PEZKUWICHAINDIJITAL KURDISTAN NEWS 15 HEZÎRAN 2026 · DUŞEM
Gündem Görüş
Görüş

Yeni Dalga Asimilasyon

Dikkatinizi çekmiştir; son iki yıldır sosyal medyada, 30’ların genç Cumhuriyet’ini aratmayan ama ciddiyet düzeyi bir hayli düşürülmüş yeni bir tarih yazımı ve asimilasyon projesiyle karşı karşıyayız. İşin arkasında devletin ilgili birimlerinin ve örtülü mekanizmalarının organize ettiği yeni bir kurumsal konseptin izdüşümlerini görmek hiç de zor olmasa gerek.

Ancak bu seferki senaryo yazarlarının kurgu gücü eskilere kıyasla biraz daha fantastik.

Genç Cumhuriyet döneminde yöntem en azından daha kurumsaldı: Kürtlerin varlığı reddedilir, "Kürtler aslında dağlı Türklerdir" tezi üzerinden tekçi ulus-devletin inkârcı ve asimilasyoncu yapısı tahkim edilmeye çalışılırdı. Mesajı pekiştirmek ve bilimsellik süsü vermek adına kurumlar seferber edilir, onlarca sipariş kitap, inceleme ve sözlük üst üste yayımlanırdı. Hatta bu iddiaya Batılı bir ciddiyet sosu katmak için Prusya Sömürge Bakanlığı’ndan "Dr. Friç" adında uydurma bir Alman uzman bile icat edilmişti. Sonradan anlaşıldı ki o koskoca "Alman uzman", Teşkilat-ı Mahsusa mensubu Naci İsmail Pelister’den başkası değildi. Adam oturmuş, masa başında "Dr. Friç" karakterini yaratmış, üzerine bir de "Batılı bilimsellik" ceketini giydirip devasa bir literatür oluşturmuştu. Birinci dalga asimilasyon bu tarz kurgularla yürütüldü; fakat Kürtler köklü tarihleri ve kültürleri sayesinde bu süreci atlatmayı başardı.

Aradan yüz yıl geçip birinci dalga Kürtler nezdinde duvara toslayınca, yeni bir teorik "keşifte" bulunmaya karar vermişler anlaşılan. Eskinin "Türkler Orta Asya’dan at sırtında geldi, buraları fethetti" anlatısı rafa kaldırılmış durumda. Şimdiki yeni tez şu: "Türkler zaten Sümerlerden beri bu topraklardaydılar, Kürtler ise yakın tarihlerde Hindistan’dan göç ettiler!"

Bilişim çağında Kürt varlığı tamamen reddedilemediği için strateji değiştirilmiş: Kürt var ama "sonradan geldiler" argümanı dolaşıma sokuldu.

Ne zaman gelmişler peki? Yavuz Sultan Selim döneminde! Yavuz, Kürtleri Hindistan’dan getirip Kürdistan’a (!) yerleştirmiş... Selçuklular döneminde, Yavuz’dan yüzyıllar önceki haritalarda zaten "Kürdistan" adında resmi bir coğrafi tanımlama bulunduğunu, günümüz dijital dünyasında birkaç saniyelik bir aramayla herkesin görebileceğini hesaba katamayacak kadar özgüvenliler.

Ortaya attıkları bu iddianın ikinci boyutu ise kendi içinde tam bir mantık komedisi: Yavuz Selim’in bölgedeki baskısından kaçan Türkmenlerin, güya Hindistan’dan yeni gelmiş olan Kürtlerin arasına karışıp "Kürtleştiklerini" iddia ediyorlar. Neresinden tutsanız elinizde kalan, kendi iç mantığıyla bile çelişen ve tarihsel metodolojiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan muazzam bir kurgu yeteneği...

Resmî söylemin yıllar içindeki bu çaresiz savrulması ve uydurma kimlikler kataloğundaki yalpalama ise ibretlik: Kürtler önce Türktü, sonra Ermeni yapıldılar, bir ara Arap-Fars-Türk kırması ilan edildiler; en sonunda ise bu halkı olabildiğince bu coğrafyadan uzaklaştırıp "göçmen Çingene/parya" konumuna oturtmakta karar kılındı. Böylece ev sahibi ile sonradan gelen yer değiştirmiş olacak ve Kürtlere "akıllı olmadıkları" takdirde her an gönderilebilecekleri algısı yerleştirilmek istenecek.

Dünya tarihi aslında bu tür "sonradan gelme / otokton olmama" kurgularına yabancı değildir. İngilizlerin İrlandalıları medeniyetsiz ve dışarıdan gelme bir parya sınıfı olarak tanımlayıp mülksüzleştirmesi, Çarlık ve Sovyet dönemi Rus tahrifatçılarının Kafkas halklarının kadim bağlarını cop ve kalem zoruyla koparma gayretleri hep aynı hileye dayanır: Önce tarihsel meşruiyetini elinden al, sonra coğrafyadaki varlığını sığıntı ilan et.

İşte bu "Hindistan’dan göç" tezinin ve yeni dönemin ana figürlerinden biri olan İran Tebriz doğumlu Rahim Cavadbeyli de aynı bayat yöntemi uyguluyor. (Kendisi, İran Azerisi kökenli bir aktivist/yazar olup Türk milliyetçisi çevrelerde marjinal tarih tezleriyle tanınır.) Kürtlerin Kökeni adıyla yayımladığı kitabında, Batı dilbilimini ve tarih yazımını sahtekârlıkla suçlayıp masa başında Kürtlere Hint rotası çizmeyi deniyor. Cavadbeyli’nin derdi sadece Kürtlerle sınırlı da değil; kendisi tam teşekküllü bir anti-İrani şovenist. Yazılarında Farsları da İran coğrafyasının yerlisi değil, sonradan gelip Turan topraklarını gasp etmiş bir topluluk olarak gösteriyor. Ancak Oğuzlar 11. yüzyılda sadece Azerbaycan coğrafyasına geldiklerinde bölgesel güç sahibi olan Revvadiler ve Şeddadiler gibi köklü Kürt hanedanlıklarının himayesinde varlıklarını sürdürebilmişlerdi. Bu tarihsel gerçeklikle yüzleşmek yerine, o kadim varlığı sinsi bir illüzyonla buharlaştırmayı tercih ediyor.

Asimilasyon politikalarının bu yeni veçhesi; doğrudan fiziksel şiddet ya da dil yasağı uygulamak yerine, psikolojik bir kırım ve itibar suikastı hedefleri güdüyor. Buradaki stratejik akıl son derece berrak: Kürt kimliğini tarihsel ve kültürel olarak köksüzleştirmek, onu "parya/misafir" konumuna oturtmak ve bu aşağılanmışlık hissi üzerinden Kürtlerin kendi kimliklerinden utanmalarını sağlamak... Böylece, kimliğinden utanan topluluğun "gönüllü olarak" Türklüğe ihtida edeceği varsayılıyor sanırım; zira başka bir açıklaması yok.

Ancak burada meselenin özünü kaçırmamak gerek: Hindistan kökenli ya da Çingene olmak utanılacak bir şey değildir; dünyadaki her halk gibi saygıdeğerdir. Buradaki asıl sorun, bu kimliklerin birer aşağılama aracı olarak kullanılması ve baştan aşağı uydurma bir ırkçılık inşa edilmesidir.

Nitekim bu hesap da tutmuş değil. Bugünün yeni nesil Kürt gençliği, sanılanın aksine ciddi bir tarih bilincine sahip. Bu ucuz itibar suikastlarına karşı savunmaya geçmek veya kompleks duymak yerine; sundukları tarihsel belgeler, kaynaklar ve keskin analizlerle bizzat bu iddia sahipleri ile dalga geçerek itibarsızlaştırıyorlar.

