarih geleneği, onun bölgede silahlı direnişle özdeşleşmiş, ailesi ağır kayıplar yaşamış ve adı dengbêjlik aracılığıyla kuşaklar boyunca aktarılmış bir tarihî şahsiyet olduğunu ortaya koymaktadır.
Sonuç: Tarihin, direnişin ve hafızanın kesiştiği bir hayat
Şêx Faxrî Bûkarkî'nin hayatı, Kürd tarihinin yakın döneminde yaşanan çatışmaların, siyasi baskıların, aile trajedilerinin ve sözlü kültürün bir araya geldiği çok katmanlı bir tarihî anlatıdır.
Şêxê Kubar lakabıyla tanınan bu şahsiyet, Farqîn, Pasûr ve Hazro çevresindeki silahlı faaliyetleriyle bölgesel direniş tarihinde yer edinmiştir. Şeyh Said Hareketi'yle ilişkisi, sonraki yıllarda devam eden mücadelesi ve 1933'teki son çatışmasına ilişkin anlatımlar, onun hayatının siyasi yönünü ortaya koymaktadır.
Ailesinin sürgün edilmesi ve yaşadığı kayıplar ise dönemin siyasi çatışmalarının bireyler ve aileler üzerindeki sonuçlarını göstermektedir.
Bunun yanında, Şakiro'nun seslendirdiği “Şêxê Kubar, Bavê Becet” gibi kılamlar, onun adının yalnızca tarih kitaplarında değil, Kürd toplumunun kültürel hafızasında da yaşamasını sağlamıştır.
Şêx Faxrî'nin tarihî mirasını korumanın en doğru yolu, onun hakkında aktarılan bilgileri eleştirel biçimde incelemek; aile tanıklıklarını, dengbêjlik geleneğini, biyografik araştırmaları ve dönemin arşiv belgelerini birlikte değerlendirmektir.
Çünkü bir halkın tarihini anlamak, yalnızca savaşları ve siyasi olayları kaydetmek değildir. O olayların içinde yaşayan insanları, ailelerin ödediği bedelleri ve geçmişi kuşaktan kuşağa taşıyan kültürel hafızayı da anlamaktır. Şêx Faxrî Bûkarkî'nin hikâyesi, bu tarihî hafızanın araştırılmayı ve korunmayı bekleyen önemli parçalarından biridir.
Shamil Teymurov
15.10.2026