Özetle; karşımızdaki "Yeni Dalga Asimilasyon" ne orijinal bir fikirdir ne de derin bir stratejik akıl taşır. Yüz yıl önce Naci İsmail’in "Dr. Friç" kurgusuna bilimsellik süsü verilebiliyordu, ama bugünün bilgi çağında ne Cavadbeyli’nin "Hindistan masalı" ne de insanların utanç duyarak "ihtida edeceği" varsayılan bu ırkçı fanteziler bilinçli bir toplum karşısında tutunabilir.

Karl Marx’ın o meşhur tespitini tekrar ederek bitirelim: "Tarihte olaylar ilkinde trajedi, tekrar ettiğinde ise komedi olarak yaşanır." Geçen yüzyıl Dr. Friç ve türevlerinin kurgusuna dayanan asimilasyon sürgünlerle, dil yasaklarıyla ve ağır bedellerle tam bir trajediydi. Bugünün masa başı senaristlerinin Hindistan haritaları, Bollywood montajları ve "Yavuz getirdi" masallarıyla yürütmeye çalıştığı bu ikinci dalga ise katıksız bir komediden ibaret. Trajediyi vakarla göğüsleyen bir halkın, bu ucuz komediye de duyarsız kalmaması her şeye rağmen mizahın hâlâ hayatımızda önemli bir yer tuttuğunun göstergesidir.

Tüm bu cehalet senaryolarının belki de tek hayırlı sonucu, Kürtleri ulusal ve kültürel anlamda hiç olmadığı kadar konsolide etmesi olur. Kimliğini unutturmak isterken bilakis kolektif hafızayı harekete geçirecek bu zihniyete dua mı etsek, yoksa şükran mı sunsak, kestirmek zor.

Pêla Nû ya Asîmîlasyonê

Dibe ku we bala xwe dabe; di du salên dawî de li ser medyaya civakî, em bi projeyeke asîmîlasyonê û nivîsandina dîrokeke nû re rû bi rû ne ku ne kêmî Komara ciwan a salên 30’an e, lê asta ciddiyeta wê gelek hatiye kêmkirin. Ne zehmet e ku mirov şopên konsepta sazûmanî ya nû ya ku ji aliyê yekîneyên têkildar ên dewletê û mekanîzmayên veşartî ve hatiye organîzekirin, bibîne.

Lê belê, hêza kurguya nivîskarên senaryoya vê carê, li gorî yên berê hinekî fantastîktir e.

Di serdema Komara ciwan de rêbaz bi kêmanî zêdetir sazîbûyî bû: Hebûna Kurdan dihat înkarkirin û bi rêya teza "Kurd di rastiyê de Tirkên çiyayî ne", hewl dihat dayîn ku avahiya înkarî û asîmîlasyonî ya netewe-dewleta yekperest bê xurtkirin. Ji bo piştrastkirina peyamê û dayîna rûyê zanistiyê, sazî dihatin seferberkirin û bi dehan pirtûk, lêkolîn û ferhengên siparîşî li pey hev dihatin weşandin. Heta ji bo ku ev îdîa bi "ciddiyeta rojavayî" bê xemilandin, ji Wezareta Kolonyal a Prûsyayê pisporê alman ê çêkirî bi navê "Dr. Frîç" hatibû afirandin. Paşê derket holê ku ew "pisporê alman" ê mezin, ne kesekî din bû ji bilî endamê Teşkîlat-ı Mahsusa Nacî Îsmaîl Pelîster. Mêrik rûniştibû, li ser maseyê karakterê "Dr. Frîç" afirandibû, kincê "zanistiya rojavayî" li ber kiribû û wêjeyeke mezin pêk anî bû. Pêla yekem a asîmîlasyonê bi vî rengî kurguyan hat meşandin; lê belê Kurdan bi saya dîrok û çanda xwe ya kûr karîbûn vê pêvajoyê derbas bikin.

Wisa diyar e piştî sed salan, dema pêla yekem li beramberî Kurdan têk çû, biryar dane ku "keşfeke" nû ya teorîk bikin. Vegotina kevin a "Tirk ji Asyaya Navîn bi hespan hatin û ev der fetih kirin" hatiye rakirin. Teza nû ya niha ev e: "Tirk ji dema Sumeriyan ve li van axan bûn, Kurd jî di dîroka nêzîk de ji Hindistanê koç kirine!"

Di serdema înformasyonê de, ji ber ku hebûna Kurdan bi temamî nayê înkarkirin, stratejî hatiye guhertin: Kurd hene lê argumana "paşê hatine" hatiye belavkirin.

Qey kengî hatine? Di serdema Yavuz Sultan Selîm de! Yavuz, Kurd ji Hindistanê anîne û li Kurdistanê (!) bi cih kirine... Ew qas xwedî bawerî ne ku nikarin hesab bikin ku di nexşeyên serdema Selçûqiyan de, yanî sedsalan beriya Yavuz, bi navê "Kurdistan" pênaseke erdnîgarî ya fermî hebûye û di cîhana dîjîtal a îro de her kes dikare bi lêgerîneke çend saniyan vê yekê bibîne.

Pêkhateya duyemîn a vê îdiaya ku wan derxistiye holê, di hundirê xwe de komediyeke mentiqî ya tam e: Îdia dikin ku Tirkmenên ji zordariya Yavuz Selîm a li herêmê reviyane, tevlî Kurdên ku dibêjin "nû ji Hindistanê hatine" bûne û "bûne Kurd". Ev kurguyeke pir mezin e ku ji her alî ve têk diçe, bi mentiqê xwe yê hundirîn re jî dikeve nakokiyê û tu eleqeya wê bi metodolojiya dîrokî re tune ye...

Ev şaşwaziya bêçare ya gotara fermî ya di nav salan de û lerizîna di kataloga nasnameyên çêkirî de, cihê ibretê ye: Kurd pêşî Tirk bûn, paşê kirin Ermenî, demekê hatin ragihandin ku ew têkelê Ereb-Fars-Tirk in; di dawiyê de jî biryar dan ku vî gelî bi qasî ku dibe ji vê erdnîgariyê dûr bixin û wan bixin rewşa "koçberên Çîngene/parya". Bi vî awayî, xwediyê malê û yê paşê hatiye dê cihê xwe biguherînin û dixwazin vê algoyê di hişê Kurdan de bi cih bikin ku eger "aqilmend nebin", her kêlî dikarin bên şandin.

Dîroka cîhanê di rastiyê de ne biyanî ye ji van kurguyên "paşê hatî / ne xwemalî" re. Îngilîzan Îrlandî wekî çînek bêşaristanî û ji derve hatî pênase kirin û ew ji milkên wan bêpar hiştin; hewildanên dîroknivîsên Rûs ên di serdema Çarîtî û Sovyetê de ji bo bi zorê û bi zextê têkiliyên kevnar ên gelên Kafkasyayê qut bikin, hemû dispêrin heman hîleyê: Pêşî rewayiya wan a dîrokî ji destê wan bistîne, paşê hebûna wan a li wê erdnîgariyê wekî penaberî û sîgintî îlan bike.

Rahîm Cewadbeyliyê ku li Tebrîza Îranê ji dayik bûye û yek ji fîgurên sereke yên vê tezê ya "koça ji Hindistanê" û serdema nû ye, heman rêbaza kevin bi kar tîne. (Ew bi xwe çalakvan/nivîskarekî bi eslê xwe Azeriyê Îranê ye û di derdorên neteweperestên tirk de bi tezên xwe yên dîrokî yên marjînal tê naskirin.) Di pirtûka xwe ya bi navê "Koka Kurdan" de, zimanewanî û dîroknivîsiya rojavayî bi sextekariyê tawanbar dike û hewl dide li ser maseyê rêyeke hindî ji bo kurdan xêz bike. Derdê Cewadbeyli tenê bi kurdan re sînordar nîne; ew bi temamî şovenîstekî dijî-îranî ye. Di nivîsên xwe de farisan jî ne wekî xwemaliyên erdnîgariya Îranê, lê wekî civakeke ku paşê hatiye û axa Turanê dagir kiriye nîşan dide. Lê belê gava ku oxuz di sedsala 11an de tenê hatin erdnîgariya Azerbaycanê, wan karîbû di bin parastina xanedaniyên kurd ên xwedî kok ên wekî Rewadî û Şedadî de ku xwedî hêza herêmî bûn, hebûna xwe bidomînin. Li şûna ku bi vê rastiya dîrokî re rû bi rû bimîne, ew tercîh dike ku wê hebûna qedîm bi îllûzyoneke xapînok tune bike.

Ev rûyê nû yê polîtîkayên asîmîlasyonê; li şûna şîdeta fîzîkî ya rasterast an jî qedexekirina ziman, armanc dike ku qirkirineke psîkolojîk û sûîqasta navûdengê pêk bîne. Aqilê stratejîk ê li vir gelekî zelal e: Nasnameya kurdî ji aliyê dîrokî û çandî ve bêkok hiştin, wê bixin rewşa "parya/mêvan" û bi rêya vê hestê ya biçûkxistinê, kurdan ji nasnameya xwe şermezar bikin... Bi vî awayî, tê texmînkirin ku civaka ji nasnameya xwe şerm dike dê "bi dilxwazî" bibe tirk; çimkî şiroveyeke din a vê nîne.

Lê belê divê mirov naveroka meseleyê ji bîr neke: Kurdîbûn an jî çîngenebûn tiştekî şermê nîne; wekî her gelê cîhanê rêzdar e. Pirsgirêka sereke li vir ew e ku ev nasname wekî amûreke biçûkxistinê tên bikaranîn û nijadperestiyeke ku ji serî heta binî derew e, tê avakirin.

Bi rastî ev hesab jî nehatiye cih. Nifşê nû yê ciwanên Kurd ên îro, berevajî ya ku tê fikirîn, xwedî hişmendiyeke kûr a dîrokî ne. Li şûna ku li hemberî van sûîqastên navûdeng ên erzan bikevin berevaniyê an jî hestên kêmneteweyiyê bijîn; bi belgeyên dîrokî, çavkanî û analîzên tûj ên ku pêşkêş dikin, bi xwe bi van îdiakeran dikenin û wan bêrûmet dikin.

Bi kurtasî; "Pêla Nû ya Asîmîlasyonê" ya li hemberî me, ne fikrekî resen e û ne jî xwedî aqilekî stratejîk ê kûr e. Sed sal berê dikaribûn bi kurguya "Dr. Frîç" a Nacî Îsmaîl re xemla zanistiyê bidin, lê di serdema agahdariyê ya îro de, ne "çîroka Hindistanê" ya Cavadbeylî û ne jî ev xeyalên nijadperest ên ku tê texmînkirin mirov dê bi şermê "vegerin ser dînê xwe", li hemberî civakeke hişmend dikarin xwe ragirin.

Em bi dubarekirina wê tespîta navdar a Karl Marx bi dawî bikin: "Di dîrokê de bûyer cara ewil wekî trajedî, dema dubare dibin jî wekî komedî tên jiyîn." Sedsala borî, asîmîlasyona ku li ser kurguya Dr. Frîç û yên mîna wî hatibû avakirin, bi sirgûnkirinan, qedexeyên ziman û berdêlên giran trajediyeke tam bû. Ev pêla duyemîn a ku senarîstên ser maseyê bi nexşeyên Hindistanê, montajên Bollywoodê û çîrokên "Yavuz anî" hewl didin bimeşînin, ji komediyeke bêkêmasî pê ve tiştek nîne. Gelê ku bi rûmet li hemberî trajediyê sekinî, bêdeng nemana li hemberî vê komediya erzan nîşan dide ku tevî her tiştî, henek û mîzah hîn jî di jiyana me de cihekî girîng digire.

Dibe ku encama herî baş a van hemû senaryoyên nezanînê ew be ku Kurdan di warê neteweyî û çandî de ji her demê zêdetir bike yek. Zehmet e mirov bêje gelo divê em ji vê zîhniyeta ku dema dixwaze nasnameyê bide jibîrkirin, berevajî wê bîra kolektîf radike, dua bikin an jî spas bikin.

شەپۆلێکی نوێی بەعەرەبکردن و بەتورککردن

سەرنجتان داوە؛ لە دوو ساڵی ڕابردوودا لە سۆشیاڵ میدیادا، ڕووبەڕووی جۆرێک لە مێژوونووسین و پڕۆژەی بەتورککردن بووینەتەوە کە کۆماری گەنجی ساڵانی سییەکانمان بیر دەخاتەوە، بەڵام بە ئاستێکی زۆر نزمتر لە ڕووی جیددییەتەوە. بینینی شوێنەواری چەمکێکی دامەزراوەیی نوێ کە لەلایەن یەکە پەیوەندیدارەکانی دەوڵەت و میکانیزمە شاراوەکانەوە ڕێکخراوە، بە هیچ جۆرێک کارێکی ئەستەم نییە.

بەڵام ئەمجارە هێزی خەیاڵکردنی نووسەرانی ئەم سیناریۆیە، بەراورد بە کۆنەکان، کەمێک زیاتر خەیاڵاوییە.

لە سەردەمی کۆماری نوێدا، شێوازەکە لانیکەم دامەزراوەیی بوو: بوونی کورد ڕەت دەکرایەوە و لە ڕێگەی تێزی "کوردەکان لە ڕاستیدا تورکی شاخاوین" هەوڵ دەدرا پێکهاتەی نکۆڵیکار و بەتۆرککەری دەوڵەت-نەتەوەی تاکڕەهەند بەهێز بکرێت. بۆ جێگیرکردنی پەیامەکە و پێدانی ڕواڵەتێکی زانستی، دامەزراوەکان دەخرانە گەڕ و دەیان کتێب و لێکۆڵینەوە و فەرهەنگی فەرمانی لەسەر یەک بڵاو دەکرانەوە. تەنانەت بۆ ئەوەی ئەم بانگەشەیە بە ڕواڵەتێکی جیددیی ڕۆژئاوایی بڕازێننەوە، شارەزایەکی ئەڵمانیی ساختە بە ناوی "دکتۆر فریتچ" لە وەزارەتی کۆلۆنیالیزمی پرۆسیاوە داهێنرا. دواتر دەرکەوت کە ئەو "شارەزا ئەڵمانییە" گەورەیە، کەسێک نەبوو جگە لە ناجی ئیسماعیل پیلیستەر، ئەندامی ڕێکخراوی تەیارەتی مەخسوسە. پیاوەکە دانیشتبوو و لەسەر مێزەکەی کارەکتەری "دکتۆر فریتچ"ی دروست کردبوو، کراسێکی "زانستیی ڕۆژئاوایی"ی کردبووە بەر و ئەدەبیاتێکی زەبەلاحی بۆ ساز کردبوو. شەپۆلی یەکەمی بەتۆرککردن بەم جۆرە چیرۆکانە بەڕێوە چوو؛ بەڵام کورد بەهۆی مێژوو و کولتووری ڕیشەداری خۆیەوە توانی بەسەر ئەم پرۆسەیەدا زاڵ بێت.

دیارە دوای تێپەڕبوونی سەد ساڵ و شکستهێنانی شەپۆلی یەکەمی بەتورککردن لە بەرامبەر کورداندا، بڕیاریان داوە "دۆزینەوەیەکی" تیۆریی نوێ بکەن. گێڕانەوە کۆنەکەی "تورکەکان لە ئاسیای ناوەڕاستەوە بە ئەسپیان هاتن و ئەم ناوچانەیان داگیر کرد" خراوەتە لاوە. ئێستا تێزە نوێیەکە ئەوەیە: "تورکەکان هەر لە سەردەمی سۆمەرییەکانەوە لەم خاکەدا بوون، بەڵام کوردەکان لە مێژوویەکی نزیکدا لە هیندستانەوە کۆچیان کردووە!"

لە سەردەمی زانیاریدا کە ناتوانرێت بوونی کورد بە تەواوی ڕەت بکرێتەوە، ستراتیژییەکە گۆڕدراوە: بوونی کورد قبوڵ کراوە، بەڵام ئەو پاساوە خراوەتە گەڕ کە "کوردەکان دواتر هاتوون".

باشە کەی هاتوون؟ لە سەردەمی سوڵتان سەلیمی یاووز! گوایە یاووز کوردەکانی لە هیندستانەوە هێناوە و لە کوردستان (!) نیشتەجێی کردوون... ئەوان ئەوەندە متمانەیان بە خۆیانە کە لەبەرچاویان نەگرتووە لە نەخشەکانی سەردەمی سەلجوقییەکاندا، کە سەدان ساڵ پێش یاووز بوون، ناوی "کوردستان" وەک پێناسەیەکی جوگرافیی فەرمی هەبووە و لە جیهانی دیجیتاڵیی ئەمڕۆدا هەر کەسێک بە چەند چرکەیەک گەڕان دەتوانێت بیبینێت.

لایەنی دووەمی ئەم بانگەشەیەی کە دەستیان پێکردووە، لە ناوەڕۆکی خۆیدا کۆمیدیایەکی لۆژیکییە: بانگەشەی ئەوە دەکەن کە گوایە تورکمانەکان لە ترسی زۆرداریی یاووز سوڵتان سەلیم لە ناوچەکە هەڵاتوون و تێکەڵی ئەو کوردانە بوون کە گوایە تازە لە هیندستانەوە هاتوون و "بوونەتە کورد". ئەمە چیرۆکێکی زۆر بێ بنەمایە کە لە هەر لایەکییەوە دەستی بۆ دەبەیت هەڵدەوەشێتەوە، تەنانەت لەگەڵ لۆژیکی خۆیشیدا ناکۆکە و هیچ پەیوەندییەکی بە میتۆدۆلۆژیای مێژووییەوە نییە.

سەرگەردانیی بێهیوایانەی گوتاری فەرمی لە درێژایی ساڵان و پەلەقاژەیان لە لیستی ناسنامە دروستکراوەکاندا، جێگەی سەرنجە: کوردەکان سەرەتا تورک بوون، دواتر کران بە ئەرمەنی، ماوەیەکیش وەک تێکەڵەیەک لە عەرەب و فارس و تورک ناسێنران؛ لە کۆتاییدا بڕیاریان دا ئەم گەلە تا دەکرێت لەم جوگرافیایە دوور بخەنەوە و وەک "کۆچبەرێکی چەوساوە" نیشانی بدەن. بەم شێوەیە دەیانەوێت شوێنی خاوەن ماڵ و میوان بگۆڕن و ئەو تێگەیشتنە لای کورد دروست بکەن کە ئەگەر "ژیر نەبن"، هەر ساتێک بێت دەکرێت دەربکرێن.

مێژووی جیهان لە ڕاستیدا بێگانە نییە بەم جۆرە چیرۆکانەی "دواتر هاتن / ڕەسەن نەبوون". ئەو هەوڵانەی بەریتانییەکان بۆ بە کەم سەیرکردنی ئیرلەندییەکان وەک چینێکی بێ شارستانی و نامۆ و دەستبەسەرداگرتنی موڵکەکانیان، یان هەوڵەکانی مێژوونووسانی ڕووسی لە سەردەمی قەیسەری و سۆڤیەتدا بۆ پچڕاندنی پەیوەندییە دێرینەکانی گەلانی قەوقاز بە زۆرەملێ و بەکارهێنانی قەڵەم، هەموویان پشت بە یەک فێڵ دەبەستن: سەرەتا شەرعییەتی مێژووییەکەیان لێ بستێنە، پاشان بوونیان لەو جوگرافیایەدا وەک میوانێکی ناخوازراو بناسێنە.

ڕەحیم جەوادبەگلی، کە لە تەورێزی ئێران لەدایکبووە و یەکێکە لە کەسایەتییە دیارەکانی ئەم تێزەی "کۆچکردن لە هیندستانەوە" و قۆناغە نوێیەکە، هەمان ڕێگەی کۆن و بێزارکەر بەکاردەهێنێت. (ناوبراو چالاکوان و نووسەرێکی بە ڕەچەڵەک ئازەریی ئێرانە و لەنێو بازنە نەتەوەپەرستەکانی تورکدا بە تێزە مێژووییە پەراوێزخراوەکانی ناسراوە.) لەو کتێبەی بە ناوی "ڕەچەڵەکی کورد" بڵاویکردووەتەوە، زمانەوانی و مێژوونووسیی ڕۆژئاوا بە ساختەکاری تۆمەتبار دەکات و هەوڵ دەدات لەسەر مێزێک ڕێگای هیندستان بۆ کوردان دیاری بکات. کێشەی جەوادبەگلی تەنیا لەگەڵ کورداندا نییە؛ ئەو شۆڤێنیستێکی دژە ئێرانیی تەواوە. لە نووسینەکانیدا فارسەکانیش وەک خەڵکی ڕەسەنی جوگرافیای ئێران نیشان نادات، بەڵکو وەک کۆمەڵێک دەردەخات کە دواتر هاتوون و خاکی تورانیان داگیر کردووە. بەڵام کاتێک ئۆغوزەکان لە سەدەی یازدەهەمدا تەنیا هاتنە ناو جوگرافیای ئازەربایجان، تەنیا لەژێر سێبەری میرنشینە ڕەسەنە کوردییەکانی وەک ڕەوادییەکان و شەدادییەکاندا توانییان بوونی خۆیان بپارێزن کە لەو کاتەدا هێزی ناوچەیی بوون. لەبری ئەوەی ڕووبەڕووی ئەم ڕاستییە مێژووییە ببێتەوە، پێی باشە ئەو بوونە دێرینە بە وەهمێکی فێڵبازانە لەناوببات.

ئەم ڕووکارە نوێیەی سیاسەتەکانی بەتورککردن؛ لەبری بەکارهێنانی توندوتیژیی جەستەیی یان قەدەغەکردنی زمان، ئامانجی قڕکردنی دەروونی و تیرۆرکردنی کەسایەتییە. عەقڵی ستراتیژی لەمەدا زۆر ڕوونە: ڕیشەکێشکردنی ناسنامەی کوردی لە ڕووی مێژوویی و کەلتوورییەوە، خستنە پێگەی "پارییا/میوان" بۆ کورد و وای لێبکرێت لە ڕێگەی ئەم هەستە بەکەمزانینەوە، کوردەکان لە ناسنامەی خۆیان شەرم بکەن... پێدەچێت گریمانەی ئەوە دەکرێت کە کۆمەڵگەیەک لە ناسنامەی خۆی شەرم بکات، "بە ویستی خۆی" دەبێتە تورک؛ چونکە هیچ ڕوونکردنەوەیەکی تری نییە.

بەڵام نابێت ناوەڕۆکی بابەتەکە لەبیر بکەین: ڕەچەڵەکی هیندی یان چینگەنەبوون شتێک نییە مرۆڤ پێی شەرم بکات؛ وەک هەر گەلێکی تری جیهان شایەنی ڕێزە. کێشەی سەرەکی لێرەدا ئەوەیە کە ئەم ناسنامانە وەک ئامرازێک بۆ سووکایەتیکردن بەکاردەهێنرێن و ڕەگەزپەرستییەکی ساختە لە بنەڕەتەوە دروست دەکرێت.

بە دڵنیاییەوە ئەم پیلانەش سەری نەگرتووە. نەوەی نوێی گەنجانی کورد، پێچەوانەی ئەوەی بیر دەکرێتەوە، خاوەنی هۆشیارییەکی مێژوویی بەهێزن. ئەوان لەبری ئەوەی بەرگری لە خۆیان بکەن یان هەست بە کەموکوڕی بکەن بەرامبەر بەم تیرۆرکردنی کەسایەتییە هەرزانانە؛ بەڵکو بە بەکارهێنانی بەڵگە مێژووییەکان، سەرچاوەکان و شیکارییە وردەکانیان، ڕاستەوخۆ گاڵتە بە خاوەنی ئەم ئیدیعایانە دەکەن و بێڕێزییان پێ دەکەن.

بە کورتی؛ ئەو "شەپۆلی نوێی بەعەرەبکردن و بەتورککردن"ـەی لەبەردەمماندایە، نە بیرۆکەیەکی ڕەسەنە و نە خاوەنی عەقڵێکی ستراتیژیی قووڵە. سەد ساڵ لەمەوبەر دەکرا چیرۆکی "دکتۆر فریچ"ـی ناجی ئیسماعیل بە زانستی نیشان بدرێت، بەڵام لە سەردەمی زانیاریی ئەمڕۆدا، نە "چیرۆکی هیندستان"ـی جەوادبەگلی و نە ئەو خەیاڵە ڕەگەزپەرستانەی کە پێیان وایە خەڵک بە شەرمەوە "دەستبەرداری ڕەچەڵەکی خۆیان دەبن"، ناتوانن بەرامبەر بە کۆمەڵگەیەکی هۆشیار خۆیان ڕابگرن.

با بە دووبارەکردنەوەی ئەو قسە بەناوبانگەى کارڵ مارکس کۆتایی پێ بهێنین: "لە مێژوودا ڕووداوەکان جاری یەکەم وەک تراژیدیا، جاری دووەم وەک کۆمیدیا ڕوو دەدەن." سەدەی ڕابردوو، بەعەرەبکردن و بەتورککردن کە لەسەر بنەمای سیناریۆکانی دکتۆر فریچ و هاوشێوەکانی بوو، بە دەرکردن، قەدەغەکردنی زمان و باجی قورس، تراژیدیایەکی تەواو بوو. ئەم شەپۆلە دووەمەش کە سیناریۆنووسانی سەر مێزەکان بە نەخشەی هیندستان، مۆنتاژی بۆلیوود و چیرۆکی "یاووز هێنای" هەوڵی بەڕێوەبردنی دەدەن، تەنیا کۆمیدیایەکی ڕووتە. گەلێک کە بە شکۆوە ڕووبەڕووی تراژیدیا بووەوە، بێدەنگ نەبوونی بەرامبەر بەم کۆمیدیا هەرزانەش، نیشانەی ئەوەیە کە سەرەڕای هەموو شتێک، هێشتا گاڵتەجاڕی شوێنێکی گرنگی لە ژیانماندا هەیە.

لەوانەیە تاکە ئەنجامی باشی ئەم هەموو سیناریۆ پڕ لە نەزانییە، یەکخستنی کورد بێت لە ڕووی نەتەوەیی و کولتوورییەوە بە شێوەیەک کە پێشتر نەبووە. نازانین بۆ ئەم عەقڵییەتە کە دەیەوێت ناسنامەکەمان لەبیر بەرێتەوە بەڵام بە پێچەوانەوە بیرەوەریی بەکۆمەڵ دەجووڵێنێت، دوعا بکەین یان سوپاسگوزاری بکەین.

New Wave Assimilation

It has caught your attention; for the past two years on social media we have been faced with a new historiography and assimilation project that rivals the youthful Republic of the 1930s, but whose level of seriousness has been considerably lowered. It should not be hard to see the reflections of a new institutional concept organized by the relevant state agencies and covert mechanisms behind it.

However, this time the scenario writers' imaginative power is a bit more fantastical compared to earlier ones.

In the early Republic era, the method was at least more institutional: the existence of Kurds was denied, and through the thesis that “Kurds are actually mountain Turks” the denialist and assimilatory structure of the monolithic nation‑state was attempted to be reinforced. To strengthen the message and give it a veneer of scientific legitimacy, institutions were mobilized, dozens of commissioned books, studies and dictionaries were published one after another. To add a Western stamp of seriousness to this claim, even a fictitious German expert named “Dr. Friç” was invented by the Prussian Colonial Ministry. It later turned out that this towering “German expert” was none other than Naci İsmail Pelister, a member of the Teşkilat‑ı Mahsusa. He sat at a desk, created the character “Dr. Friç”, draped a coat of “Western scientific” credibility over it, and produced a massive body of literature. The first wave of assimilation was carried out through such fabrications; however, the Kurds managed to overcome the process thanks to their deep‑rooted history and culture.

A hundred years later, after the first wave of Kurds slammed into the wall, it seems they have decided to make a new theoretical “discovery”. The old narrative that “Turks came on horseback from Central Asia and conquered these lands” has been put on the shelf. The new thesis now is: “Turks have been in these lands since the Sumerians, while Kurds migrated from India only in recent history!”

Because Kurdish existence cannot be completely denied in the information age, the strategy has shifted: Kurds exist, but the argument that they “came later” has been circulated.

When, then, did they arrive? During the reign of Sultan Selim I! Selim supposedly brought the Kurds from India and settled them in “Kurdistan” (!) … They are so confident that they claim maps from the Seljuk era, centuries before Selim, already contain an official geographical label called “Kurdistan”, which anyone can see with a few seconds of searching in today’s digital world.

The second dimension of this claim they have put forward is a complete comedy of logic in itself: they allege that Turkmen who fled the repression of Yavuz Selim in the region have mixed among supposedly newly arrived Kurds from India and claim to have “Kurdified” themselves. Whatever angle you try to grasp, what remains is an enormous capacity for fabrication that contradicts its own internal logic and bears no relation to historical methodology.

The desperate drift of the official discourse over the years and its wobble among a catalogue of invented identities is striking: first the Kurds were made Turkish, then Armenian, later declared a mixture of Arab‑Persian‑Turkish; finally, a decision was taken to push this people as far away from the region as possible and label them “migrant Gypsy/Pariah.” Thus the original inhabitants and the later arrivals would be portrayed as displaced, and a perception would be implanted that Kurds could be sent away at any moment for being “not smart enough.”

World history is actually not foreign to such “late‑coming / non‑autochthonous” narratives. The British labeling the Irish as an uncivilized, foreign pariah class and dispossessing them, and the tsarist and Soviet‑era Russian marauders’ attempts to sever the ancient ties of the Caucasian peoples by force of stick and pen, all rest on the same trick: first strip them of historical legitimacy, then declare their presence in the land a mere refuge.

Here, Rahim Cavadbeyli, born in Tabriz, Iran, one of the main figures of the “migration from India” thesis and of the new era, also employs the same stale method. (He is an activist‑writer of Iranian Azeri origin, known in Turkish nationalist circles for marginal historical theses.) In his book published under the title The Origin of the Kurds, he accuses Western linguistics and historiography of fraud and tries to draw an Indian route for Kurds at the desk.

Cavadbeyli’s grievance is not limited to the Kurds; he is a fully fledged anti‑Iranian chauvinist. In his writings he portrays Persians not as indigenous to the Iranian territory but as a community that arrived later and seized Turan lands.

However, when the Oghuz only arrived in the 11th century in the area of present‑day Azerbaijan, they were able to survive under the patronage of long‑standing Kurdish dynasties such as the Revvadi and Sheddadi, which held regional power. Instead of confronting this historical reality, he prefers to vaporize that ancient presence with a sly illusion.

This new facet of assimilation policies does not rely on direct physical violence or language bans; instead it pursues psychological genocide and reputation assassination. The strategic logic is crystal clear: to render Kurdish identity historically and culturally rootless, to place it in a “pariah/guest” status, and to make Kurds ashamed of their own identity through that sense of humiliation… Thus it is assumed that a community ashamed of its identity will “voluntarily” pledge allegiance to Turkishness; there seems to be no other explanation.

However, we must not lose sight of the core issue: being of Indian origin or being Romani is not something to be ashamed of; they are as worthy of respect as any other people in the world. The real problem here is the use of these identities as tools of degradation and the construction of a wholly fabricated racism.

Indeed, this argument does not hold up either. Today's new generation of Kurdish youth, contrary to popular belief, possesses a serious sense of historical consciousness. Rather than resorting to defensive posturing or feeling complexed over these cheap reputation assassinations, they mock the claimants themselves, discrediting them with the historical documents, sources, and sharp analyses they present.

In short, the so‑called “New Wave Assimilation” in front of us is neither an original idea nor does it embody any deep strategic thinking. A century ago, Naci İsmail’s fictional “Dr. Friç” could be dressed up with a veneer of scientific credibility, but in today’s information age, neither Cavadbeyli’s “India story” nor these racist fantasies that assume people will “re‑emerge” out of shame can survive before an aware society.

Let us finish by repeating Marx’s famous observation: “In history, events are tragedy the first time they happen, and comedy when they happen again.” The assimilation of the last century, built on the fiction of Dr. Friç and his derivatives, was a full tragedy marked by exile, language bans and heavy costs. The second wave that today’s desk‑bound screenwriters try to stage with Indian maps, Bollywood montages and “Yavuz brought” tales is pure comedy. The fact that a people who have shouldered tragedy with fate does not remain indifferent to this cheap comedy shows that humor still holds an important place in our lives.

Perhaps the only beneficial outcome of all these ignorant scenarios is that Kurds become more consolidated nationally and culturally than ever before. While the aim was to erase their identity, the very mindset that tries to do so may instead activate collective memory. Whether we should pray for this mentality or give thanks, it is hard to predict.

هم‌پذیری موج جدید

جلب توجه شما شده است؛ در دو سال گذشته در شبکه‌های اجتماعی با نگارشی جدید از تاریخ و پروژه‌ای برای هم‌پذیری مواجهیم که به جوانان جمهوری دههٔ ۳۰ شباهت دارد اما سطح جدیت آن به‌طرز چشمگیری کاهش یافته است. پشت این امر، واحدهای مربوطهٔ دولت و سازوکارهای پنهان که یک مفهوم نهادی جدید را سازماندهی کرده‌اند، می‌توانند بازتاب‌های خود را نشان دهند؛ این کار باید دشوار نباشد.

اما این بار قدرت تخیل نویسندگان سناریو نسبت به گذشته کمی بیشتر و خیال‌انگیزتر است.

در دوران جمهوری جوان، روش حداقل به‌صورت مؤسسه‌ای‌تر بود: وجود کردها انکار می‌شد و بر پایهٔ نظریهٔ «کردها در واقع ترک‌های کوهستانی هستند» ساختار تک‌گرا و انکارگر و همسان‌ساز دولت‑ملت تقویت می‌شد. برای تقویت پیام و افزودن جلوهٔ علمی، نهادها به کار گرفته می‌شدند، ده‌ها کتاب سفارش‌دار، پژوهش و واژه‌نامه به‌توالی منتشر می‌شد. حتی برای افزودن وزن غربی به این ادعا، یک متخصص آلمانی ساختگی به نام «دکتر فریچ» توسط وزارت مستعمرات پروس ساخته شد. بعدها معلوم شد که آن «متخصص آلمانی» بزرگ، در واقع نازی اسماعیل پلیستر، عضو تشکیلات خاص، بود. او نشسته بود، پشت میز «دکتر فریچ» را خلق کرد، سپس «علم غربی» را به آن پوشاند و ادبیات عظیمی ساخت. همسان‌سازی موج اول با این گونه ساختارها اجرا شد؛ اما کردها به‌دلیل تاریخ و فرهنگ ریشه‌دارشان توانستند این فرایند را پشت سر بگذارند.

پس از گذشت صد سال و وقتی که موج اول کردها به دیوار برخورد کردند، به نظر می‌رسد تصمیم گرفته‌اند به یک «کشف» نظری جدید دست یابند. روایت قدیمی «ترک‌ها از آسیای میانه سوار بر اسب آمدند و این سرزمین‌ها را فتح کردند» به کنار گذاشته شده است. نظریه جدید این است: «ترک‌ها از زمان سومریان در این سرزمین‌ها حضور داشته‌اند و کردها تنها در تاریخ نزدیک از هند مهاجرت کرده‌اند!»

در عصر اطلاعات، چون وجود کردها به‌طور کامل رد نمی‌شود، استراتژی تغییر کرد: کردها وجود دارند اما استدلال «بعداً آمدند» به گردش درآوردند.

پس چه زمانی آمدند؟ در دوره یاووز سلطان سلیم! یاووز کردها را از هند آورد و در کردستان (!) مستقر کرد... در دوره سلجوقیان، نقشه‌های صدها سال پیش از یاووز هم‌اکنون نام «کردستان» را به‌عنوان یک تعریف جغرافیایی رسمی داشته‌اند؛ این‌گونه که در دنیای دیجیتال امروز با یک جستجوی چند ثانیه‌ای می‌توانند برای همه دیده شوند، که این نشان از اعتماد به‌نفس بیش از حد دارد.

بعد از مطرح کردن این ادعا، بعد دوم آن کاملاً یک کمدی منطقی درون خود است: ترکمن‌هایی که از سرکوب یاووز سلیم در این منطقه فرار کرده‌اند، ادعا می‌کنند که به‌ظاهر بین کردهای تازه‌وارد از هند مخلوط شده و «کردی‌سازی» کرده‌اند. هر نقطه‌ای که از آن بگیرید، در دست‌تان یک توانایی فوق‌العاده ساختن روایت باقی می‌ماند که حتی با منطق داخلی خود نیز در تضاد است و هیچ ارتباطی با روش‌شناسی تاریخی، چه از نزدیک و چه از دور، ندارد...

سرکوب بی‌پناهانهٔ گفتمان رسمی در طول سال‌ها و نوسان در فهرست هویت‌های ساختگی، عبرت‌آمیز است: کردها ابتدا به‌عنوان ترکی، سپس به‌عنوان ارمنی شناخته شدند، مدتی به‌عنوان ترکیبی از عرب‑فارسی‑ترکی اعلام شدند؛ و در نهایت تصمیم گرفته شد که این مردم را تا حد امکان از این سرزمین دور کنند و به موقعیت «کوچ‌نشین/پاریا» مهاجر تبدیل کنند. به این ترتیب صاحب‌خانه و مهاجران جدید جابجا می‌شوند و سعی می‌شود این تصور در ذهن کردها القا شود که در صورتی که «عاقل نیستند» می‌توانند در هر لحظه فرستاده شوند.

در واقع تاریخ جهان به این نوع روایت‌های «پیدا شدن پس از زمان / عدم بومی بودن» غریبه نیست. توصیف ایرلندی‌ها توسط انگلیسی‌ها به عنوان طبقه‌ای پاریایی غیرتمدن‌پذیر و خارجی و از بین بردن مالکیت آن‌ها، و تلاش‌های روس‌های تخریب‌گر در دورهٔ امپراتوری و اتحاد جماهیر شوروی برای قطع پیوندهای باستانی مردم قفقاز با استفاده از چوب و قلم، همه بر همان حقه تکیه دارند: ابتدا مشروعیت تاریخی آن‌ها را سلب کن، سپس حضورشان در سرزمین را به پناهگاه تبدیل کن.

در اینجا همان نظریهٔ «مهاجرت از هند» و یکی از شخصیت‌های اصلی دورهٔ جدید، رحیم جاوَدبیلی زاده تبریز، ایران، همان روش کهنه را به کار می‌گیرد. (او یک فعال/نویسندهٔ اصیل آذربایجانی ایرانی است که در محافل ملی‌گرایان ترکی به‌دلیل نظریات حاشیه‌ای تاریخی شناخته می‌شود.)

در کتابی که تحت عنوان «منشأ کردها» منتشر کرده است، زبان‌شناسی غربی و نگارش تاریخ را به تقلب متهم می‌کند و سعی دارد در میز کار، مسیر هندی برای کردها ترسیم کند.

مشکل جاوَدبیلی محدود به کردها نیست؛ او یک شوفیست ضد ایرانی کاملاً سازمان‌یافته است. در نوشته‌هایش، ایرانیان را نه بومی جغرافیای ایران می‌داند و نه ساکن اصلی، بلکه جمعیتی می‌داند که پس از آن به سرزمین‌های توران غارت کرده‌اند.

اما اوغوزها زمانی که در قرن یازدهم فقط به سرزمین آذربایجان رسیدند، توانستند تحت سرپرستی دودمان‌های کرد قدیمی مانند رِوّادیل‌ها و شِدادیل‌ها که قدرت منطقه‌ای داشتند، وجود خود را حفظ کنند. به جای مواجهه با این واقعیت تاریخی، او ترجیح می‌دهد آن وجود کهن را با یک توهم مخفیانه تبخیر کند.

این مرحلهٔ جدید سیاست‌های هم‌پذیری؛ به‌جای اعمال خشونت فیزیکی مستقیم یا ممنوعیت زبان، هدفش ارتکاب یک قتل‌عام روانی و ترور اعتبار است. استدلال استراتژیک در اینجا بسیار واضح است: ریشه‌زدایی تاریخی و فرهنگی هویت کردی، قرار دادن آن در موقعیت «پری/میهمان» و از طریق این حس تحقیر، باعث خجالت‌زدگی کردها از هویت خود شدن... به این ترتیب، فرض می‌شود که جامعه‌ای که از هویت خود خجالت می‌کشد «به‌صورت داوطلبانه» به ترکیه‌گرایی می‌پیوندد؛ چون توضیح دیگری برای این رفتار وجود ندارد.

اما لازم است که جوهرهٔ مسأله را از دست ندهیم: ریشه‌دار بودن در هند یا رومی بودن چیزهایی نیستند که باید خجالت‌آور باشند؛ همانند هر ملت دیگری در جهان، شایستهٔ احترام هستند. مشکل اصلی این است که این هویت‌ها به‌عنوان ابزار تحقیر به کار گرفته می‌شوند و یک نژادپرستی ساختگی از پایه ساخته می‌شود.

در حقیقت این حساب هم درست نیست. جوانان کرد نسل جدید امروز، برخلاف تصور عمومی، دارای آگاهی جدی تاریخی هستند. به جای اینکه در برابر این قتل‌عام‌های ارزان‌قیمت اعتبار به دفاع بپردازند یا احساس کمبود کنند؛ با ارائه اسناد تاریخی، منابع و تحلیل‌های دقیق، خودشان با ادعاگران این نظریه‌ها به تمسخر می‌پردازند و اعتبارشان را از بین می‌برند.

به طور خلاصه؛ «هم‌پوشانی موج نو» که پیش روی ماست نه ایده‌ای اصیل است و نه حکمت استراتژیک عمیقی در بر دارد. صد سال پیش می‌توانست به داستان «دکتر فریچ» اثر نازی اسماعیل، جلوه‌ای علمی بدهند، اما در عصر اطلاعات امروز نه داستان «حکایت هندوستان» کاوادبیلی و نه این خیال‌پردازی‌های نژادپرستانه که فرض می‌کند مردم با شرمساری «تجلی» می‌کنند، نمی‌توانند در برابر یک جامعه آگاه پایدار بمانند.

بیایید با تکرار آن نکته مشهور کارل مارکس پایان دهیم: «در تاریخ، رویدادها در اولین بار تراژیک و وقتی تکرار می‌شوند به شکل کمدی تجربه می‌شوند.» قرن گذشته، هم‌پوشانی‌ای که بر پایهٔ روایت دکتر فریچ و مشتقات او بنا شده بود، با تبعیدها، ممنوعیت‌های زبانی و هزینه‌های سنگین، یک تراژدی کامل بود. این موج دوم که امروز نویسندگان صندلی‌نشین سعی می‌کنند با نقشه‌های هندی، تدوین‌های بالیوود و داستان‌های «یوز گوتری» پیش ببرند، صرفاً یک کمدی خالص است. اینکه مردمی که تراژدی را با شجاعت تحمل کرده‌اند، نسبت به این کمدی ارزان‌قیمت بی‌حس نباشند، نشانگر این است که طنز همچنان در زندگی ما جایگاه مهمی دارد.

شاید تنها نتیجهٔ مفید تمام این سناریوهای نادانی، این باشد که کردها را از نظر ملی و فرهنگی بیش از هر زمان دیگری متحد کند. آیا باید برای این ذهنیتی که قصد دارد هویت را فراموش کند اما به‌جای آن حافظهٔ جمعی را برانگیزد دعا کنیم یا سپاسگزاری کنیم، پیش‌بینی دشوار است.

الموجة الجديدة للاندماج

لقد لفت انتباهكم؛ ففي العامين الأخيرين على وسائل التواصل الاجتماعي، نواجه كتابة تاريخية جديدة ومشروع اندماج لا يقل طابعه عن شباب الجمهورية في الثلاثينات، لكن بمستوى جدية منخفض إلى حد كبير. لا يبدو من الصعب رؤية انعكاسات مفهوم مؤسسي جديد نظمته وحدات حكومية ذات صلة وآليات خفية.

لكن خيال مؤلفي السيناريو هذه المرة أكثر خيالاً مقارنةً بالسابقة.

في فترة الجمهورية الشابة، كانت الطريقة على الأقل أكثر مؤسسية: كان يُنكر وجود الأكراد، وتُستند إلى فرضية «الأكراد في الواقع أتراك من الجبال» لتثبيت بنية الدولة القومية الأحادية المتكبرة والمتجاهلة للانصياع والاندماج. لتقوية الرسالة وإضفاء طابع علمي، كانت المؤسسات تُعبّأ، وتُنشر كتب طلبية، ودراسات، ومعاجم متتالية. وحتى لإضفاء شرعية غربية على هذا الادعاء، تم اختراع خبير ألماني وهمي يُدعى «د. فريتش» من وزارة المستعمرات البروسية. تبين لاحقًا أن هذا «الخبير الألماني» الضخم لم يكن سوى ناسي إسماعيل بليستر، عضو في التنظيم الخاص. جلس الرجل على مكتبه وخلق شخصية «د. فريتش»، ثم ارتدى عليها «سترة العلم الغربي» ليؤلف أدبيات هائلة. تم تنفيذ الموجة الأولى من الاندماج بهذه الأساليب الخيالية؛ لكن الأكراد، بفضل تاريخهم العريق وثقافتهم، نجحوا في تجاوز هذه العملية.

بعد مرور مئة سنة واحتكاك الجيل الأول من الأكراد بالحائط، يبدو أنهم قرروا الخوض في "اكتشاف" نظري جديد. السردية القديمة "أن الأتراك جاءوا من آسيا الوسطى على ظهور الخيول وفتحوا هذه الأراضي" أُزيلت من الرف. الفرضية الجديدة الآن هي: "كان الأتراك موجودين في هذه الأراضي منذ السومريين، بينما هاجر الأكراد من الهند في العصور الحديثة!"

في عصر المعلومات، لم يعد من الممكن إنكار وجود الأكراد، لذا تم تعديل الاستراتيجية: الأكراد موجودون لكن تم ترويج حجة "وصلوا لاحقًا".

متى وصلوا إذن؟ في عهد يافوز سلطان سليم! يافوز جلب الأكراد من الهند واستقرّهم في كردستان (!). وفي عهد السلاجقة، كانوا واثقين إلى حد لا يُصدّق أن خرائط ما قبل يافوز بقرونٍ مضت كانت تحتوي بالفعل على تسمية جغرافية رسمية "كردستان"، وأنه يمكن لأي شخص اليوم في العالم الرقمي أن يراها ببضع ثوانٍ من البحث.

البُعد الثاني لهذه الادعاءات التي طرحوها هو كوميديا منطقية بحد ذاتها: يزعمون أن الأتراك التركمان الذين فروا من اضطهاد يافوز سليم في المنطقة، اختلطوا مع الأكراد الذين وصلوا حديثًا من الهند وادّعوا أنهم أصبحوا أكرادًا. مهما حاولتم الإمساك به، يبقى أمامكم قدرة هائلة على الاختلاق تتعارض حتى مع منطقها الداخلي ولا علاقة لها بالمنهجية التاريخية من بعيد أو قريب...

إن الانجراف العاجز للخطاب الرسمي على مر السنين والتمايل في كتالوج الهويات المصطنعة أمرٌ يُعدّ عبرة: فقد تم اعتبار الأكراد أتراكًا في البداية، ثم أُعلن أنهم أرمَن، ثم تم تصنيفهم في مرحلة ما كخليط من العرب والفُرس والأتراك؛ وفي النهاية تقرر إبعاد هذا الشعب قدر الإمكان عن هذه المنطقة ووضعهم في موقع "غجر/باريا مهاجر". وهكذا سيصبح صاحب الأرض والوافدون الجدد متناوبين، وستُزرع فكرة أن الأكراد يمكن إرسالهم في أي لحظة إذا ما ثبت أنهم "غير عاقل".

في الواقع، تاريخ العالم ليس غريبًا عن مثل هذه السرديات التي تتحدث عن "الوصول المتأخر / عدم الأصالة". تعريف الإنجليز للأيرلنديين كطبقة بارية غير متحضرة ومن أصل خارجي وتجريدهم من الملكية، وكذلك جهود الفاسدين الروس في عهد الإمبراطورية والسوفييت لقطع الروابط القديمة لشعوب القوقاز بالقوة والقلم، كلها تعتمد على نفس الحيلة: أولاً سحب الشرعية التاريخية من أيديهم، ثم إعلان وجودهم في الجغرافيا كملاذ مؤقت.

هنا يطبق رحيم جافادبيلي، المولود في طهران (تبريز) وإحدى الشخصيات الرئيسية في فرضية "الهجرة من الهند" ذات العصر الجديد، نفس الطريقة البالية. (هو ناشط/كاتب من أصول أذربيجانية إيرانية ويُعرف في الأوساط القومية التركية بآرائه التاريخية الهامشية.) في كتابه الصادر تحت عنوان "أصل الأكراد"، يتهم علم اللغة الغربي وكتابة التاريخ بالاحتيال ويحاول رسم مسار هندي للأكراد من مقعد المكتب. ليست مشكلة جافادبيلي محصورةً بالأكراد فقط؛ فهو شوفيني مناهض لإيران بشكل كامل. في كتاباته يصور الفرس ليسوا من السكان الأصليين لجغرافية إيران، بل جماعة جاءت لاحقًا واستولت على أراضي توران. ومع ذلك، عندما وصل الأوغوز إلى جغرافية أذربيجان في القرن الحادي عشر، تمكنوا من البقاء تحت رعاية دولات كردية عريقة مثل الريفاديين والشداديين الذين كانوا يملكون قوة إقليمية. بدلاً من مواجهة هذه الحقيقة التاريخية، يفضّل تمويه ذلك الوجود القديم بوهم خفي.

هذه المرحلة الجديدة من سياسات الاندماج؛ بدلاً من اللجوء إلى العنف الجسدي المباشر أو حظر اللغة، تستهدف ما يشبه جريمة نفسية واغتيالًا للسمعة. الفكرة الاستراتيجية هنا واضحة للغاية: نزع جذور الهوية الكردية تاريخيًا وثقافيًا، ووضعها في موقع «الباريا/الضيف»، ومن خلال هذا الشعور بالإهانة جعل الأكراد يشعرون بالخجل من هويتهم... وبالتالي يُفترض أن المجتمع الذي يخجل من هويته سي «يعتنق» التركية طواعية؛ لأنه لا يوجد تفسير آخر.

لكن لا ينبغي أن نغفل جوهر المسألة هنا: أن تكون من أصل هندي أو غجري ليس شيئًا يستحق الخجل؛ فكل شعب في العالم يستحق الاحترام. المشكلة الحقيقية هنا هي استخدام هذه الهويات كأدوات إهانة وبناء عنصرية مصطنعة من الألف إلى الياء.

وبالفعل هذا الحساب غير ثابت. جيل الشباب الكردي الجديد اليوم، على عكس ما يُظن، يمتلك وعيًا تاريخيًا جادًا. بدلاً من اللجوء إلى الدفاع أو الشعور بالتعقيد تجاه هذه الاغتيالات الرخيصة للسمعة، فإنهم يستخدمون الوثائق التاريخية والمصادر والتحليلات الحادة ليتعاملوا مباشرةً مع أصحاب هذه الادعاءات بسخرية ويقوضوهم.

خلاصة القول؛ ما يُدعى بـ«الاندماج بالموجة الجديدة» ليس فكرة أصلية ولا يحمل أي عقل استراتيجي عميق. قبل مئة عام كان من الممكن إضفاء طابع علمي على قصة ناتشي إسماعيل الخيالية «الدكتور فريتش»، لكن في عصر المعرفة اليوم لا يمكن لأي من «قصة الهند» التي رواها جافادبيلي ولا للخيالات العنصرية التي تفترض أن الناس سيشعرون بالعار ويستسلمون أن تظل صامدة أمام مجتمع واعٍ.

لنختتم بتكرار قول كارل ماركس الشهير: «في التاريخ تُعاش الأحداث في البداية كمأساة، وعندما تتكرر تصبح كوميديا». القرن الماضي كان الاندماج القائم على خيال الدكتور فريتش ومشتقاته نفيًا، وحظرًا للغة، وتكاليفًا باهظةً، وكان مأساةً كاملة. هذه الموجة الثانية التي يحاول كتاب السيناريو اليومي، من خلال خرائط الهند، ومونتاجات بوليوود، وحكايات «Yavuz getirdi»، أن يديروها، هي مجرد كوميديا صرفة. أن شعبًا يواجه المأساة بالواقعية لا يبقى غير متأثر بهذه الكوميديا الرخيصة، هو دليل على أن الفكاهة لا تزال تحتل مكانة مهمة في حياتنا رغم كل شيء.

كل هذه السيناريوهات الجاهلة قد تكون نتيجتها الوحيدة المفيدة هي توحيد الأكراد على الصعيد الوطني والثقافي أكثر من أي وقت مضى. هل ندعو إلى هذه الفكرة التي تريد نسيان هويتهم بل وتُفعّل الذاكرة الجماعية، أم نشكرها؟ من الصعب التنبؤ.

İlgili haberler